Konuk Yazar|Ana Sayfa


Konuk Yazar, 6 Agustos 2001
Huseyin Gurcinar

ŞİŞEDEKİ MEKTUBUN SEYİR DEFTERİ

AKORDEON VE TEKERLEKLİ SANDALYE

1 Kasım 1999/İstanbul.
Akordeon:

“Adamın biri beş milyon vermişti dün, bugün de o çocuk ona çikolata aldı! Kilisenin önüne mi gitsem? Çoğu insan da buradan giriş yapıyor caddeye… Off, ellerim…”

- Şşş esmer bomba! İşler nasıl lan bugün? Erkenden voltanı alıyosun, galba doldurdun zulayı…

- Yok be Melhat Abla, ne gezer! Ortalıkta çok mendilci var bugün, mendil alan bize para atmıyo zaten, bi de şu Nastenka sürtüğü!… Cilve, naz, biraz da gözyaşı… Yok, hani benden daha iyi çaldığından değil yani… Onun olduğu yerde bize ekmek yok!

- Takma kafaya. Al sana karanfilin, en beyazından…

- Saol.

- Şurada kilisenin karşıki pasajdan giriyosun ya, bi kahve var; rakçı, pankçı itler hepsi ama duygusal çocuklar… Orada sana ekmek çıkar.

- Tamam.

- Hadi rastgele. Hey allahım, ilahi adalet!

Tekerlekli sandalye:

- Bu kutsal koltuğa oturduktan sonra hiç, parkta oynayan çocuklar arasına götürülüp, oları seyretmeye koyuldun mu?

- Kutsal koltuk dediğin senin, şu tekerlekli sandalye mi? Şu metal tutacakları olan tekerlekli sandalye?

- Evet ama bu onun biricik özelliği değil!

- Niye böylesi bir ölüme sempati duyar ki insan, seni anlayamıyorum… Bunların benim içimi rahatlatmak için söylenen şeyler olduğuna ise inanmam, o kadar aptal değilsin…

- Sana ne desem… Kim ne demişse halt yemiş!

Akordeon ve tekerlekli sandalye, beraberce:

- Bu benim önüm

- Önüm, önüm

- Ve bu da sırtım

- Sırtım, sırtım…

Diye mutluşar şarkı söndürürler.

ÇAYI TÜKENMEZ KALEMLE KARIŞTIRAN BİR KENDİNİBİLMEZ KANUN KARŞISINDA - 6. Celse -

13 Mart 2000/Ortadoğu

Savcı: Ufak bir örnek vereyim bu konuda sayın hakim. Kredi kartlarının dörtte birini (en az!) evde unutur işe giderken acele ile. Bu allahın salağının, bu berduş kadının kanına o ölçüde işlemiştir ki tembellik, bundan sonra hayata tam anlamı ile adapte olabilmesi imkansızdır kanaatindeyim sayın hakim. Sebepsiz ve aynı ölçüde çevresine kötü örnek olan bir zararlı direniş tavrı takınmış durumdadır yine de hayatın kendisine.

Karşı cinsle münasebeti minimal seviyededir, hep kendine güvensizlikten bunlar, takdir edersiniz. Çalışır, işe gider gitmesine de öyle zoraki ve mutsuz yapar ki bunu, etrafa saçtığı negatif enerji onunla muhatap olan diğer toplum bireylerinin de kafasını karıştırmakta ve onları da potansiyel birer “negatif motivasyonlu birey” haline getirmektedir. Zararlı bir kişidir! Tımarhaneye veya hapishaneye kapatılmasında, toplumun düzen ve sağlığı açısından fayda vardır.

Avukat Necdet: Kapitalizmin çarkında gerilmiş durumda uyuklayan ve artık çatlayacak durumda olan bir beden… Topluma zarar veremez! Toplum tarafından dışlanmıştır; toplum yapısını, mevcut sistem aracılığı ile şekillendirir çünkü. Kötü denilen şey bu mu? Kötü bir durum mu?

- Seyirciler Avukat Necdet’in bu konuşması üzerine maraza boğulur. Alışılagelmiş bir “öğrenme-içgüdü kenetlenmesi”nin davranışa yansıması örneği…

- Hakim: Vurun buna! Atın bunu duvarın diğer tarafına! Çayını bile tükenmez kalemle karıştırıyormuş. Odası hep kalem, kağıt, çay bardağı… Vurun buna, atın bunu duvarın öte tarafına!

Ayağa kalkın: Önce hep beraber marşımızı okuyacağız sonra karar açıklanacak.

Marş: Kom-şunun se-si geli-yor… Gal-iba çocuğunu yık-ıyor ban-yo-da. Pis komşu-nun çoc-uğu, ba-ğırma bu-rada! Siii-nir-lerimi booz-maa! Komşular olma-sıın, Bir du-var in-şaaa e-de-li-iim tuğla-dan; Hala var-sa i-çeride kalan baz-ıı ken-di-ni biil-mez-ler, A-ta-lı-ııım onları duvar-ın ö-te ta-ra-fı-na!

CENNETE GİDEN YOLU ASFALTTAN YAPMIŞLAR. ASFALTTA İYİ KOŞAMIYOR YA ATLAR, DOSTOYEVSKY’YE DE YER KALMADI TABİ HALİYLE BU ALEMDE. ATLAR TAMAMEN KULLANIMDAN KALDIRILINCA ADAM YAZACAK BİR ŞEY BULAMADI, ÇEKTİ GİTTİ...

(Bir İlkbahar Günü…)

- Yazıdaki olay, gömecin çiçek açması ile farklı, bu olay üzerine insanın içinin ürpermesinin kelimelerle tasviri ile ise aynı boyutlardaki veya ayni kaynaktan türeyen durumlar değildir.

- Ne bu şimdi?

- Aynı şey! Senin bu soruyu sorman ne yani?

- Ne yani, o da mı aynı şey?

- Evet. Her şey birbirinin aynısıdır. Ben de böyle buyurdum işte!

- Her şey madem birbirinin aynısı, o zaman şimdi sen ne eyleyeceksin peki?..

***

Pencere açılır. Duvarın diğer tarafında, gömeç çiçeğini açmış vaziyettedir ve bu görünür. Bu esnada biraz ötede sarı bir ova vardır, Sarıova…

Ortaçağ vardır, olmuştur. Mürekkebi kalemin içine hapsetmek kimsenin aklına gelmezken yaşanan çağ; çığ gibi büyüdü büyüdü patladı ya; hala ufak parçacıkları yere düşer, hala havada asılı çiğ tanecikleri vardır bunun… Zaman anlamını yitirir… Neyse işte, mürekkep bazen kağıda damlardı. Öyle kan damlar gibi. Saman kağıdına… Sarıkağıt’a…

***

Bataklık: Canlılık, tür çeşitliliği ve biyo-kütle bakımından daha yoğundur; nemli, ıslaktır çünkü, daha fazla su vardır ortamda. Kurak bir topraktan daha iyi hale gelir bu açıdan bakılınca.

Çağın biri daha gelir derken… Bataklıkların kurutulmasının moda olduğu çağ hakim olur bu “insan” dediklerinin tekno-fikirsel düşüne, ekoloji tabanında. Omorfo bu esnada bataklıktır. Eucalyptus’lar dikilir, sadece Omorfo’ya değil, adanın dörtte birine. Bataklıklar kurutulup kah portakal bahçeleri kah başka başka saçmalıklar oluşturulur; sarı taştan binalar, batmayan güneşi içine alan küstah bezler gibi şeyler işte… Mesarya’nın güneş yanığı ve nasırlı elleri vardır, gömecin topraktan çıkması kışa sarkmaktadır gene; zaman terse akar. Çok geçmez güneş de batmamak için kendini saklar zaten…

***

“Mahkemeler kurulamaz” buyursak olmaz, yine bir mahkeme kurulmuş olur. “Zaman zaman kurulabilir, evren tuhaf bir mevki” deyip geçeriz… Tamam, evren tuhaf bir yer olsun. Sebep ne olacak, bu sadece kılıf… Sebep de: “Atalardan kalan genler tesiri ile” olsun… Bireyin zekası bellekte, populasyonunki ise genetik şirfrede, gen havuzunda depolanır; “insan” dedikleri bu defa “kalıtsal psikoloji” ile haşır-neşir durumda…

***

Çağın ırmağı sabittir, akan sudan yana bir yorumda bulunmak yersiz…

Mürekkep kağıda akar, Mesarya’ya yağmur yağar. Gömeçler ıslak…

Mesaryanın üstünden su gibi akar gömeçler ıslak ıslak.


Konuk Yazar|Ana Sayfa