Konuk Yazar, 9 Ağustos 2004

Baraka Kültür Merkezi adına Fatih Bayraktar

 

KUZEY KIBRIS’TA KÖPEK YARIŞLARI: EĞLENCE Mİ, GEREKLİLİK Mİ YOKSA VAHŞİ KAPİTALİZM Mİ?

İnsanla hayvanın ilişkisi insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlığın varoluşunun ilk zamanlarında av-avcı arasında gerçekleşen bu etkileşim zamanla hayvanların evcilleştirilmesi şekline dönüştürülmüştür. İlk evcilleştirilenler arasında köpek ilk sırada yer almaktadır. Jared Diamond “Tüfek, Mikrop ve Çelik” adlı kitabında köpeklerin M.Ö. 10.000 yılı civarlarında Güneybatı Asya, Çin ve Kuzey Amerika’da evcilleştirildiğini belirtmektedir. Tabii ki köpeğin yaban atası bugün de varlığını sürdüren kurttur. Çevreye uyumla değişen köpek fizyolojisinin sonucunda binlerce türe bölünen köpeklerin bu tek atadan geldiği bilgisi şaşırtıcıdır ama Alman çoban köpeklerini gördüğümüzde şaşkınlığımız yerini kanıta bırakır. İnsan köpeği evcilleştirdikten itibaren değişik amaçlar için kullanmıştır. Avcılık, koruyuculuk bugün de bildiğimiz köpek görevleri arasındadır. Bilmediğimiz ise özellikle protein açısından fakir bölgelerde köpeğin yenmek üzere de yetiştirildiğidir. Bugün hala Uzak Doğu’nun birçok bölgesinde köpek ana besin kaynaklarındandır.

İşte yukarda bahsi geçen binlerce tür içinde bu yazıda ele alacağımız tür tazı ya da orjinal adıyla Greyhound’dur. Uzun ayakları, ince vücüt yapısıyla tamamen koşmak üzere tasarlanmış gibidir. Tazılar geçmişte av partilerinin vazgeçilmeziydi. Çevikliğiyle ünlü tavşan, tilki, ceylan gibi hayvanlar ancak tazılar sayesinde avlanabiliyordu. Bir yere kadar doğayla iç içe görünen bu davranış kapitalizmin gelişimiyle tazıların doğal yetenekleri olan koşma üzerinden kazanç elde etme davranışına dönüştü. Bugün Avrupa’da ve Anglo-Sakson ağırlıklı Kuzey Amerika ve Avustralya’da büyük bir sektör haline dönüşen köpek yarışları eğlence midir, köpeklerin sağlığı için gereklilik midir yoksa vahşi kapitalizmin ta kendisi midir?

Eğlence deyince aklımıza artık içip sarhoş olmak, barda-diskoda sabaha kadar dansetmek, futbol maçı seyredip bahis (bet) oynamak geliyor. Bugünlerde Kuzey Kıbrıs’taki eğlence anlayışına yeni bir öğe daha eklenmek üzere. Koşan tazılar üzerine bahis oynamak. Lefkoşa-Mağusa anayolu üzerine inşa edilen Mesarya Stadyumu bu amaçla 14 Ağustos’da hizmete!! giriyor. Edinilen bilgiye göre tüm altyapı çalışmaları, yasal düzenlemeler hazırlanmış durumda. Veteriner kontrolünde yarış öncesi her köpeğe doping testi yapılacak ve ‘bahsin yatırılabilirliği yada güvenirliği’ saptanacak. Böylece güvenilir biçimde eğlenebileceğiz. Burada sözü edilen başka birşey de köpeklerin sağlıkları için bu kontrolün gerekli olduğu. Ancak tamamen parasal kaygılar güden bir organizasyonun bunu ne kadar önemsediği ya da ne için önemsediği tartışılır. Biliyoruz ki bütün kapitalist ülkelerde insan sağlığına önem verilmesi hümanizmden ziyade işgücü kaybını minimum düzeye indirmek içindir. Bu, neden kullandığımız! (dolayısıyla aşağı) bir tür olan köpek için de geçerli olmasın? Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi ne der biliyor musunuz? “Hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz. Hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır”. Her türlü hakkın savunucusu çağdaş! batıya ve koşulsuz koşullanmış destekçilerine duyurulur.

Gelelim köpek yarışlarının tazıların sağlığı için gerekli olduğu savunusuna. Bu bana Irak’a Irak halkının iyiliği! için girip milyonlarca ceset bırakan hala daha da bırakmaya devam eden A.B.D.’nin pişkin tavrını anımsatıyor. Evet tazılar daha önce de belirttiğim gibi koşmak için yaratılmışlardır ama bu onların doğal yeteneklerinin istismar edilmesini hiçbir şekilde haklı göstermez. Yeniden Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesine geri dönelim. 5. Madde’de şöyle deniyor: Geleneksel olarak insanların çevresinde yaşayan türden olan bütün hayvanlar, uyumlu bir biçimde özgün yaşam koşulları ve özgürlük içinde yaşama ve üreme hakkına sahiptir. İnsanlar kendi çıkarları için bu uyumda ya da bu koşullarda yapacakları her türlü değişiklik bu haklara aykırıdır. Yarış stadyumlarının, ardından koşulacak motorlu yapay tavşanın, canhıraş bağıran yüzlerce seyircinin bu hayvanların doğal ortamı olmadığını sanırım aklı selim her insan anlayabilir. O zaman durumu netleştirmek için bir son kez vurgulayalım. Derdimiz bu köpeklerin koşması değildir. Derdimiz bu köpeklerin koşmasının meta haline getirilmesidir. Bunun köle emeğinden faydalanarak milyarlar kazanıp, köleye yatacak yer ve yiyecek yemek verdiği için yaptığını haklı gören zihniyetten hiçbir farkı yoktur.

Ve son olarak kopek yarışlarıyla vahşi kapitalizm arasındaki ilişkiye bakalım. Köpek yarışları basit bir hobiden yada eğlenceden öte bir şeydir. Tıpkı bugün futbol üzerine oynanan bahislerin futbolu futbol olmaktan çıkartması, kapitalizme eklemlemesi, futbolcuyu basitçe alınıp satılan bir mala indirgemesi gibi, köpek yarışları da özellikle Avrupa, Kuzey Amerika ve Avustralya’da milyarlarca Euro ve Dolar’ın döndüğü koca bir Pazar haline gelmiştir. Bu yarışların yapıldığı ülkelerin başında İngiltere gelmektedir. İngiltere’de tamamen tazı üretmek için tasarlanmış haralar mevcuttur. Bu haralarda kopek yarışları için yılda ortalama 40.000 köpek üretilmektedir. Genetik olarak bozuk doğmuş olanlar, iyi koşamayanlar daha doğrusu ‘iyi verim alınamayanlar’ yokedilmektedir. Tazının trajedisi burada da bitmemektedir. Tazıdan en iyi verim ilk 3 yılda alınmakta, ‘yaşlanmış’ ve güçten düşmüş tazılar da ya boğularak, ya zehir verilerek yada aşağıda görüldüğü gibi ağaçlara asılarak öldürülmektedir. Bir veterinerin belirttiğine göre bu uygulamadan kurtulup sıcak bir yuva bulan çok az tazı vardır. Öldürmenin, tahakkümün yani hükmetmenin en uç ve patolojik noktası olduğunu düşünüyorum. Öldürülen kim yada ne olursa olsun. Bu yüzden insanın hayvana hükmetmesine hayır! Vahşi kapitalizme hayır! Köpek yarışlarına HAYIR!

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org