Kırmızı ve Siyah, 22 Nisan 2001
Eser Keskiner
FTAA ve Dünya Polis Devleti
Bu yazı kaleme alındığı sırada Kanada’nın Quebec City şehrinde 34 Kuzey ve Güney Amerika ülkesinin egemen sınıfının temsilcileri kapalı kapılar ardında Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması NAFTA’yı tüm Amerika kıtasına yayacak “Amerikalar’ın Serbest Ticaret Bölgesi” FTAA üzerinde “çalışmalar” yapıyor. Dışardaysa onbinlerce gösterici polisin tüm saldırılarına rağmen (gözyaşartıcı gaz, plastik kurşun vs.) görüşmeleri engellemeye, FTAA karşıtı görüşlerini duyurmaya çalışıyor. Gösteriler sadece Quebec City’yle sınırlı değil. Kıtanın birçok ülkesinde Quebec City’deki göstericilerle dayanışma gösterileri yapılmakta. CNN ve Associated Press gibi medya kuruluşlarına göre bu gösteriler “tüm kıtaya zenginlik ve özgürlük gelmesini engellemek isteyenler”in işi. Göstericilerin Cumartesi günkü görüşmeleri geciktirmesi karşısında bir CNN muhabiri diğerine “Tüm kıtaya zenginlik getirecek bu görüşmelerin sorunsuz yapılabilmesi için polis niye daha sert önlemler almıyor?” diye soruyor. Anlaşılan yüzlerce göstericinin gözyaşartıcı gaz ve plastik kurşunla yaralanması, bazılarının durmumunun ciddi olması, polisin yaralı göstericilerin tedavi edildiği çadırlara saldırması CNN muhabiri için “yeterince sert” değil. Gösterilerin anazlizine geçmeden isterseniz ilk önce NAFTA ve FTAA üzerinde duralım.
1994’te Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika arasında imzalanıp yürürlüğe giren NAFTA’nın bir uzantısı sayılabilecek olan FTAA’in temeli 1994 yılında Miami’de atıldi. Ikincisi 1998 yılında Şili’nin başkenti Santiago’da yapılan FTAA zirvesinin üçüncüsü şu anda yapılıyor. FTAA’in en büyük tepki çeken özelliği tamamen halktan gizli bir şekilde planlanması. Yaklaşık 500 çokuluslu şirketin temsilcileri FTAA görüşmeleri hakkında her türlü bilgiye ulaşıp anlaşmayı etkileme şansına sahipken, şu ana kadar anlaşmanın metni halkı bırakın, anlaşmada yer alacak olan ülkelerin seçilmiş yöneticilerine bile açıklanmadı. Öyle ki birkaç hafta önce ABD Temsilciler Meclisi’nin 50 temsilcisi Bush’a yazdıkları dilekçede anlaşma metninin bir an önce açıklanması ve tartışmaya açılmasını talep ettiler. FTAA görüşmeleriyle ilgili bu karartmadan dolayı elimizde net bir bilgi olmamasına rağmen, görüşmelerin temel amacının NAFTA’yı tüm Amerika kıtasına yaymak olduğu gerçeğinden yola çıkarsak bu anlaşmanın getireceği ürpertici sonuçları kavrayabiliriz.

Isterseniz ilk önce egemen medyanın NAFTA’nın “herkese zenginlik ve daha çok hak” sağladığı iddiasına bir bakalım. Son 7 yıllık süre içerisinde Meksika’daki endüstriyel işçilerin geliri ortalama yüzde on azaldı. ABD’de yine NAFTA sayesinde 200,000 ‘in üzerinde insan işinden oldu. 1997’de yayınlanan “Latina Review of NAFTA”ya göre işini kaybedenlerin oranı Latinolar, zenciler ve kadınlar arasında diğer kesimlerden çok daha yüksek. NAFTA ayrıca şirketlere hükümetleri dava etme hakkı da verdi. Bunun sonucunda, örneğin Metaclad isimli Amerikan firması toksik atıklarını eyalet sınırları içerisine atmasına izin vermeyen Meksika’nın San Luis Potosi eyaletini dava etip, eyaletten 16.7 milyon dolarlık bir tazminat almıştı.NAFTA kuralları çerçevesinde eğer bir ülkenin ya da eyaletin kanunları orada iş yapmak isteyen bir şirketin kar yapmasını herhangi bir şekilde engelliyorsa, ya o kanunlar değiştirilmeli ya da şirkete yüklü bir tazminat ödenmelidir. Bunun ne kadar ürkütücü boyutları olduğunu bir düşünün. Halkı ve çevreyi korumaya yönelik yasalar, ancak şirketlerin kar yapmasını engellemedikleri müddetçe var olabilecek. Eğer bir devlet çevreyi korumak için örneğin zehirli gaz yayılımını düzenleyecek yasalar çıkarırsa, şirketler “Ama bu bizim kar yapmamızı engelliyor” diye o devleti dava edip ya yüklü bir tazminat alacak, ya da bu tazminatlarla baş edemeyecek kadar fakir olan devletlere bu yasayı değiştirebilecek.
FTAA’in de NAFTA gibi IMF ve Dünya Ticaret Örgütü’ne kurallarını daha da kontrolsüz bir şekilde uygulama hakkı vermesi söz konusu. Bu “kurallar”ın gelişmekte olan ülkelerdeki etkilerine 20 Mart tarihli yazımda değinmiştim. Özellikle Orta ve Güney Amerika’daki fakir halkların “patent yasaları” ve “Yapısal Değişiklik Programları”ndan nasıl etkileneceğine dair ipuçlarını bahsettiğim yazımda bulabilirsiniz.
Peki CNN’in ve egemen sınıfların “FTAA zenginliği ve özgürlüğü tüm Amerika kıtasına yayacak” iddiasında hiç mi gerçek payı yok? Tabi ki var… Eğer “tüm Amerika kıtası”ndan kastedilen çeşitli ülkelerdeki elit kesim ve bu kıtada iş yapan çok uluslu şirketlerse tabi ki onların zenginliği de, halkı ve doğal kaynakları sömürme özgürlüğü de artacaktır.
FTAA temel olarak zengin ülkelerin Latin Amerika’yı daha kolay kolonize etmesi için atılmış bir adımdır. Anlaşmaya dahil olan ülkelerdeki halkın büyük çoğunluğu bu anlaşmadan zararlı çıkacaktır. Işte bu yüzdendir ki anlaşmanın şartları kapalı kapılar ardındaki pazarlıklarla belirleniyor, halkın bu şartları öğrenmesinden bu kadar korkuluyor. Yine bu yüzden bugün Quebec City’de ve dünyanın dörtbir yanında sokaklara dökülen insanlar “sorun yaratıcılar” diye geçiştirilmeye çalışılıyor. Ve bu yüzden Dünya Polis Devleti’ni yönetenler hegemonyalarını yıkıp tüm dünya insanlığı için adil bir düzen yaratmaya çalışan insanları fişliyor, Amerika’dan Kanada’ya geçişlerine izin vermiyor, görüşmelerin yapıldiğı Quebec City’yi duvarla örecek kadar korkuyor.
1999’da Seattle’daki Dünya Ticaret Örgütü toplantısının başarılı bir şekilde çökertildiği eylemleri anlatan, 100’den fazla medya aktivisti tarafından eylemler sırasında çekilen görüntülerden derlenen “This is What Democracy Looks Like” isimli filmde gazdan etkilenmemek için ağzını ve burnunu bir bezle kapayan genç bir kız “Polis ilk kez bu kadar sert davranıyor” diyordu. “Peki neden?” sorusuna verdiği cevapsa dünyanın her tarafında polis devletlerinin daha da sertleşmesinin nedenini anlatıyordu: “Çünkü bugün biz kazanıyoruz”. Evet, artık dünya halkları patronları onbinlerce kişilik gösterilerle “karşılıyor” ve onlara artık daha fazla kar uğruna tüm dünyayı felakete sürükleyen politikalarına geçit vermeyeceğini haykırıyor. Bu yüzdendir ki artık rejimlerin gösterilere toleransı kalmamıştır ve artık öleceğini anlamış bir hayvanın vahşiliğiyle halka saldırmaktadırlar. Fakat son çırpınışları da fayda etmeyecektir, çünü artık dünya halkları uyanmaya başlamıştır. Bu kokuşmuş sistemi ne medyasi ne de polisi artık kurtaramaz.
Eser Keskiner Arşiv |Ana Sayfa