Konuk Yazar, 29 Eylul 2002
Abdurrahman Saygılı
Modern Devletin Kıskacında Basın Özgürlüğü Ya Da Ayrıksı Otları Temizleme Politikası
Ya Da
Ayrıksı Otları Temizleme Politikası
(I)
Şener Levent'in ilk önce "casus" olduğu şeklindeki suçlama ile başlayan ve daha sonra da mahkum edilmesi ile nihayete eren ayrıksı sesleri kısma politikası modern devlet açısından ne bir ilk ne de bir son olacağa benziyor. Bunun sebebi de gayet açık aslında; bir taraftan hak ve özgürlükleri verirken(örneğin anayasalarda yer alan basın özgürlüğü) diğer taraftan bunları geri alma ya da kullanılamaz hale getirme
(örneğin basın özgürlüğünü oldukça daraltan sınırlamalar) itkisi! Bir başka anlatımla, modern devlet /modernite özgürlüğün hem ortaya çıktığı hem de törpülendiği karşıtlıkların içinde barındığı bir yapılanma göstermekte. Modern devlet/modernite kuramı açısından bakıldığında KKTC'nin de modern bir devlet olduğunu söylemek gerekiyor. Max Weberi referans alırsak modern devletin ancak somut araçlar açısından tanımlanabileceğine sonucuna varırız ki bu da doğru bir bakış açısı demektir. Weber'e göre bu somut araçlar "fiziksel güç ve şiddet kullanımı"dır. Şu durumda Weber şiddet araçlarının tek elde toplanması gerektiğini ifade etmiş olmaktadır. O halde modern devlet zor kullanma yetkisini daha etkili ve tez kullanmak için bir baskı aygıtına ihtiyaç duyacaktır. İşte bu baskı aygıtı içinde iki kesim şiddetle ilişkili kalmalıdır: Ordu ve Polis. Böylece devlet istediğinde kulağına hoş gelmeyen sesleri kısabilecek ve hatta belki de o seslerin bir daha hiç duyulmamasını sağlayabilecektir. Ve zaten Şener Levent gibi ses tonunu yükseltenler olduğunda onlar hapishane gibi kurumsallaşmış mekanlara gönderilebilecektir.Basın özgürlüğü gibi tüm modern anayasalarda yer alan temel hak ve özgürlükler devletin ali menfaati söz konusu olduğunda görmezlikten gelinerek bir nevi körebe oyununda ebelemeye çalışan 'kör ebe' gibi el yordamı ile kullanılır hale getirilir. Bu noktad
an hareketle Levent ve Ener'in mahkumiyetinin F. Kafka'nın "Dava" romanında bahsedilen hukuksuzluk örneğini bize tekrar hatırlattığını söyleyebiliriz. Romanda '"K." bir sabah uyandığında tutuklanıverdiğini öğrenir ve kendine şu soruyu sorar: İçinde yaşadığı devlet bir hukuk devleti değil midir? Hukuk denilen şey bireyler için öngörülebilir değil midir? Bireylere isnat edilen suçlamalar olgulara dayanmak zorunda değil midir? Roman boyunca aradığı bu cevapları bulamaz K. ve sessizce idam kararının uygulanmasına göz yumar. Gerçekte K. bir yargılama sürecinden geçerek idam cezasına çarptırılmıştır. Ancak unutmamak gerekir ki hukukun tüm güç ve olanakları devletin tekelindedir. Hukuku var eden devletten bir başkası değildir. Hukuk bu ilişkinin nesnesi olduğundan yaratıcısının (devletin) davranışlarını belirleyemez ve ona karşı yaptırım uygulayamaz. Böyle bir bakış açısı bizi hukukun salt devlet tarafından yaratıldığı ve araç işlevi görmekten başka hiçbir işleve sahip olmadığı noktasına götürür. Oysa hukuk devletten bağımsızlaşabilir çoğu zaman. Ne var ki Şener-Ener olayında hukukun söz konusu araçsallıktan kurtulamadığı şeklinde bir yoruma ulaşmak pek abartılı olmayacaktır. Süreç önceden belirlenmiş ve dantel gibi incelikle örülmüştür. Mantalite basittir: Ayrıksı otları ayıklamak.Ayrıksı ot metaforu, modernite ve modern devlet söz konusu olduğunda oldukça açıklayıcı bir örnek olarak kabul edilebilir. Çünkü modernite bir bahçe kültürüne dönüşme sürecidir. Oysa vahşi kültürde (modernite öncesi dönemde) otlar hiçbir müdahaleye gerek kalmaksızın kendiliğinden büyür. Ama bahçe kültüründe bahçıvan ektiği bahçenin güzelliğini bozan ayrıksı otları hiç sevmez. Kendi oluşturduğu bahçede ortaya çıkan bu kötü,iğrenç otları temizlemek, yok etmek ya da denetim altına almak
ister.Bu açıdan bahçıvan çok önemli bir işleve sahiptir. Bahçesindeki ayrıksı otları yolmak asli görevi ile donatılmıştır. Ve nihai hedefine ulaşmış olsa da ayrıksı otların ardı arkasının kesilmeyeceğini bilmektedir. Zaten ayrıksı otlar olmasa onun varlığına ihtiyaç kalmayacaktır. Bu yüzden ayrıksı otlar onun varlığını idame ettirebilmek için bir imkan sağlamaktadır.
Ne dersiniz Şener Levent ve Memduh Ener gibi "ayrıksı otlar"ın o güzelim bahçeden temizlenmesi ,yok edilmesi bahçıvanın
naçizane görevi değil midir? Onca zahmetle oluşturulmuş bir bahçede birdenbire bitiveren bu ayrıksı otların temizlenmesi elzem değil midir? Ya da şöyle de söylenebilir mi: O kadar uğraş verilerek düzenlenen, belli bir mesafe kat edilerek ortaya çıkarılmış olan bir bahçede beliren bu "işgalci" otları sökmek bir vatan borcu değil midir?!!