Konuk Yazar, 14 Ekim 2004 Fatih Bayraktar* | ||
BU İŞ BURADA BİTMEZ! Kuzey Kıbrıs’ta hayatın nasıl aktığına dair bir sohbette bir arkadaşım şöyle demişti: “İstanbul’da insanlar günlük hatta dakikalık yaşarlar, buralarda ise aylık.” İşte böyle bir yaşam tarzından dolayı Kıbrıs coğrafyasında yaşayanlar dışardan gelen gözlemciler tarafından uyuşuk, tembel, tepkisiz ilan edildiler çoğu zaman. Ancak özellikle son yıllarda bu insanlara bir haller oldu. Meclis basıldı, sokaklarda yüründü, meydanlar hınca hınç doldu, tepkiler dile getirildi ve anlaşıldı ki aslında o uyuyan zannedilen kitle yalnızca bir kıvılcım bekliyordu. Sonraki süreci zaten hepiniz biliyorsunuz. Tepkisellerden bazıları seçildi ve meclise gönderildi belki temsil ederler diye ancak gelin görün ki işler öngörüldüğü gibi gitmedi. Gittikçe milliyetçi söyleme evrilen konuşmalar, önceden söylenenlerle şu anda yapılanların birbirini hiç ama hiç tutmaması umutların giderek umutsuzluğa dönüşmesine yol açtı. Siyasi görüşünü günün koşullarına göre belirleyenler şaştı kaldı. Dün neyse bugün de öyle olanlar ise eylemliliğe devam ediyor. İşte son zamanlarda ortaya çıkan “Köpek Yarışlarına Hayır!” kampanyası da toplumun şu anki fotoğrafını çekmemiz için bir vesile oldu. Bu yazı da bu nedenle ortaya çıktı.Baraka Kültür Merkezi aktivistleri aylarca önce yapılmaya başlanan Mesarya Stadyumu’nun köpek yarışları için tasarlandığını öğrendiği andan itibaren bir kampanya örmeye başladı. Zamanla çeşitli çevreci örgütleri, gençlik komitelerini de içine katarak büyüyen kampanya sırasında herkes tam bir takım çalışmasıyla bilgi topladı, eylemlere, toplantılara katıldı, imza topladı ve en önemlisi bu yapılanlar hiçbir siyasi rant kaygısı gütmedi. “Başka bir kültür mümkün!” derken neyi kastettiğimizi daha iyi anlatabildik ama anlayamayanlar da oldu tabii: “Çocukluk yapmayın!”, “Devam edin bakalım komiklik yapmaya!”, “Sizin ne işiniz var köpeklerle yahu!”, “Bu işi bırakın, hayrınıza değil!”, “Köpekleri bırakın, insanlara bakın!”, “Niye at yarışlarına yada horoz döğüşlerine de tepki göstermiyorsunuz?”, “Niye satılan kadınlara ses çıkarmıyorsunuz?” gibi tepkilerle karşılaştık. Biz de gerek internet sitemizde, gerekse birebir görüşmelerimizde cevaplarımızı verdik ve dedik ki “Gelin yapalım arkadaşlar!” ama kimse gelmedi. Ve bilinemedi ki biz aslında bize sorulan sorulara cevaplarımızı yaklaşık 6 aydır “Değerlerimiz!” başlığı altında toplamaya çalışıyorduk ve bunlar ilerdeki eylemliliklerimize teorik altyapıyı oluşturuyordu. Tabii ki yalnızca duman bacayı sarınca, boğulmamak için tepki vermeye alışanlar yada tepkisini uygun ortama erteleyenler için yaptıklarımız anlaşılamazdı ve anlaşılmadı da. Biz de “Belki bir gün!” dedik ve eylemlerimize devam ettik. Gelelim toplumun fotoğrafına: Bir süredir Kıbrıs’ın Kuzeyinde hükümet etmekte olanlarla bu kampanya sırasında yakın temaslarımız oldu ama öğrendiklerimiz pek de hoşumuza gitmedi. Ne öğrendik biliyor musunuz? Bu ülkede artık kumar yasal olacak. “Madem kontrol edemiyoruz o zaman serbest bırakıp, kumardan devlete maddi kaynak akmasını sağlarız” mantığından hareketle yapılan bu düzenlemenin vebalini kim çekecek yada diyeti ödenebilecek mi çok merak ediyorum. Şu çok açıktır ki hiçbir ulus-devlet kendi vatandaşının kumar oynamasına izin vermez. Bu hem ahlaki anlamda, hem de parasal anlamda çöküş demektir çünkü. Bugün bu coğrafyada kumarı serbest bırakanlar, böylelikle köpekler, futbolcular ve atlar üzerinden kumar oynatanların ekmeğine katmerli bal sürenler, toplumumuzun yozlaşmasını hızlandırdıklarının ve buna katkıda bulunduklarının farkında mıdırlar acaba? Yada Güney’den yarışmak üzere sınırı geçecek köpeklerin karantinada beklemeden ülkeye alınacak olmasının, yurtdışından yarıştırmak ve üretmek üzere köpek ithaline girişenlerin bulunmasının sorumluluğunu üstlenebilecekler mi? Çünkü öngördüğümüz üzere köpek yarışları bir sektör haline gelmedikçe kar sağlamaz. Bu da ilerleyen zamanlarda hem Kuzey hem de Güney’de tıpkı İngiltere’de olduğu gibi köpek haraları kurulacağı ve üretilen ‘kaliteli’ köpeklerle yarışların yapılacağı anlamına gelir, bir de ‘kalitesiz’ ve ‘yarışamayacak’ köpeklerin katledilmesi anlamına. Peki ölü köpeklerin sorumluluğu kimin olacak? Bugün salt maddi kaygılarla taşın altına elini koymayanlar ve duruma ses çıkarmayanlar, yarın farklı versiyonlarla karşı çıkılacak olgulara ne tepki vereceklerdir? Toplumu yeniden tepkisizliğe yada işine gelirse tepkiselliğe yönlendirdiklerinin farkında mıdırlar? “Köpek Yarışlarına Hayır!” kampanyası rahatsızlık duyulana gösterilen bir tepki. Ama ne ilkti ne de son olacak. Bu coğrafyada yaşadığı hayatı ne olursa olsun sorgulayanlar, teoriyle pratiği bir potada eritebilenler, başka bir kültürün mümkün olduğuna inananlar bulundukça bu iş burada bitmeyecek.
Fatih Bayraktar, Baraka Kültür Merkezi Aktivisti copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||