Konuk Yazar, 26 Ağustos 2004 Halil Pasa | ||
Kıbrıslı Türk siyasi imgeleminde; AKEL’İN BÜYÜK GÜNAHI: 2-3 .....................................................................2.. ................................................................... AKEL ELEN MİLLİYETCİLİĞİNE TESLİM OLUYOR: Kıbrıslı Türk solcular, milliyetçiliğin azgelişmiş ve ekonomisi kötü toplumlara özgü bir fenomen olmadığını, aynı zamanda ekonomik olarak zengin toplumların da taşıyabileceği bir hastalık olduğu gerçeğini, kendi siyasi pratikleri olan referandum sürecinde yaşayarak öğreneceklerdir. Hele de güney’de en büyük solcu kimliği ile öne çıkan AKEL gibi bir partinin, milliyetçiliğin kendi toplumundaki etkisine teslim olup, çözümden yana tavır almaktan vazgeçmesi bunun bir örneğiydi. Kıbrıslı Türk solu; Papadopulos gibi sicilli ve uzlaşmaz bir eski EOKA’cının ve de fanatik bir “Elen Milliyetçisi”sinin “sert hayır”ı karşısında, kendi partisinde “Stalinist demokrasisi” ile ünlenmiş Hristofyas’ın “yumuşak hayır” çağrısı yaparak gerilemesini, iktidarın “güç” olmak yanında, aynı zamanda “kirleten” bir fonksiyona da sahip olduğunu, çok acı da olsa bu örnekle görmekteydi. Kıbrıslı Türkler böylece güneydeki “evet”in garanti olmadığını, güneyin “evet”inin, kuzey’in “evet”inden, şimdi AKEL’in “hayır” kararı ile çok daha kritik ve çok daha önemli olduğunu anlarlar. Çünkü Kıbrıs’ın, Kıbrıslıların kaderini değiştirecek bu antlaşma ancak referandumda iki “evet” ile hayat bulacaktır ve güney’in “en soldaki” en büyük kitle partisi “evet” değil “hayır” çağrısı yapmaktadır. ........................................................................... AKEL referandumda neden “hayır” diyecekti? AKEL solcu bir parti değil miydi? AKEL çözümden yana ve Kıbrıs’ın en barışçı partisi değil miydi? AKEL, adada çözüm ve barış lehindeki söylemleriyle, kendi fanatik milliyetçilerinin EOKA ruhunu taşıyanların, Elen Milliyetçilerinin, “Türk dostu” suçlamalarının hedefi olmuş bir parti değil miydi? AKEL adanın bağımsızlığını ve de askersizleştirilmesini savunan düşüncelere sahip bir parti değil miydi? AKEL çözümden yana, barışçı, solcu kimliğiyle, emperyalizmin adayı “böl ve yönet” politikalarına karşı çıkarken, bu özelliklerinden dolayı geçmişte kendi fanatik milliyetçi örgütlerinin (EOKA) silahlı saldırılarına uğrayarak bir çok yaralı ve ölü vermiş bir parti değil miydi? AKEL daha birkaç gün önce gözlerinde yaşlarla Bursa’da referanduma “hayır” deme çağrısında bulunan Denktaş’la, bu olayın üzerinden 24 saat geçer geçmez onu takip ederek televizyonlardan Kıbrıslı Rumlara hitap ederek konuşmasının sonunda gözlerinde boncuk boncuk yaşlarla Kıbrıslı Rumları “hayır” demeye azmettiren Papadopulos’un peşinden koşmakta olduğunun farkında değil miydi? Kıbrıs’ı “bölüp yöneten” günahkarlar emperyalistlerse, yıllardır milliyetçi fanatizmin gaileleriyle bölünüp de yönetilmeye hazır bir toplum yaratan liderlerin peşinden gitmek, Denktaş ile Papadopulos’un “hayır” çağrısına destek olmak de ne demek oluyordu? Hele de AKEL’in referandumdaki “hayır” çağrısının siyasi sonuçlarına ilişkin olası seçenekler düşünüldüğünde; “birleşmek” ya da bunu “belirsiz bir süreye ertelemek”, “çözüm” ya da çözümsüzlük”, “ortak vatan” ya da “ayrı ve bölünmüş vatan”a devam “adanın askersizleştirilmeye başlanması” ya da “militarizmin denetlenemez silah ve cephanelik üssü” olarak kalmaya devamı, “adanın tümünün AB’ne katılması” yada “sadece güney’inin, yani Kıbrıs Rum yarısının üyeliği” vb... olası seçenekler arasında, hep birinci seçeneklerin aleyhine, ikincilerin lehine gelişecek bir siyasal sürece neden olunmayacak mıydı? Kıbrıs Türk solu ve “evet”cileri, çözüm lehindeki Kıbrıslı Türk göstericiler, AKEL’in “evet”ine garanti olarak bakarken, sağın merkez partisi DİSİ’nin de olası bir “evet”i ve nihayet eski Cumhurbaşkanı Vasiliu ile önceki hükümetin sözcüsü Papapetru gibi güney’in etkili siyasi liderlerinin referandumdaki “evet” çağrılarının, Güney’de, kuzeydekinden daha güçlü bir “evet”in çıkmasını sağlayacağına kendilerini tam alıştırmaya başlamışlardı ki... Papadopulos’un milliyetçi çıkışından etkilenen Kıbrıs Rum halkının büyük bir coşku ile ve AKEL’in de bir şekilde “hayır” çağrısı yaparak bu sürece koltuk değneği olmasıyla büyük bir şaşkınlık ve siyasi çaresizlik içerisine düşerler. AKEL Merkez Yönetim’inin “hayır” kararı, sadece güney’de çözüm lehindeki olumsuz havayı tetiklemekle kalmamış, kuzeyde “evet” lehindeki olumlu havanın moral motivasyonunu da olumsuz yönde etkilemişti. Cep telefonuma gelen AKEL’in yönetiminin referandumda “hayır” çağrısı yapan mesajını bir kaç kez açıp yeniden okudum. Her okuyuşumda, hayal kırıklığımın daha da arttığını, sinirlerimin daha bir gerildiğini hissediyordum. Belli ki AKEL, daha önce Politbüro’sunda oyçokluğu ile aldığı “evet” kararından, Parti Merkez Yönetim Kurulu’ndaki toplantısında geri adım atmış ve ani bir dönüşle “hayır”a meyletmişti. Belli ki Merkez Yönetim’inde etkili birkaç siyasi lider ağırlığını koymuş ve oy çokluğu ile “evet”in, “hayır”a dönmesine neden olmuştu. Söylenen Papadopulos’un televizyon konuşmasının güney’de “hayır” lehinde yarattığı büyük etkiydi. Papadopulos’un televizyon konuşmasından Kıbrıs Rum halkı etkilenmiş ve kendi devletine, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne sahip çıkmaya karar vermişti. AKEL ve DİSİ gibi, güneyin en büyük iki partisinin, merkez sol ve merkez sağ partilerin, hala referandumda “evet” mi, “hayır” mı kararı alacaklarını düşünüp tartıştıkları bir anda, Papadopulos’un buğulu gözlerle televizyonlarda canlı olarak yaptığı konuşma, referandumda rüzgarın, sert ve güçlü bir “hayır”a yönelmesine yol açmıştı. Halbuki Kıbrıslı Türkler birkaç gece önce Denktaş’ın Bursa şehrinde referanduma “hayır” derken Türkiye televizyonlarında döktüğü gözyaşlarına bakıp, aynı timsah gözyaşlarının Papadopulos tarafından PIK televizyonlarındaki canlı görüntüsünün tekrarını komik karşılayıp gülmüşler ve hatta bir gün sonraki ayaküstü sohbetlerinde, bu iki yaşlı “inatçı keçi”nin milliyetçi söylevlere karışan gözyaşları ile “dalgalarını” bile geçmişlerdi. Ancak Kıbrıslı Türkler için komik olduğu için alaya alınan Papadopulos’un konuşmasının sonundaki “buğulu gözleri”, ne yazık ki Kıbrıslı Rumlar’ın “hayır”ını tetikleyen bir etkili bir siyasal ajitasyondu. Kendi liderlerinin gözyaşlarının timsahlığına çoktan karar vermiş Kıbrıslı Türklerin, kendinden daha demokratik bir yönetime ve daha ileri bir yaşam tarzına sahip komşularının, siyasi liderlerinin benzeri gözyaşlarında kahramanca bir tutum keşfetmelerini yadırgıyorlardı. Ama bu iki farklı tutum, iki toplumun farklı siyasi düşüncelere sahip olduklarının ve çözüm konusunda da çok farklı beklentilere sahip olduklarının bir göstergesi olarak kabul edilebilirdi. Tabii ki ve çözüm için ayağa kalkan Kıbrıslı Türk solu için bu durum oldukça acı vericiydi. Güney’de Papadopulos’un söylemi ve gözyaşları ile kabaran milli duyguları, bu eski EOKA’cının duyguları nüksetmiş adamın peşinden gitmeleri, AKEL’in de bu sürece destek vermesi, Kıbrıslı Türklerin imgeleminde trajik bir durum ve büyük bir üzüntü kaynağı oluyordu. Kuzey’de Denktaş’ın “devlet”ini ilga ettirmeme inadına son cümlelerinde kattığı gözyaşları kuzeyde ciddiye alınmazken, Papadopulos’un konuşmasını bitirirken “boncuk boncuk” biriken gözyaşlarının ekrandaki görüntüsünün güneyde büyük bir ajitasyona dönüşmesi, adadaki çözüm hayallerinin de her zamanki bilinen “çözümsüzlük” sonucuna doğru hızla ilerlediğini gösteriyordu. Kıbrıs sorununa her çözüm arayışında, liderlerden birisinin son anda “oxi” ya da “hayır”ı, ya da masayı terk etmesiyle adadaki çözümsüzlük de sürüyordu. Şimdi ilk defa iki topluma, ada insanlarına, çözüm isteyip istemedikleri soruluyordu ve onlardan somut ve federal içerikli bir çözüme planına “evet” ya da “hayır” demeleri isteniyordu. Denktaş ve Papadopulos’un referandumdaki güçlü “hayır” çağrılarına AKEL’in de katılması ile, özellikle güney’in “hayır”ı güçleniyor, eski oyun sanki yeniden ve bir kez daha tekrar oynanmış olacağı aşikar hale geliyordu. (1) Dünyanın Kıbrıs sorunundaki son siyasi algılaması da galiba en kaba şekliyle böyleydi. ........................................................ AKEL’in referandumdaki “hayır” çağrısı, onun Elen Milliyetçiliğine teslim olmasına yol açarken, kuzey’in de tepkisel milliyetçi yönelimlere girmesinin önü de açılmış olmayacak mıydı? AKEL referandumdaki “hayır”ı ile, kuzeyin iki yıldır unuttuğu, hatta vazgeçtiği milliyetçiliğine dönüşüne sanki de davetiye çıkarıyordu. AKEL Referandumdaki “hayır” çağrısı ile Kıbrıs’ın bölünmesinde, Kıbrıslıların acı çekmesinde en büyük günah olan milliyetçiliğe teslim oluyordu. En büyük günahkarın, eski ve değişmeyen bir EOKA’cının, seçimlerde değiştiğini nutuk ederek desteklenmesi, Başkan seçilmesi ve bütün bunların gerçekleşmesinde kendini Emekçi Halkın İlerici Partisi olarak tanıtan AKEL’in büyük rolü vardı. AKEL yöneticileri şimdi de, referanduma iki hafta kala, Papadopulos’un “hayır”ına takılarak, Kıbrıs Türk soluna yüz çeviriyorlardı. AKEL, solcu, ancak ondan da önce kendi ulusunun solcusu bir parti olduğunu anlatmak istercesine ulusçuluğunu solculuğunun önüne çıkaran bir tutum alıyordu. Bu haliyle AKEL’in solculuğu, Kıbrıslılık’la, dahası, Kıbrıs’ın güneyindeki Elen’lerin ulusal-toplumsa çıkarlarıyla sınırlı bir solculuktu ve evrensel olmaktan uzaktı. Dolayısıyla AKEL’in Kıbrıslı Türk solcularla birlikte dayanışmaktan çok, kendine oy veren Kıbrıslı Rumların “nabzına göre şerbet vererek” hareket etmesi söz konusuydu. AKEL bir zamanlar Kıbrıs’ın bölünmesine neden olan aktörlerden kendi milliyetçi günahkarlarının değiştiğini iddia ederek, ama onların milliyetçi gailelerle yeni çözümsüzlüklerinin peşine takılarak, Kıbrıs’ın bölünmüşlüğünün devamı için işlenen günaha ortak oluyordu. AKEL’in bu tutumu, Kıbrıslı Türk solu içerisinde filiz atan “Kıbrıslılık”, “ulus üstücülük”, “evrensellik” vb. kavramları köreltmeye yararken, tepkisel bir “Türk” ve “Kıbrıslı Türk milliyetçiliği”ni de tetikleyecektir. Kıbrıs’ta yaşayan insanlara ada tarihinde ilk kez fikrinin sorulacak olması ve böyle kritik bir dönemde AKEL’in “hayır” oyu verme çağrısı, Kıbrıslı Türkleri, referanduma iki hafta kala çok büyük bir açmazla karşı karşıya bırakır. Bu siyasi gelişmeler ise, adada, tam da AB üyeliğinin gerçekleşmesinin arifesinde milliyetçiliğin nüksetmesine yol açacak söylemleri gündeme getirir. AKEL’in referandumda “hayır” diyeceğini açıklaması ile Kıbrıslı Türk solunda nükseden “siyasi alınganlık” hızlı bir biçimde yükselirken, bu alınganlık kendi içinde milliyetçi argümanlara da aralık bir kapı bırakır. Güney’de kendi halkının, kendi toplumunun, kendi ulusal çıkarlarını savunan bir sol örgüt varsa neden kuzeyde de sol böyle bir siyasi yol takip etmesindi? Güney’deki sol, AKEL, üstelik de en büyük parti olarak, Papadopulos gibi eski bir EOKA’cı, uzlaşmaz ve “Elen Milliyetçi”si bir lider ile siyasi ittifak yapıp ve de ortak hükümette yer alırken, neden Kıbrıslı Türk solcuları için de bu bir örnek olmasındı? Kıbrıs Türk siyasi imgeleminde AKEL’in oportunizmi, pragmatik milliyetçi tutumu, Kıbrıs Türk soluna da benzer günahları işlemesi için fırsat veriyordu. Çünkü AKEL’in güneyde yaptıklarına bakarak, kuzeyde solun Denktaş ile Kıbrıs sorununda siyasi ittifakı, ya da oğlunun partisi ile hükümette ortaklık kurmak doğal sayılmalıydı. AKEL Papadopulos ile hükümette kalma ısrarıyla “Milliyetçilikten arınmış Kıbrıslılık Yurtseverliği”nin gelişine engel oluyor ve referandumdaki “hayır” çağrısıyla da Milliyetçilik hastalığına koltuk değneği olarak büyük günah işliyordu. ....................................................... (1) Papadopulos Kıbrıs televizyonlarından 5 Nisan akşamı yaptığı referanduma “hayır” çağrısı, AKEL’in 10 Nisan’da referandumda “hayır” diyeceğini açıklaması, yine referanduma bir hafta kala 15 Nisan günü Denktaş’ın TBMM’den canlı olarak yayınlanan bir saatlik konuşmasında halka yaptığı “hayır” çağrısı ve nihayet aynı günün gecesinde AKEL’in olağanüstü kurultayında “ya referandumu erteleyin ya da hayır deriz” şeklinde aldığı kararlar...
................................................................... ..3.. ................................................................... ULUSAL KONSEY’DE EKİLEN “ELEN MİLLİYETCİLİĞİ”, REFERANDUMDA “HAYIR” İLE BİÇİLİYORDU. Zaten iki yıldır “daha özgür” konuşmaya alışan Kıbrıslı Türkler AKEL’in referandumdaki “hayır” kararını tartışmakta, kendi aralarında kalacak ve güneye pek taşmayacak da olsa, kararın nedenleriyle ilgili sorular sormaktadırlar... AKEL, yaptığı “hayır” çağrısı ile, adada yıllardır çözüm istemeyen ve hala bu Plan’a hayır diyeceğini açıklayan Denktaş ve Papadopulos ile son tahlilde aynı olumsuz tarihi misyonu yüklenmiyor muydu? Yoksa AKEL’in bu kararı sonradan değiştireceği siyasi bir taktik ya da şaşırtmaca mıydı? Acaba AKEL son anda Annan Planı içerisinde bir miktar siyasi taviz elde etmenin peşine mi düşmüştü? O zaman Annan Plan’ının bazı maddeleri beğenilmiyor diye referandumda “hayır” çağrısı yapmak doğru bir davranış olabilir miydi? Ve benzer şekilde geçmişte de birkaç madde bahane edilerek Denktaş ile Kiprianu ve Denktaş ile Klerides de “çözümsüzlüğün” sürmesine yol açmamışlar mıydı? Bu “Ağacı görüp, Ormanı görememek” gibi bir durum yaratmıyor muydu? “Pire için yorgan yakmak” ne kadar doğru bir davranıştı? AKEL, BM Güvenlik Konseyinden planın uygulanması konusundan tabii ki bir garanti isteyebilirdi. Ancak son anda yapılan bu siyasi hamlenin başarısız olma olasılığı yüksekti. AKEL BM Güvenlik Konseyi’nin tek bir ülkesinin “hayır”ı ile karar alınamayacağını bunun büyük bir olasılık olduğunu bilmiyor muydu? Geçmişte de liderler antlaşmazlıklarına en büyük gerekçe olarak “karşılıklı güven” eksikliğini göstererek masadan kaçmalarına gerekçe göstererek, Kıbrıs sorununu hep bilinmeyen bir tarihe ertelememişler miydi? Papadopulos’un veya Ankara’nın, BM Güvenlik Konseyinden bir ülkeyi, AKEL’in istediği biçimde Annan Planın uygulanmasına dair garanti verilmesi kararını almaması yönünde ikna etmesi o kadar zor bir iş miydi? Bu durumda, AKEL’in “hayır” yerine “Annan Planı temelinde bir çözüm ile adanın birlikte AB üyeliğine girişini” hiç olmazsa başlatacak böyle bir referanduma “evet” demesi daha akıllıca olmaz mıydı? AKEL’in referandumdaki “hayır”ı, Kıbrıslı Türkleri ve özellikle de Kıbrıslı Türk solcularını kuzeyde yalnızlığa sürüklemeyecek miydi? AKEL’in Papadopulos’un “hayır” çağrısına destek vermesi, kuzeyde tepkisel bir savunma mekanizması olarak Türk, ya da Kıbrıslı Türk milliyetçiliğini tetiklemeyecek miydi? “Emperyalist”lerden siyasi garanti almadan “evet” demeyeceğini açıklayan AKEL, bu tavrıyla, onlarsız, yani ABD’siz, Rusya’sız, İngiltere’siz vb..., “emperyalist” ülkeler olmadan, adada çözüm olamayacağını ima etmiş olmuyor muydu? Halbuki bir antlaşma sonrasında adada barışı koruyacak yine bu adada yaşayacak Kıbrıslılar olmayacak mıydı? Halk’ın, Kıbrıslılar’ın, adada yaşayan insanların, karşılıklı bir arada yaşamak arzusu ve birbirlerine güvenebilecekleri, referandumdaki “evet”in içerisinde değil miydi? Kıbrıslı Türk halkının çözüm ve AB lehindeki gösterileri, güneydekiler ile askersizleştirilmiş bir adada yaşamı paylaşmaya hazır oldukları, barış arzuları, kendi devletlerinden, kendi “fanatik milliyetçi” liderlerinden vazgeçmeye hazır halleri, emperyalistlerin bir imzası kadar bile değerli değil miydi? AKEL, kendi halkına Annan Planı’na “hayır” deme çağrısı yapmakla, adadan ayrılmasını çok arzu ettikleri ve işgalci olarak nitelendirdikleri Türk Ordusu’nun belirsiz bir süre daha adada kalmasına yol açmış olmuyor muydu? Kıbrıslı Türklerin AKEL’in “hayır” çağrısına soruları bitmiyordu... Son otuz yılda, ada tarihinde hiç bu kadar çözüme yaklaşılmamışken, AKEL’in bütün bunları referandumda “hayır” diyerek reddetmesi ne kadar akıllıca bir işti? Son otuz yılda siyasi-tarihi konjenktürün çözüm lehine olduğu bir anda, başta BM olmak üzere, dünya siyasetine yön veren küresel güçlerin çıkarlarının adada bir çözüm ve AB üyeliğine uygun düştüğü bir zamanda, içinde bazı maddelerin uygulanamayabileceği kuşkusuyla çözümü reddetmek, ne kadar “kahramanca” bir tutumdu? AKEL şimdi mevcut Annan Planı’nın dışında, somut ve yaşayabilir bir başka çözüm önerisini, alternatif bir barış planını ya da projesini de sunuyor muydu? Üstelik Kıbrıslılara tarihlerinde hiç bir zaman kendi geleceklerini tayin etme hakkı verilmemişken, AKEL neden bu ilk fırsatı “evet” diyerek çözüm ve dolayısıyla da barış lehinde değerlendirmesindi? Adanın geleceğine ilişkin sorunun çözümünün kararına iki hafta gibi çok az bir süre kala, AKEL, neden Kıbrıs Türk solu ile “evet”i değil de, EOKA’cı geçmişine ve hala “Elen Milliyetçi” kışkırtmaları söylemine katan Papadopulos’un “hayır”ını paylaşıyordu? AKEL için en büyük garanti, yabancıların kağıt üzerindeki imzası mı (ABD, İngiltere, Rusya vb...) yoksa adada birlikte yaşayacakları Kıbrıslı Türkler mi olacaktı? (1) AKEL parti tabanındaki “Elen Milliyetçi” yönelimleri ve “oxi”cileri hoş tutmak için bir taktik gereği mi bu yola başvurmuştu? O zaman AKEL’in tabanında nükseden “Elen Milliyetçi”liği, en kritik siyasi anlarda partinin kararlarını etkileyecek kadar mı güçlüydü? Yarım asır öncesindeki AKEL’in eski “enosis”ciliği de tabandan gelen bu tür milliyetçi yönelimlere karşı yenik düşerek mi hortlamıştı? Yoksa AKEL’in bir zamanlar “Elen Milliyetçiliği”ne yenik düşen Enosis’i savunma günahı, şimdi, “bir devlet devraldım geride bir toplum bırakmak istemem” diyen Papadopulos’un Kıbrıs Cumhuriyeti’ devletine sahip çıkarak mı tekrarlanıyordu? Ya da AKEL aslında uzun zamandır reddettiğini söylediği “Elen Milliyetçi”liğini başı sıkıştığında “takkiyye” yapacağı bir kavram olarak sadece sözde mi reddetmişti?... AKEL Kıbrıslı Rumlar’ın federal bir çözüme hazır olmadığını aksine karşı olduğunu söyleyerek (2) “halk istemiyorsa ben de istemem” kolaycılığına mı kaçıyordu? Eğer Kıbrıs Rum halkı AKEL’den değil de Papadopulos’un buğulu gözlerinden etkileniyorsaydı, güneyde 30 yıldır toplanan “Ulusal Konsey” macerasının Kıbrıs sorunu’nun çözümü ve dolayısıyla barışı hedeflemeyen, siyasi fiyaskodan ibaret, olsa olsa “Milliyetçi” bir kurum olduğu mu ortaya çıkıyordu? O zaman AKEL 30 yıldır adı üzerinde Bu “Ulusal Konsey” içerisinde yer almakla, şimdi de işlediği günahların kefaretini mi ödemek zorunda kalıyordu? Ve şimdi, kendi halkına ters düşmemek, halkının milli duygularını da göz önünde bulundurmak adına, bir zamanlar siyasi bir refleksle “Enosis”i savunurken olduğu gibi, “Elen Milliyetçiliği”nin hortlatılmasına AKEL tarafından yeniden mi destek veriliyordu? AKEL, oy kaybetmemek, hükümette kalmak, nasıl olsa güneyde referandumdan “hayır” çıkacağı için hükümet ortağı Papadopulos’un peşine takılmayı, kendisi için daha mı faydacı bir yol olarak görüyordu? O zaman bir soru daha akla geliyordu ki bu da; AKEL’in parti bütünlüğünün Kıbrıs’ın bütünlüğünden ve birleştirilmesinden daha önemli olabileceğiyle ilgiliydi... Yukarıdaki sorular, Annan Planı’nın gündeme geldiği 11 Kasım 2002 tarihinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşen Güney’deki Başkanlık seçimlerinde, Papadopulos’un desteklenmesi ile başlayan AKEL’deki hükümet olma arzusunun, “çözüm ve barış” arzusuna bile galebe çalabileceğini göstermesi bakımından ilginçtir. Kıbrıslı Türk solunun siyasi tahayyülünde, AKEL, 30 yıldır “Ulusal Konsey”le yatıp kalkarak, alternatif somut bir çözüm ve barış projesi üretmeyince, adanın en kritik siyasi dönemecinde, kendini kendi toplumunun en milliyetçileriyle birlikte tavır alıyordu. AKEL bir bakıma 30 yıllık “Ulusal Konsey”de ektiği milliyetçiliği, şimdi hükümetten vazgeçmemek için biçmekle karşı karşıyaydı. Kıbrıslı Türk solcular, seçimlerde EOKA’cı ve çözüme karşı en fanatik milliyetçi isim olan Papadopulos’u destekleyen AKEL’in şimdi onunla birlikte referandumda “hayır”a hazırlanmasını bir türlü kabullenmek istemiyorlarsa da, AKEL’in Papadopulos üzerinden iktidara tutunduğunun ve şimdilik de hükümetten vazgeçmeye niyetli olmadığının farkındaydılar. Zaten parçalar birleştirildiğinde AKEL’in Papadopulos ile Kıbrıs sorununda “Rum Ulusal Konsey”inde “ortak siyasi düşünce alanları”na sahip olduğu, dahası “ortak hükümet” kuracak kadar işi ileriye götürdüğü AKEL ile Papadopulos’un siyasi çıkar birliğini hiçbir yoruma yer bırakmayacak şekilde açıklıyordu. Bu siyasi tablo, AKEL’in, Genel Sekreteri Hristofyas başta olmak üzere referandumdaki “hayır” kararından dönmesini imkansız kıldığını gösteriyordu. Zaten AKEL’in geçmişindeki, “Kıbrıslılık”, “Sosyalizm” ve “Elen Milliyetçi”liği arasındaki “zig-zag”ları bilindiği için, Kıbrıs Türk solunun bir kısmı, AKEL’in kurmaylarının, güneyde Papadopulos tarafından hortlatılan Elen Milliyetçiliği’nden korkup, “oxi”den vazgeçmeyebileceğini tahmin edebiliyorlardı. Daha bir yıl önce Papadopulos’un Cumhurbaşkanı seçilmesi için destek olduğu ve seçimlerdeki bu desteği karşılığında kendisine Meclis Başkanı, bazı üyelerine de bakanlık koltuğu sağlayan Hristofyas, bu ortaklıktan vazgeçmeyi göze alacak kadar fedakar, bir başka deyişle Papadopulos’u desteklemekle daha önce düştüğü siyasi hatayı kabul edecek kadar cesur muydu? Daha bir yıl önceki seçimlerde, parti içinden ve dışından gelen eleştirilere aldırmadan hükümet ortaklığını elde etme karşılığında Cumhurbaşkanlığını destekledikleri Papadopulos’la referandumda “evet” diyerek yollarını ayıran bir Hristofyas ve ekibinin AKEL içerisindeki gücü zayıflmayacak mıydı? Kıbrıslı Rum solcuları ile Kıbrıslı Türk solunun, aradan daha iki yıl geçmeden AKEL’in Başkanlık seçimlerindeki bu siyasi tercihiyle hata yaptığı konusundaki haklılığı ortaya çıkmayacak mıydı? Hristofyas’dan bu yanlış politikanın hesabını hem parti dışı hem de parti içi kişi grup ve örgütler sormayacaklar mıydı? Hristofyas’ın: şimdi: “Biz referandumda “evet” çağrısı yapsak da siyasi hava Papadopulos’un “hayır” çağrısı ile etkilendi ve nasıl olsa referandumdan “hayır” çıkacak, bari hayır deyip hükümeti kurtaralım” eğilimi, daha önce Güney’deki başkanlık seçimlerinde el altından yürüttüğü: “AKEL desteklemese de nasıl olsa Papadopulos başkan seçilecek, bari destekleyip hükümette yer alalım” siyasetiyle ne kadar da benzeşiyor, Hristofyas’ın bir önceki seçimlerdeki siyaseti ile ne de güzel örtüşüyordu. Bu tür pragmatik nedenlerle Papadopulos’un peşine takılan AKEL’in, geçmişte bıraktığını söylediği “Elen Milliyetçiliği” hastalığı, ne yazık ki yeniden nüksediyordu. Doğrusu AKEL ve Hristofyas referandumda “hayır” demeye hazırlandıkları andan itibaren, soyut barış söylemleri dışında hiçbir alternatif çözüm de önermiyorlardı. ................................................................... (1) BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı’nın AKEL’in referandumdaki “hayır” gerekçeleri ile ilgili olarak 12-13 Nisan tarihlerindeki yaptığı basın açıklamalarından... (2) Hristofyas’ın ... Nisan 2004 tarihinde kabul ettiği Bu Memleket Bizim Platformu (BMBP) üyelerine konuşmasından. copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||