Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 26 Ekim 2005

Ahmet Karaman

 

İŞGALDEN IRKÇILIĞA

“İşgal” sözcüğü iş Kıbrıs’a gelince yorumlamada bazılarının köşe bucak kaçtığı bir sözcüktür.

Bu tür düşünceyi bilerek taşıyanlara “ırkçı” diyoruz, kızıyorlar.

Kimse kusura bakmasın ama bunun savunulanlarda başka anlamı yok efendim.

Sağcı kampta olanlar bir yana,”sol” kampta olduklarını söyleyenler için de bu geçerlidir.

Birileri kalkıp Kıbrıs’ın kuzeyinde 1974 sonrası yapılanların işgal ve dayattıklarının işgal sonucu olduklarını inkar eder, dahası bunları savunur duruma gelirlerse, bizim de bu tavırlar içinde olanlara “ırkçı” demeden başka seçeneğimiz kalmaz.

Yaşananlar tatbikatlara benzemiyor,perde altından başka perde önünden hesaplara hiç benzemiyor.

Bir şey varsa vardır,yoksa yoktur!.

***

İşgal sözünün anlamı, daha önceleri de yazdığımız gibi kendine ait olmayan,başkasının olan bir yeri şu veya bu şekilde gasbetme/ele geçirme anlamındadır..

Bu değerlendirmeyi Kıbrıs’ın kuzeyine uygularsak, 1974 sonrası burada yaratılan sistemin bunun dışında bir şey olmadığını görürüz.

Biz bunu çok yaza söyleye dillendirdik de, anlamak istemeyen çok..

İşte ırkçılık bu anlamak istemeyişte başlıyor, veya yansıması da öyle oluyor.

Ve acıdır, dünya görüşleri gereği buna karşı çıkmaları, en azından çanak tutmaması gerekenler, denize açılan tatlı su balığı gibi çırpınıp duruyorlar!.

Bu çırpınışlar belleklerini dayadıklarında onları daha bir şaşırtıyor.

Ama gel de anlatabilirsin anlat..

***

Kıbrıs olaylarına bakış açıları iki şekilde olabilir efendim:

Ya mensubu olduğunuz milleti tutacaksanız,veya da haklı olan taraftan yana ağırlığınızı koyacaksanız.

Konuya dalmadan genele yönelik şu düşüncelerimizi ortaya koyalım:

Taraf olanların mutlaka her konuda haklı olmaları gerekmediği gibi,haksız olmaları da gerekmez.

Meselenin özü gelinen aşamada kimin haklı kimin haksız olduğudur.

Geçmişte yapılan hatalar veya işlenen suçlar, ardından yapılanların aklanmalarında dayanak olamaz.

Yani anlatmak istediğimizi açacak olursak, Rumların geçmişte yaptığı yanlışlar veya suçlar,1974 sonrası yapılanları aklayamaz..

Zaten araştırılacak olursa iki tarafın da genelde birleştiklerini de görürüz.

Birinin yaptığı ötekinin “haklılığıdır!”.

***

Bugüne kadar yazıp söylediklerimizi kısaca özetleyelim:

Türkiye buraya 1974 sonrası gelirken,kurulan bugünkü sistemi kurmak için gelmemişti..

Daha önceleri yazdığımızdan teferruata inmeyelim.

Toparlarsak kurulan sistem hukuka tersti,hala da terstir.

Yapılan resmen işgaldi, halen de öyledir.

Ve yaratılan sistem hukuk dışıdır, varlığını da öyle sürdürüyor...

***

Gelelim konunun ırkçılık bağlantısına.

Kıbrıs’ın kuzeyinde 1974 sonrasında kurulan sistem, “Türklüğe” dayalı bir sistemdir.

Hukuka dayalı yanı, anlatılmak istendiği şekilde yoktur.

Silah zoru ile gelinen topraklar, başkalarına ait topraklardı..

Bu topraklara şu veya bu şekilde girilip el konulması,bunların eski sahiplerine rağmen başkalarına verilmesinde iddia edilende düşürülen tavırlar, ırkçılığa bağlı işgalciliktir.

Çok uzatmaya, şehitlere ve fetihlere dönmeye gerek yok..

“Kıbrıs Türkiye’nin mili davasıdır” değerlendirmesi, bunun başlı başına bir belgesidir.

***

Evet..Kıbrıs’ta Türkiye’nin haklı olduğunu savunmak, hukuka ters düşme yanında ırkçılığa da davetiye çıkarmaktır.

Ha, karşı tarafın tavırlarına sığınabilir birileri..

Siz iğneyi kendinize diyerek “Türklük aşkına” bu topraklara taşınan insanlara, gitmek zorunda bırakılan insanların malların yağma edilerek gelenlere verilmesine, bunun savunulmasına ne isim verebilirsiniz “Türklüğe” hak vermede.

İnsanlar haklı iken haksız görülmesi Rum olmalarından değil mi yani?.

İşgal edilen topraklarda hukuka dayalı değil de, Türklüğe dayalı hak aranıp bulunuyorsa, bunun adı işgale dayalı ırkçılıktır.

Türkiye’nin Kıbrıs’ın kuzeyinde tavrı ve durumu,adına “statüko” denilen sistemi savunanlarla birlikte budur.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org