Konuk Yazar|Ana Sayfa


Konuk Yazar, 12 Temmuz 2001
Burak Erkut

BİR HÜZÜN HİKAYESİ

Teneffüs zili çaldı. Lisenin 3 – B sınıfından uzun boylu, siyah saçlı bir çocuk en son çıktı. Kantine gidip birşeyler aldı ve tek başına yemeye başladı. Kimdi bu çocuk? Neden yalnızdı?

Adı Barış’tı. Hep yalnızdı. Sınıfındaki Çağla’ya aşıktı. Düşünüyordu: “Sinemaya gitmeyi ona teklif etsem mi acaba?”

Sonra, bir süre daha bunu ertelemeyi, Cuma gece telefonda söylemeyi düşündü. Günlerden Cuma’ydı. Zil çaldı ve o da içeriye girdi. Başarılı bir öğrenciydi. Son ders zili çaldı.

İstiklal marşı da okunduktan sonra eve döndü. Düşündü, “Neden bizim kendi marşımız yok?”

O gece Çağla’yı aradıysa da aldığı cevap olumsuzdu. Ne şımarık şeydi bu kız. “İyi geceler Çağla... Ben Barış...”

“Hayrola karyola? Hahahahahaahaaaa...”

“Diyecektim ki...”

“Dur bağırma avaz avaz, neyi gördün a yaramaz...”

“Benimle sinemaya gitmeyi düşünür müsün?”

“Ben düşünüp de işini boklatanlardan değilim...”

“Ne diyorsun yani?”

“Gelmiyorum diyorum, cicim...”

“İyi geceler...”

“Kötü geceler. Hahahahahahaha....”

Umutsuzluk içinde telefonu kapattı. Bir an ölmeyi düşündü. Sonra, sabırlı olmayı düşündü. Ne de olsa sabrın sonu selametti. Aklına Erbakan geldi. Partisi defalarca kapatılsa da yılmamış, yeni partiler açmıştı.

Umutsuzdu. Hayattan ümidi kesmişti. Lise son. Hayatının en kötü günü müydü bu? Nereden bilirdi böyle olacağını?

Uyudu.

Sabah erken uyandı. Okulun bitişine birkaç hafta kalmıştı. – Sadece – Kalktı. Ödevleri bitirdi, ikindiye kadar derslerine çalıştı. İkindi teyzesi, kızı geldi. Ve yanında bir arkadaş. Gamze. İşte aradığımı buldum, diye geçirdi içinden. Hem güzel hem akıllı. Gamze tuvalete gidince, yeğenine onun yaşını sordu. Hay Allah, aralarında 10 yaş vardı. Onu derinden etkilemişti ama, ne olursa olsun. Onu seviyordu. Bütün gece onu düşündü. Ertesi hafta okulun son haftasıydı. Ertesi hafta da okula gitti.

Karneler alındığı gün Gamze yine onlardaydı. Yeğeninden, onun siyasi eylemlere katılan bir eylemci olduğunu duydu.

Yaz tatilindeydi artık. Oh be! İşte hepsi buydu. Annesi, yemeğin hazır olduğunu haber verdi. “Ey, anladık” dedi. Bu lafı hiç kullanmaz, üstüne üstlük çok nefret ederdi. “Ne biçim konuşma bu?”

“Amaaan yaa. İşte..”

“Ne iştesi, okulu bitirdin azdın hemen.”

“Tamam. Kes. Yemek ver bana.”

“Ne oluyor sana oğlum? Hiç anlayamadım..”

“Birşey olduğu yok yahu. Herzamanki halim.”

Yemeği yedikten sonra komşuları emekli tarihçi Cemil Bey’e gitti.

Cemil Bey bahçede oturuyordu.

“Merhaba Hocam.”

“O, hoşgeldin evlat. İyi ki de geldin. Yoksa ben ne yapardım? Tek başıma konuşmaktan annem ağladı.”

“Hocam, size bir soru soracağım.”

“Sor bakalım, eğer bilrisem cevaplarım.”

“Kendimden on yaş büyük birini seviyorum..”

“Bak evlat, ben de bir zamanlar köydeyken böyle bir şey başıma gelmişti. Ne yaptım? Ona, sevdiğimi söyledim. Aşkın yaşı yoktur. Yaşa göre aşık olamazsın.”

“Sonra ne oldu kıza?”

“Kızı babası başkasına verdi.”

“Ve”

“Ve kız da bana kaçtı.”

“Ondan sonra.”

“Sonrası yok. Kızın kocası, onu vurdu.Bense zor kurtuldum.”

“Çok sağolun Hocam.”

Bir süre daha anılarını dinledi Hoca’nın. Ve eve geri döndü. Ölümüne seviyordu Gamze’yi.

“Bir çıkmaza sürükleniyorum...” dedi.

Günden güne ruh hastası gibi hareketler yapıyor, kendi kendine konuşuyordu. Bir gün, içine kapanıklığından kurtulması için ailesi ona sürpriz yapıp bilgisayar almıştı.

Barış, kısa zamanda chat yaparak Demet adlı bir kızla tanışmıştı. Onunla buluşmak için sözleştikleri koruluğa gidiyordu.

Bir süre bekledikten sonra Çağla ve tüm sınıf geldi, “Şu ayran gönüllüye bakın. Hahahahahaaha” dediler.

Barış üzüntüsünü dışa vurmadan oradan ayrılır. İçlerinde, iyi olanlar vardı ama çoğunluğa uymuştu herkes. Olur mu böyle? “Tek umudum Gamze, tek aşkım Gamze.” Diye geçirdi içinden. Sonra aklına Cemil Hoca’sının sözleri geldi: Aşkın yaşı yoktur. Yaşa göre aşık olamazsın.

Ama Gamze’nin onu küçük bir çocuk olarak gördüğünü biliyordu. Fakat, atalarımız bu konu hakkında iki güzel söz söylemiştir: “Aşk yuvarlaktır” ve “Aşkın iki yüzü vardır. Bir tarafı görünür diğer tarafı görünmez.” Diye geçirdi içinden.

Eve girdi. Evde kimse yoktu. Kapının altında bir davetiye. Zarfı açar: Sayın Ali Serttaş ve Ailesi.

Kızımız Gamze’yle Oğlumuz Kerim...

Gerisini okuyamadı. Yüzü kireç gibiydi. Kalbinden bıçaklanmıştı adeta. Hayalleri yoktu artık, ne de aşkı.

Cemil Hoca’ya gidiyordu. Cemil Hoca, yerde yatıyordu. Ölmüştü. Bu gün Kara Talih vardı onda.

Yollarda yürüyordu. Evden iyice uzaklaşmıştı. Girne’ye baktı. Uçurumun kenarından. İçinden şunları okur:

artık yurdu ölümdür nerelere saklasam

aşk kuşunu...

*

kanım aşikar akar her akşam

kara geceye

bu yüzden bütün infazlar kanıksanmıştır

*

“ey söz hükmün mü kaldı”

hiçbir doğum yerini tutamaz bir ölü çocuğun **

Gün batıyordu. Gemiler gidiyordu, şairin dediği gibi:

Bir gemi kalkar bu limandan

Sessiz bir gemi...

Aşktı bu...

Yazı hakkında: Okuduğunuz bir köşe yazısı değil, öyküdür.

** Feriha Altıoklar’ın FERİHA ALTIOKLAR’IN ŞİİRLERİ: İÇ DÜNYAMIZA BİR YOLCULUK adlı şiir kitabındaki çeşitli şiirlerden alınmıştır.

Konuk Yazar|Ana Sayfa