Konuk Yazar, 12 Ağustos 2004 Halil Pasa | ||
Kıbrıslı Türk siyasi imgeleminde; AKEL’İN BÜYÜK GÜNAHI: 1 AKEL’DEN ŞOK AÇIKLAMA: Her defasında gizli kapılar arasında günler, haftalar ve bazen de aylarca süren görüşmelerde, her iki toplum liderinin, anavatanları desteğinde karar kıldığı “çözümsüzlüğün devamı”, ilk kez ters dönüyordu. Çünkü 24 Nisan 2004 tarihinde yapılacak referandum oylamasında, Kıbrıslılar kendi kaderlerine kendileri karar verebilecekti. Eğer Kıbrıslılar, hem güney, hem de kuzey’de yaşayanlar, federasyon temelinde sorunun çözümüne karar verirlerse, ada bölünmüşlükten kurtulacak ve adanın bütününe ilişkin AB üyeliği süreci başlayacaktı. Kıbrıslılara tanınan referandum fırsatıyla, liderlerin engeline takılmadan, ada halkının kendi kararı ve onayıyla ya “çözüm” gerçekleşecek, ya da eskiden liderlerde olduğu gibi çözümsüzlüğün devamı yönünde karar verilecekti. Bunun için de 24 Nisan 2004 tarihinde yapılacak referandumda, hem kuzey’de, hem de güney’de, hem Kıbrıslı Türklerin, hem de Kıbrıslı Rumların çoğunlukla “evet” oyu vermeleri gerekmekteydi. Referandum’da iki kesimden çıkacak bir “evet”in resmiyet kazandığı ilk andan itibaren, adada yeni bir sayfa açılacak ve yeni bir döneme girilecekti. Gerçekte, 1 Mayıs 2004 tarihine kadar çözüm olmasa da Kıbrıs’ın güney’inin AB üyeliğine girişinin garanti oluşu, bu tarihten itibaren, ada tarihinde zaten yeni bir siyasi dönemin başlayacaktır. Dolayısıyla 24 Nisan 2004 tarihinde yapılacak referandumdan “evet” ya da “hayır” çıksa dahi, adada yeni bir siyasi dönemin başlangıcı kaçınılmazdır. Eğer referandumda her iki coğrafyadan da “evet” çıkarsa; ada tarihinde yepyeni ve tam bir sayfa açılacak ve ada federal bir devlete dönüşürken ada bir bütün olarak AB üyesi olacaktır. Bu yepyeni siyasi gelişme, adadaki fanatik milliyetçi liderlerin (Denktaş ile Papadopulos) da sonu anlamına da gelecek ve anakronik milliyetçilik, liderleriyle birlikte, ada tarihinde ilk kez geriletilecek, yenilgiye uğratılacaktır. Referandumda bir tarafın “hayır” demesi halinde ise, bu adada çözümsüzlüğün devamı anlamına gelecek ve “fanatik milliyetçi” liderlerin bunca yıllık “çözümsüzlük de çözümdür” argümanları bir dereceye kadar haklı çıkacaktır. Fakat bu durumda bile ada tarihinde yine bir yeni bir sayfa, ama yarım bir sayfa açılacak, güney AB üyesi olurken, kuzey kendi bildik haline terk edilecek ve çözüm, eskisi gibi bilinmeyen bir tarihe ertelenecektir. Bir farkla ki artık Kıbrıs sorunu, sadece Kıbrıslıların kendi sorunları, ya da anavatanlarının her defasında taraf oldukları sorun olmanın yanında, aynı zamanda AB tarafından da içselleştirilmek zorunda kalınacak bir sorun olacaktır. Bu nedenle de, referandum sonrasında öyle ya da böyle, Kıbrıs sorunu için siyasi tarihte yeni bir döneme girileceği kaçınılmazdır. Tarih 10 Nisan’dı. Referanduma iki hafta vardı ve kuzey’in sivil toplum örgütleri, sendikaları ve siyasal partileri, toplumun diğer kesimlerini de peşlerine takarak, kendi acil ev ödevlerinin, 24 Nisan’daki kuzeyin referandumundan, “evet” oylarının daha çok çıkması için büyük bir zevk ve özveri ile çalışmaktaydılar. “Turkcell” abonesi olduğum cep telefonuma öğleye doğru ulaşan mesajda; AKEL’in 24 Nisan’da yapılacak referandumun iki ay ertelenmesini talep ettiği ve eğer bu isteği kabul edilmezse, referanduma sunulacak olan Annan Planı’na “hayır” çağrısı yapacağı yazıyordu. Haber; sadece benim cep telefonuma mesaj olarak değil, 24 Nisan 2003 tarihli Annan Planı ile ilgili Referandum oylaması tartışmalarının ve çalışmalarının doruğa çıktığı bir anda, kuzeyin siyasi gündemine adeta şok edici bir bomba etkisi yaratarak düşüyordu. İki hafta sonraki referandumda, Kıbrıs’ın kaderi oylanacaktı. Sadece Kıbrıslı Türklerin ya da Kıbrıslı Rumların evet demesi, çözüm için yeterli değildi. İsviçre’nin Burgenstock beldesinde kabul edilmiş haliyle (Annan Planı’nın 5. versiyonu) bir BM Planı olan “Annan planı temelinde bir federal çözümle adanın kuzeyinde ve güneyinde yaşayan insanların, çoğunluğunun “evet” demesi halinde, BM planında öngörülen takvime bağlı olarak ada birleşecek ve adanın tümünde AB üyeliği gerçekleşebilecekti. Bu referandum Kıbrıslılar için çok önemli bir fırsattı ve tarihi bir öneme sahipti. Çünkü Referandum’la, ada tarihinde ilk kez adalılara, Kıbrıslılara, çözüm isteyip istemedikleri, birlikte yaşamayı arzulayıp arzulamadıkları konusunda fikirleri sorulacaktı. Kıbrıslılar da tarihlerinde ilk defa kendi adlarına aracısız bir şekilde, “öteki” veya “komşu” ile birlikte yaşamak isteyip istemediklerine karar vereceklerdi. Ya Referandumda “evet” diyerek birlikte yaşamayı kabul ettiklerini ifade edecekler, ya da referandumda “hayır” oyu kullanarak, ayrılığa ve bölünmüşlüğe şimdilik kaydıyla onay verip, adadaki çözümü, tarihi belirsiz bir süreye erteleyeceklerdi. Yarım asırdır savaşların, çatışmaların, ölümlerin, korkuların, düşmanlıkların yaşandığı, ama tüm bunların yanında ada yerlilerinin rahat bırakıldıkları anlarda komşuluk ve dostluk ilişkilerini de çoğu zaman büyük bir coşku ile paylaştıkları bu coğrafyada, aradan geçen 29 yıl sonra, 23 Nisan 2003 tarihinde kapıların açılması ile şu gerçek ortaya çıkmıştı. “Dışarıdan olumsuz müdahaleler ve provokasyonlar yapılmazsa, kuzey ve güneydeki halkın çoğunluğu kötü değil iyi komşu olmaya, sosyal hayatta iyi ilişkiler kurmaya hazırdır.” Adada çözüm için siyasi konjonktürün çok elverişli olduğu bir dönemden geçilmekteydi. Yıllardır her iki coğrafyanın özellikle solcuları tarafından barışın en büyük engeli ve toplumsal düşmanlıkların en büyük suçlusu olarak ilan edilen ve adanın bölünmesinden sorumlu tutulan emperyalistler (ABD ve İngiltere) basında her gün, açıkça sorunun çözümünden, adanın birleşik olarak AB üyeliğinden yana olduklarını açıklıyorlardı. Dahası iki toplumun kendi geleceklerine karar verecekleri “referandum hakkı”nın tanınmasını, bu hakkın tanınmasına karşı çıkan liderlere rağmen (özellikle Denktaş) destekledikleri gibi, şimdi de, referanduma “evet” denmesi çağrısında da bulunarak Kıbrıs sorunun çözümü lehinde siyasal demeçler vererek, Annan Planı’nın kabulü ve adanın AB üyeliğine bir bütün olarak katılımı lehinde yoğun bir diplomasi trafiği içerisindeydiler. (1) .............................................................. Referandumda her iki toplumdan ayrı ayrı çoğunlukla “evet” oyu çıkarsa, adanın geleceği yeni baştan çizilecekti. Referandumda herhangi bir tarafın “hayır” demesi halinde ise, güney tek başına AB üyesi olurken, kuzey, kendi tanınmayan devleti ve artık yaşamak istemediği statükosu ile kaldığı yerden devam etmek zorunda kalacaktı. Ada’da yapılacak referandumdan dolayı politik tansiyon, özellikle acil bir değişimin talep edildiği kuzey’de, tavana vurmuştu. Mitingler, gösteriler, köylerde “barış ateşleri” yakmalar, radyo ve televizyonlarda başlayıp ayaküstü sokaklarda ve evlerde devam eden hararetli tartışmalarla, referandum adanın kuzey’inde, toplumun çoğunluğu tarafından adeta büyük bir umut ve heyecanla karşılanıyordu. Kuzey’deki halk, 1974 yılından bu yana, ilk defa bu kadar çok politize olmuş ve Kıbrıs sorununun çözümü lehinde ilk kez bu kadar etkin bir şekilde ağırlığını koymuştu. AKEL, Kıbrıslı Türklerin siyasi imgeleminde, genel politikaları içerisinde soyut da olsa, barışı arzulayan söylemleri, solcu ve barışçı parti kimliği ile algılanan bir partiydi. Hele de kapıların açılmasından sonra, Zülfü Livanelli’nin bu parti tarafından Lefkoşa’da örgütlenen konseri iki toplumun yakınlaşması için muhteşemdi. Konserde parti sekreteri Hristofyas’ın “ortak vatan”dan ve iki toplumun birlikte yaşayabileceğinden, barışın yakın olduğundan bahsetmesi, kuzeydeki solu AKEL’in referandumdaki “evet”i için umutlandırıyordu. Hatta AKEL’in “hayır” diyeceğini açıkladığı ana kadar, Kıbrıslı Türklere göre AKEL’in “evet”i adeta “çantada keklik”ti. (2) Şimdi başa dönelim. Referandumdan iki hafta öncesine. 10 Nisan 2004 tarihine. AKEL’in referandumda “hayır” diyeceğinin duyulması ile, Kıbrıs’ın kuzeyinde referandum için “evet” çalışmasına hızlı bir tempoda devam eden siyasal partiler, sivil toplum örgütleri ve bireylerde bir anda büyük bir hayal kırıklığı yaşanmaya başlar. AKEL’in referandumda “hayır” diyeceği haberiyle, AKEL’in “evet”ini garanti sayan Kıbrıslı Türkler ve özellikle Kıbrıslı Türk sol çevrelerde büyük bir şaşkınlık olur. Haber kuzeyde, özellikle de kuzeyin tüm sol çevrelerinde büyük bir düş kırıklığı ve demoralizasyon etkisi yaratmakta gecikmez. O ana kadar güneyin, kendisinden daha ileri “demokrasi” ve ekonomik gelişmişlik ortamına bakarak, referandumda, “milliyetçilik” salvolarından daha az etkileneceğini sanan Kıbrıslı Türk solu, böyle düşünmekle yanıldığını fark eder. Kıbrıslı Türk solu, referandumda “evet” ya da “hayır” diyerek, adalılara, tarihlerinde ilk kez “çözüm” ya da “çözümsüzlüğe devam” şeklinde tanınan bu fırsatın olumsuz kabul edilen “hayır”ına üstelik de eski bir “EOKA”cının tek konuşması ile etkilenebilecek bir komşuya sahip olduklarını fark edince adeta şaşırıp kalırlar. Kıbrıslı Rumların ikna edilmesinde ise Kıbrıslı Türkler tamamen çaresizdirler. Çünkü şimdiye kadar iki toplum arasında tek dille konuşan örgütlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdır. Böylece adada “barışın önünü açacak” bir proje olacak ve belki de ileride sürekli tek somut çözüm planı olarak yeniden gündeme gelebilecek Annan Planı, sadece “Elen Milliyetçiliği”nin temsilcisi Papadopulos tarafından değil, aynı zamanda onun toplum üzerindeki etkisinden çekinen hükümet ortağı AKEL tarafından da reddediliyordu. Bir zamanlar Kıbrıs sorunu konusundaki çözüm önerilerini reddeden kendi milliyetçi liderlerini emperyalizmin işbirlikçisi diye suçlayan AKEL’in, şimdi çözümsüzlük konusunda hangi emperyalistleri ve işbirlikçileri sorumlu tutacağı doğrusu merak konusuydu. Sahi AKEL referandumdaki “hayır” çağrısını yaparken, bu defa ki çözümsüzlükten hangi siyasi güçleri sorumlu tutacağını, gerekçeleri ile birlikte, açık ve net bir biçimde dillendirmiş miydi? Öte yandan AKEL’in ilk anda referandumda “hayır” diyeceği haberi duyulduğunda, Kıbrıslı Türk solunda bu karar, bu partinin sonradan değiştirebileceği bir karar olarak da algılanmıştı. Ancak, AKEL’in referandumda “hayır” diyeceği haberinin bir şaka olmadığı anlaşıldıktan sonra, kuzeyin çeşitli sivil toplum örgütleri ile siyasal partilerine dağılmış “evet”çi taraftarları, AKEL’in referandumdaki “hayır”ına getirdiği gerekçeleri açık ve yeterli bulmuş olmayacak, “hayır” kararına neden olacak ve hiçbir AKEL tarafından yeterince açıklanamayacak daha önemli gerekçelerin başka neler olabileceğini düşünürler.
................................................................. (1) ABD Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston’un ile İngiltere’nin Kıbrıs Yüksek Komiseri Lord David Hannay’ın, İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw’un sorunun Annan Planı temelinde çözümü konusunda çok yoğun bir diplomasi trafiği yürüttükleri, 2004 yılı ilk dört ayında gerek ada ve gerekse “anavatanların” basınında çıkan günlük medya haberlerinden rahatça anlaşılabilir. 16 Nisan 2004 tarihinde Radikal gazetesinin Londra kaynaklı haberinde Jack Straw, Kıbrıslı Rumları adada tarihi çözüm fırsatını kaçırmamaya çağırır, Avrupa’nın birleşik Kıbrıs’ı kucaklamaya hazır olduğunu belirtirken: “ Berlin Duvarı’nın yıkılması Avrupa’da en büyük reform ve dönüşüm dalgasının başlangıcı oldu. Birleşik bir Kıbrıs 1 Mayıs’ta AB’ye üye olursa 30 yıldır süren sancılar sona erecek” diyordu. Yine aynı tarihli Radikal gazetesinde ABD Dışişleri sözcüsü Richard Boucher “Bu antlaşmayı desteklemek için elimizden geleni yapacağız” diyor ve ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın M. Ali Talat, Hristofyas, Anastasiades, Vasiliu, Klerides ile bizzat telefon görüşmesinde bulunduğu haberi veriliyordu. AB Komisyon’u Başkanı Romano Prodi, AB’nin genişlemeden sorumlu komiseri Gunter Verhaughen de özellikle referandumda “hayır” demeye hazırlanan Kıbrıs Rum hükümetine bunun bedeli olacağını ve “hayır” diyen Kıbrıslı Rumlar olması halinde, güneyin bu bedele katlanmak zorunda kalacaklarını basın kanalıyla duyuruyordu (2) Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, AKEL’in “hayır” kararından bir kaç gün önce çıktığı Türkiye’nin ATV Televizyonu kanalında, ünlü haber spikeri Ali Kırca’nın Kıbrıs’taki referandumla ilgili sorularına verdiği yanıtta; AKEL’in Annan Planı’na “evet”inin garanti olduğunu, DİSİ’nin de “evet” kararını almasının an meselesi olduğunu ve hatta referandumda, güney’deki “evet”in kuzeydekinden daha yüksek çıkacağını söylemiştir. copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||