Kırmızı ve Siyah, 16 Nisan 2001
Eser Keskiner

Etnik Kimlik ve Avrupa

Geçtiğimiz haftalarda ülkemiz ve Türkiye yıllarca hamaset nutuklarıyla hasır altı edilmeye çalışılan sorunların en sonunda su yüzüne çıkmasına sebep olan “ekonomik kriz”le uğraşırken ve biz de bu köşeden ekonomik sistemi sorgulamaya çalışırken Avrupa Birliği’nin şüphesiz en önemli ve güçlü ülkelerinden Almanya bambaşka bir tartışma yaşıyordu. Yeşiller Partisi milletvekili ve Almanya Çevre Bakanı Jürgen Trittin’in Hristiyan Demokrat Parti Genel Sekreteri Laurenz Meyer için yaptığı “neonazi” benzetmesi, kısa sürede bir “etnik kimlik tartışması” boyutunu kazanmıştı.

Almanya’da 1970li yılların efsanevi anti-nükleer gençlik hareketinin önde gelen isimlerinden, bugünün çevre bakanı Jürgen Trittin, 12 Mart’ta yaptığı bir konuşmada Meyer için şunları söylüyordu: “Laurenz Meyer sadece bir neonazi göruntüsune değil, aynı zamanda bir neonazi mentalitesine de sahiptir. Bu şahıs, Alman olmaktan dolayı gurur duyduğunu bizzat söylemiştir. Bu, ülkemizde her türlü ırkçı düşünceye yapıştırılan etikettir.” Şüphesiz etnik kimliği öne çıkarıp bunun gurur duyulması gereken birşey olduğunu savunmak, insanları sahip olduğu etnik kimliğe göre sınıflandırıp kendi dahil olduğu grubu diğerlerinden üstün saymak ırkçılığın en önde gelen belirtilerindendir. Fakat Trittin acaba Meyer’in “Alman olmaktan gurur duyuyorum” cümlesini fazla mı abartıyordu? Irkçı bir liderliğin peşinden gitmenin bedelini Ikinci Dünya Savaşı’nda yerle bir edilerek ödeyen bir toplumun bu konnudaki duyarlılığını fırsat bilerek karşı siyasi görüşe puan kaybettirmeye mi çalışıyordu? Yoksa kendini ve içinde bulunduğu siyasi hareketi sağ basının ve partilerin saldırılarına maruz bırakacak bir hata mı yapmıştı? Trittin’in bu çıkışının hesaplanmış bir politik hareket mi yoksa o an içinden gelen birşey mi olduğunu söylemek biraz zor. Fakat bu çıkışın başlattığı tartışmadan öğrenilecek çok şey var.

26 Mart tarihli Der Spiegel dergisi “Saçma Gürültü” başlıklı bir yazıyla bu tartışmayı birçok boyutuyl ele alıp özellikle sağdan gelen tepkilerin analizini yapti. Yazının şüphesiz en ilginç bölümü çeşitli yaş gruplarından ve siyasi düşünceden kişilerle yapılan anketin sonuçlarıydı. “Etnik kimlik” tartışmasının başlangıcından bir hafta sonra, yaklaşık bin kişiyle yapılan ankette, katılanlara “Alman olmak”la ilgili ne hissettikleri sorulmuş, ve dört seçenekten kendi duygularını en iyi şekilde açıklayanı seçmeleri istenmişti. Bu dört seçenek “Alman olmaktan gurur duyuyorum”, “Alman olmaktan dolayı mutluyum, fakat bu benim için bir gurur kaynağı değildir”, “Alman olmaktan rahatsızım” ve “Bu konu benim için hiçbir önem ifade etmiyor”du. Verilen yanıtlar ankete katılanların hangi siyasi partiyi desteklediğine göre incelendiğinde ortaya çıkan tablo pek şaşırtıcı değildi. Aşırı sağcı Cumhuriyetçiler, Alman Halk Birliği (DVU) ve Almanya Milliyetçi Partisinin(NPD) destekçileri arasında “Alman olmaktan gurur duyuyorum” diyenlerin oranı %48’e varırken bu oran Demokratik Sosyalizm Partisi(PDS) destekçileri arasında %9, Yeşiller’in destekçileri arasındaysa %11’de kalıyordu. Siyasi yelpazenin sağında yer alan Hristiyan Demokratlar (CDU/CSU) ve Liberaller (FDP) arasında en popüler yanıt “Alman olmaktan gurur duyuyorum”ken solda yer alan Almanya Sosyaldemokrat Partisi (SPD), PDS ve Yeşiller arasındaki en popüler yanıt “Alman olmaktan dolayı mutluyum, fakat bu benim için bir gurur kaynağı değildir” yanıtıydı.

Anketin en ilginç sonucu, bu yanıtların yaş gruplarına göre dağılımındaydı. “Alman olmaktan gurur duyuyorum” diyenlerin oranı yaş gruplarına göre dağılımı şöyleydi: 18-24 yaş - %7, 25-29 yaş - %9, 30-44 yaş - %23, 45-59 yaş - %34 ve 60 yaş ve üzeri - %45. Bunun tam tersi bir dağılım “Bu konu benim için hiçbir önem ifade etmiyor” yanıtı için geçerliydi. 18-24 yaş arası gençlerin %57’si “Alman olmak” konusunun kendileri için hiçbir önem ifade etmediğini söylerken bu oran yaş grupları arasında giderek düşüyor ve 60 yaş üzerindekiler arasında sadece %12’de kalıyordu. Yani etnik kimlik, ve etnik kimlikten dolayı gurur duyma Alman nüfusunun yaşlıları arasında yaygınken genç nesiller ya “bu konuyu kafaya takmaya bile değmez” ya da “Evet, ben Alman’ım. Bu kimliğimle barışığım, fakat bu benim için bir gurur kaynağı değildir” diyordu.

Aslında bu anket sadece Almanya’da değil, tüm Avrupa’da yapıların nasıl yeniden şekillenmekte olduğunu gösteren ipuçları içeriyor. Geçmişin etnik benmerkezci (ethnocentric) yapılanmasının yerini çok kültürlü bir yapılanma alıyor. Geleceğin Avrupa’sını oluşturacak olan gençler kendi kimliğiyle barışık, fakat etnik kökenini öne çıkarıp bunu bir gurur kaynağı yapmaktan uzak. Avrupa Birliği’nin temellerinin atılmasından yaklaşık yarım asır sonra yepyeni bir anlayış oluşmuş durumda.

Peki gençler bir önceki nesle göre nasıl oluyor da kendi etnik kökenleri hakkında böyle değişik bir yaklaşıma sahip olabiliyor? Bunun yanıtını özellikle son 20-30 yıllık sürede bulmak mümkün. Geçmişin etnik sınırlar içinde yetişip “tarih” diye beynine diğer ülkelere ve insanlara karşı düşmanlık aşılanmış nesillerinin yerini son 20-30 yıldır etnik sınırların anlamını yitirmesiyle diğer ülkelerdeki insanları gerçek anlamda tanıma fırsatına erişen, farklılıkları bir zenginlik olarak algılayan ve herşeyden önemlisi kendi kimliğiyle barışık bir nesil alıyor. Artık Avrupalı gençlik birbirinden korkmuyor. Çünkü birbirini tarih kitaplarından değil kurduğu kişisel dostluklardan tanıyor. Ve bu “diğer”ini tanıyabilme, ona daha büyük bir özgüven veriyor. Hani “Evden uzaklaşmazsanız asla eve dönemezsiniz” diye bir söz vardır. Avrupa gençliği de kendinden, kendini çevreleyen dogmalardan uzaklaşıp “diğer”inin gözüyle kendini analiz etme şansını yakalayabildiği için kendine daha büyük bir güven duyuyor, kendi kimliğiyle daha barışık oluyor. Geçmişin dogmatik düşünce yapısının bir ürünü olan “etnik kimlikten gurur duyma” konseptineyse artık rağbet etmiyor.

Milliyetçi efendiler istedikleri kadar uğraşsınlar, artık bu değişimi ve yeni bir “Avrupalı” kimliğinin oluşumunu engelleyemezler.


Eser Keskiner|Ana Sayfa