Konuk Yazar, 22 Eylül 2004

Devrim Seral

 

Yurtseverlik

“Yurdunu sevmeliymiş insan
Öyle diyor hep babam
Benim yurdum
İkiye bölünmüş ortasından
Hangi yarısını
Sevmeli insan.”


Neşe Yaşın

Yazıma Neşe Yaşın’ın şiiri ile başlamamın nedeni sadece başlıkla uyumlu olması için değil elbette. Benim ve birçok Kıbrıslının yaşadığı çelişkiyi özetlemesi açısından güzel bir şiir.

Dediğim gibi bu çelişki öylesine içimize işlemiş ki! Birkaç aydır babamın da doğduğu köy olan Vroişa (Yağmuralan) köylülerinin Kıbrıs Cumhuriyetine 1964 yılında köylülerini yıktıkları için hesap sorma çabalarını izliyorum. Dün cumhurbaşkanlığının web sitesinde de buna dair uzunca bir yazı okudum.

Birden eski anılara dalıp gittim. Babamın ve babama tarafındaki yakınlarımın anlattıkları aklımda canlandı birden. Ne kadar da güzel bir yermiş diye içimden geçirirdim. Mutlaka gitmek isterdim. Ama Limnidi'den (Yeşilırmak) öteye sınır vardı. Babam anlatırdı sınırdan ötede dağların arkasında bir yerlerdeydi. Büyükler bilirdi ama ben, harekat sonrası doğan her genç gibi o dağların ötesini bilmezdim. Hayıflanır dururdum elbet bir gün bu sınır kalkacak ve ben o dağların ötesini göreceğim diye!

Sonra istediğimiz oldu. Sınırlar açıldı. Babam benimde adaya dönüp hep beraber oralara gitmemizi istiyordu. Bu yüzden Güneye ailece geçmemiz kapıların açılmasından 4 ay sonra mümkün oldu. Yol boyunca özellikle Trodos'u tırmanırken her kıvrımı her yeri anlatması garibime gitmişti! Tam 30 sene geçmişti.. Ama hatırlıyordu! Dağların üzerinde orman itfaiyesi için diktikleri direkleri gösteriyordu. Sonra onların da aynı kaldığından bahsediyordu.. O gözlerindeki heyecanı görmek kadar güzel bir şey yoktu. Evet sonunda hayalim gerçekleşmişti! Ancak bizim köyden çıkıp Pirgo üstünden dolaşacağımız yolu Kermiya’dan yaptığımız için bu yolculuk bize üç katı hatta daha fazla zamana patlamıştı! Olsun en azından hiç göremediğim hep görmek istediğim yerleri görecektim. Ancak olmadı çünkü babamın köyüne gidecek yol öylesine kötü bir durumdaydı ki oraya gidememiştik. Ancak olsun hep bahsedilen Gambo'ya Cikkos'a gitmem mümkün olmuştu.

Hep o dağların arkasında sadece haritalardan bildiğim yerleri görmüştüm sonunda!

Mutluydum ama yine eksiklik vardı. Çünkü köyümden o sınırı geçerek o dağlara yaya olarak çıkmak istiyordum. Onu da Kıbrıs’taki ileriki günlerde olacak barışa bağlıyordum. Bunca sene bekledim dedim olsun biraz daha bekleriz diye düşünmüştüm. Sonra devran döndü seçimler gerçekleştikten sonra BARIŞ umudum daha da arttı. Sonra referanduma doğru giderken bu ümit daha da pekişti. Sonra referandumda HAYIR çıkması ile aniden tüm hayallerim gitti. İleri doğru attığım memlekete dönme, eşit kurucu haklara sahip olabileceğimiz devlete sahip olma , ateşkesin artık kalıcı barışa dönüşmesi gibi hayallerim bir çırpıda gidip yerine yeni endişeler doğmaya başladı.

Evet maalesef Kıbrıs’taki şu anki durum her şeyi engelliyordu. Birçok Kıbrıslı genç gibi bende ekmeğim yada eğitimim için başka ülkelerde hayatımızı devam ettirmek zorunda kalıyoruz. Ancak adamıza dönmemiz ancak ve ancak ada üzerindeki sorunun bir çözümle sonuçlanmasıyla giderilebilecekti.

Diğer yandan Kıbrıs’ta olup bitenleri izlemeye devam ettim. Özellikle Rumların niye HAYIR dediğini anlamaya çalıştım. Sonuç itibarı ile herkes kendi işine geleni yapmaya çalışıyor.

Bizim statükocularımız uğramadıkları Camiye birden sırf Rumlar Omorfo’da ayin düzenledi diye mevlit okutmaya gidebiliyorlar! Ya da bugünlerde manşetlere taşınan Rauf Denktaş’ın torunun sırf İngiltere’de daha uygun fiyata okuyabilmek adına Avrupa Birliği üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportuna başvurması gibi olaylar olabiliyor.

Sonra bir bakıyorsunuz önceden peşkeş çekilmiş Rum arazileri birer birer villalara otellere dönüşüyor! Oradan milyarlarca dolarlık bir rant oluşuyor. Ama benim halkımın çoğu buna sadece bakıyor! Baktıkça da sinirleniyor.

Kıbrıs’ta çözümsüzlükle geçen ger süre işte bu rantçıların ekmeğine yağ sürmekten başka işe yaramıyor.

Ada toplamında 1963'de %18 olarak sahip olduğumuz toprakları Kuzeyde %36 olarak yönetimimizde tutsak da nedense birçok insanımız hakkı olanı bile alamıyor. Cumhurbaşkanımız da çıkıp bize "Aklımızı başımıza toplamamız için!" tehditler savurabiliyor.

Ne için aklımızı başımıza toplayalım? Statükonun godomanlarını beslemek için mi?

Başa dönersek , gerçekte 1964 yılında Vroişa köylüleri güvenlikleri sağlanamayacağı gerekçesiyle köylerinden ayrılmak zorunda kalıyorlar. Bunu fırsat bilen EOKAcılar da köylerini yıkmaktan geri durmuyorlar. Köylülerin aklının başlarına gelmesi 40 yılı alıyor. Bunun nedeni aslında basit. Çünkü Denktaş ve godomanları insanların o mallarını unutmalarını tavsiye ediyor. Ancak gerçek olan şu ki hukuksal olarak her mal gerçek sahiplerinindir. Bunu değiştirmek mümkün değildir.

Ancak bize yapılan haksızlık diyorsak ayni zamanda bizim topraklarını aldığımız Rumlar’a da o hakkı vermemiz gerekli değil mi? Hak sadece tek taraflı olarak çalışmaz. Hoşumuza gitse de gitmese de Kıbrıslı Rumlar mallarının hakkını savunabilmelidirler.

Geçen gün bizimkilere eski Lutro köylüsü Kıbrıslı Rum dostlarımız gelmiş. Bizimkiler iyice ihtiyarlamış olan ve Papaz olan dedeciğin bizim köyün içinde olan zeytin ağaçlarından topladığı zeytinlerden dolayı ne kadar mutlu olduğunu anlattılar. Bende mutlu oldum. Çünkü bunun değerini ancak yaşayan bilir!

Kıbrıslı Rumlarda kendi yaşadıkları yerleri görmek anılarını bıraktıkları yerleri hissetmek isteyebilirler. Bu onların en doğal hakkıdır. Nasıl ki bizim hakkımız olduğu gibi!

Keşke bu yaşadığımız sorunlar hiç olmasaydı da her iki tarafta bu travmayı

geçirmeseydi.

Adamız için artık gerekli olan ÇÖZÜM'den başka bir şey değildir. Referandumda buna çok yaklaşmıştık ancak olmadı. Ancak bunun olmayacağı anlamına gelmez. Plan hala hazırda masadadır. Sadece ihtiyacımız olan biraz cesarettir.

Bu yüzden soluk almadan duraksamadan adanın toplumları olarak artık anlaşmamız gerekiyor. Aksi takdirde ileride kaybımız çok daha fazla olacak..

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org