Konuk Yazar, 17 Ekim 2004 Devrim Seral | ||
Tiyatro Bitti Kıbrıs sorunu doğduğumdan beri varlığını sürdürüyor. Bu sorun o kadar hayatımıza işledi ki artık bu sorunu vücudumuzun bir parçasıymış gibi kanıksadık. Birçok insanımız sorun hayatlarının bir parçası haline geldiği için ya görmezden gelmeye ya da utanılacak bir kusur gibi gördüklerinden konuşmamaya başladılar.
Referandum sürecine gidene kadar meydanlarda olan kalabalıktan artık eser yok. İnsanımız o kadar uğraştık hiçbir şey değişmedi diye varolan umutlarını da yitirmek üzereler. Kuzey Kıbrıs’ta bir koalisyon pazarlığı sorunu aldı başını gidiyor. Herkes aman ha UBP gelmesinde ne olursa olsun diye bir anlayış içinde. Sonra bir baktık basında herkes UBP'nin hiçbir şekilde olmayacağı hükümet modelleri kurmakla meşguller. Sorun şu ki değişen ne olacak?
Bugün Radikal gazetesini incelerken dış haberler kısmında Financial Times gazetesinden alınmış bir haber gözüme ilişti. Haberde Kıbrıslı Rumların AB'nin Kıbrıslı Türklere yapmak istediği iki açılımın yani serbest ticaret ve 259 milyon euro'luk yardımı nasıl sınırladıkları ile ilgiliydi. Kıbrıslı Rumlar , Kıbrıslı Türklerin kendi limanlarından ticaret yapmalarını tanınma gerekçesini öne sürerek sınırlamışlardı. Diğer yandan da mali yardım içinde yatırımların Kıbrıslı Rumların malları dışında yerlere yapılması koşulunu öne sürerek kabul edilmesini sağlamışlardı.
Aslında gerçeği gören birçok insan tarafından sürekli olarak dile getirilen ancak niyeyse hep göz ardı edilen sonucun apaçık ortada olduğu görülüyor. Kuzeyde kendi kafamıza göre oluşturduğumuz mülkiyet rejiminin hiçbir geçerliliği yoktur. İkincisi kendi kendimize oynadığımız sanal devletçilik oyunun da hiçbir şey ifade etmediği ortadadır. Kuzeyde var olan devletin adı ister KKTC ister KTD olsun Kıbrıs Cumhuriyeti dayanağını 1964 ve 1983'deki BM kararlarına dayamaktadır. Bu kararlar gereği ada tek ve resmi olarak Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından temsil edilmektedir.
24 Nisan 2004 tarihinde yapılan referandumda Kıbrıslı Rumların planın yürütülmesi ile ilgili olarak BM'den garanti istemesine rağmen bu garantinin Türkiye’nin de isteği ile Rusya tarafından veto edilmesinden sonra şu anki duruma ulaşacağımız belliydi.
Türkiye AB yolunda son hızla ilerlerken bizi de kullanmıştır. M. Ali Birand'ın AB genişlemeden sorumlu yüksek komiseri Verhaugen ile yaptığı söyleşide Türkiye’nin Annan planını desteklemesi ve Kıbrıslı Türklerin de olumlu oy kullanması ile Kıbrıs'taki çözümsüzlük durumunun Türkiye için sorun olmaktan çıktığını ortaya koymuştur.
Ancak şu bir gerçek ki 17 Aralık yaklaşırken Türkiye’nin önüne aşması gereken bir eşik daha çıkacaktır; "Kıbrıs Cumhuriyetini tanımak!". Her ne kadarda bu konu çok fazla sıcak olmamakla beraber ileriki günlerde kesinlikle karşımızda bulacağımız bir sorun olacaktır. Çünkü müzakerelerin yapılacağı ülkelerden biride Kıbrıs Cumhuriyeti olacaktır.
Evet bizim siyasilerimiz Kuzey Kıbrıs’ta sanal devletçilik tiyatrosu oynamaya devam etseler de bizim çok daha büyük sorunlarımız vardır. Annan planını Kıbrıslı Rumlar kabul etmediği için onları yargılamaya devam edip uzlaşma yoluna gitmediğimiz sürece daha kötüsünü kabul etmek zorunda kalacağız. O da Kıbrıs Cumhuriyetine geri dönmek olacaktır. O zaman bazılarının hiç beğenmediği Annan planını mumla arar hale geleceğiz. Zaten Türkiye yüzyıla yaklaşan Avrupalaşma rüyasını tamamlamak için çok da bize takacağını sanmıyorum.
Olan yine bize yani Kıbrıslı Türklere olacak. Bazı ileri gelenlerimizin dava dedikleri konunun tamamen başka ülkelerinin çıkarları olduğunu halkımız anlayabilecekler mi? Ya da gerçekten bir gün bizim de kendi davamız olabilecek mi?
Umarım bu gelinen aşama yeniden başımıza yeni maceralar açmaz. Ancak kim bilir? Biz Kıbrıslılar kendi kaderimizi tayin hakkımızı elimize almadığımız sürece değişen bir şey olmayacak küçük adamızda...
copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||