Konuk Yazar, 15 Ekim 2001
Neşe Yaşın
İNTİKAM PARADİGMASI
23 Eylül 2001 de Pilede İki toplumlu gençlik gruplarının düzenlediği "Ötekinin acısını anlamak, birlikteliği kutlamak" başlıklı panelde Kıbrıslı Türk ve Rum konuşmacılar Kıbrıs'ın yakın tarihindeki savaşlarda ve çatışmalarda hem kendi toplumlarının bazı üyeleri, hem de diğer toplumun bazı üyeleri tarafından işlenen cinayetlerden söz ettiler, bu çatışma ve öldürmelerin ardındaki tarihsel, psikolojik koşullara iç ve dış faktörlere ilişkin yorumlar yaptılar. Paneli Nicos Anastasiou ve ben birlikte yönetiyorduk.
Önceden kararlaştırıldığı gibi panel sonunda Nicos, salonda bulunan katılımcıları Kıbrıs'taki Kıbrıslı Türk ve Rum tüm savaş ve çatışma kurbanlarının anısına bir saygı duruşuna davet etti.
Ardından ise kıyamet koptu. Meğerse biz farkında olmadan milliyetçiliğin sembollerine kamikaze dalışı yapmışız Kıbrıs'ta sürüp giden semboller savaşının en güçlü silahını imha etmeye çalışmışız. Büyük delilik!
İtiraf etmek gerekirse bu fikir benim başımın altından çıkmıştı. Komite toplantısında bu öneriyi getirdiğimde heyecandan zıp zıp zıpladık, iliklerimize kadar titredik. Bunu yapıp yapmamak konusunda en ufak bir teredüt dahi geçirmedik çünkü barışseverler olarak Kıbrıstaki çatışmaya bakışımızla, yüreklerimizin hissettikleriyle, panelin amacıyla tam bir uyum içindeydi. Şu anda da bunun için kimsenin pişmanlık duyduğunu sanmıyorum. İyi ki yaptık ve bence hep yapmalıyız.
Şimdi geriye dönüp baktığımda salondaki UHH ajanı da o sırada ayağa kalkmış olmalı. Otursa dikkatimizi çekerdi.
Bildirilerinde EOKA'cı caniler için saygı duruşunda bulunduğumuzu yazdılar. Rum tarafından kimse TMT'ciler için saygı duruşunda bulundular diye yazmadı.(Belki de gözlerinden kaçmıştır)
O gün orada caniler değil kurbanlar için saygı duruşunda bulunuldu. Ölen bütün masum insanlar için.
EOKA'cı caniler için saygı duruşunda bulunuldu diye yazılınca Nicos çıldırdı. "Söylediklerimi kelimesi kelimesine çevirip yayınlayalım" diye.panelin video kasetini alıp geldi. Bence hiç gerek yok. Kime neyi izah edeceksin? Ortada iki farklı paradigma var. Orada bulunan UHH ajanı buna bütün kalbiyle inanmış dahi olabilir. Bir Kıbrıslı Rum ölenler için saygı duruşuna davet ediyorsa bu mutlaka EOKA'cılar için olmalı. Hem zaten Kıbrıslı Rum demek EOKA'cı demek.
Cani kimdir, masum kimdir? Kim cellat kim kurban? Cellata emri veren kim? Her öldüren cani, her ölen kurban mı? Bunlar tartışılabilir.
Benim bu yazıyı yazmaktaki esas amacım, milliyetçiliğin paradigması içinde geleceğimizin önüne aşılmaz bir duvar gibi dikilen Kıbrıs'taki karşılıklı katliamları yeni bir çerçeveye taşımak.
Paneldeki konuşmasında söz etmedi ama bir özel konuşmamızda Makarios Duruşotis yaptığı bir hesaptan söz etmişti. Kıbrıs Rum toplumunda cinayetleri destekleyip onaylayanlar yüzde birlik bir oran, bunları fiillen yapanlar ise diyelim ki bu yüzde birin içinde olsa olsa bin kişi olsun (o kadar olduğunu bile sanmıyorum) Hadi diyelim bin kişinin eli kana bulanmış ya da Kıbrıslı Türklere bir biçimde kötülük yapmış olsun.
Bin kişi bunları yaptı diye bütün bir toplumu suçlamak adil mi? Bir evde bir cinayet işlense ve katilin adı açıklanmasa herkes zan altındadır. Bütün mesele bunları yapanların açıklanıp mahkum edilmemiş olması. Diyelim ki bunu yapmak mümkün değil. Ayrıca karşı toplumdan birisini öldürmüş olan herkes de aynı kategoride değil.
İki toplumlu bir gençlik grubu toplanrısında gençler bir tartışma yapıyorlardı Rum gençlerden birisi Kıbrıslı Türk gençlere şunu sordu: " Kıbrısta savaş olsa ve elimizde silah karşı karşıya gelsek beni vurur muydunuz?" Bir suskunluk oldu bir kaçı "Vurmazdım" dedi ama Kıbrıslı Türk gençlerden birisi, "Ailemi korumak için belki de vururdum "dedi. Savaş bazı insanları katil yapmış olabilir.
Aslında sorulması gereken soru şu: Bu gençlere sorumlu olmadıkları bu geçmişin azabını çektirmeye daha ne kadar devam edeceğiz?
Diyelim ki Kleridis yarın sabah kalktığında şöyle birşey dese "Biz de toplum olarak çok acılar çektik ama Kıbrıslı Türklere karşı toplumumuzun bazı üyeleri tarafından yapılan katliam ve öldürmeleri kabul edip kınıyor ve Kıbrıs Türk toplumundan özür diliyoruz"
Bunu dese, hatta tek taraflı olarak dese kıyamet mi kopar? Özür elbette ki ölenleri geri getirmez onların yakınlarının acısını dindirmez ama en azından gelecekte bunların tekrarlanmayacağına dair umut verir.
Denktaş Yennarisle röportajı sırasında kayıp kişilerin 1963' te yakınları ölenler tarafından öldürülmüş olduğunu söylemişti. Bunu bilmiyoruz ama bu cümleyi kurduran mantık anlaşılır. "Önce siz yapmıştınız, biz de intikam aldık." Önce onların yaptığı doğru. Her yerde böyle olur, çoğunlukta ve güçlü olanlar önce yapar. İşte bütün mesele bu intikam paradigmasında. Göze göz dişe diş. Kurbanların zalime dönüşüp zalimlerin kurbanlaşmasında… Sonuçta herkesin hem zalim hem kurban haline gelmesinde.
Denktaş'ın sözlüğünde bu üçüncü tekil şahıs "Rum", toptan herşeyden sorumlu. Yani bu toplumdaki herkes katil, herkes bize düşman. Bu fikir hergün topluma pompalanıp duruyor. Çünkü bu çatışma kültürünü yeniden üretmek için önmeli. Onlarla saygı duruşunda bulunmak mide istermiş. Bence mide değil yürek ister. Hem de sevgiyle çarpan kinden düşmanlıktan arınmış bir yürek. Bir de diğer anlamda yürek ister. Ölüm tehditleriyle, terrör estiren demeçleriyle ortalığı kasıp kavuran örgütünün gözü önünde bunu yapmak ancak yürekli ve güzel insanlara yakışır.
Ben o saygı duruşu sırasında banyoda öldürülen masum çocukları, ölüm çukurlarındakileri, balkondan atılıp öldürülen iki Rum kız çocuğunu, kocası gözü önünde öldürülen bir Rum kadının bana anlattıklarını, kayıp kişiler müzesindeki sayısız fotoğrafları, Mezarları olabilecek kadar şanslılarsa üzerlerine şehit yazılan o zavallı kurbanların tümünü düşündüm…
Yüz kere bin kere daha saygı dururum.