Eser Keskiner|Ana Sayfa


Kırmızı ve Siyah, 22 Agustos 2001
Eser Keskiner

Alman Sineması’ndan

Başlığa bakıp da film eleştirmenliğine soyunduğumu düşünmüşseniz kesinlikle öyle bir niyetim olmadığını söyleyerek başlayayım. Sadece geçtiğimiz hafta taşınmak için eşyalarımı toparlarken bir süre önce aldığım “1945’ten günümüze Alman Sineması” isimli dersin notlarını da buldum. Sizlerle izleme fırsatı bulduğum filmlerden bazı kesitleri paylaşmak istedim.

****

Alain Resnais’in Night and Fog isimli belgeselinde çeşitli Nazi toplama kamplarından insanlık adına utanç verici görüntülerin ardından o kamplarda görev yapan Alman askerleriyle yapılan röportajlar yer alır. Her asker kendisine verilen emirleri eksiksiz olarak yerine getirdiğini söylemesine rağmen aynı zamanda da “suçsuz olduğu”nu belirtir. Belgeselin kapanışında ise “Peki öyeyse suçlu kim?” sorusunu duyarsınız.

****

1977 sonbaharı Almanyası’nda geçen olayları [1] anlatan Germany in Autumn (Deutschland im Herbst) isimli filmde, filmin yönetmenlerinden Werner Fassbinder’in annesiyle yaptığı röportaj iki farklı kuşağın farklı bakış açılarını yansıtır. Hitler Almanyası’nda yetişmiş olan anne kitlelerin demokratik olmayışından, devleti eleştirmenin bir tabu oluşundan ve bunu yapanlara toplumun kötü gözle baktığından yakınır. Fakat bilinçaltında hala daha baskı dolu geçmişin izleri vardır. Toplumun anti-demokratik yapısından şikayet etmesine rağmen kendisinin de demokratik haklarını kullanmak konusunda çekinceleri vardır. Demokrasi eksikliğinden şikayet etmesine rağmen kendisi de bilinçaltında demokrasiden korkmaktadır. Heine’nin “özgürlük hakkında konuşmaktan hoşlanırlar, fakat zincire vurulmuş olmaktan da gizli bir zevk alırlar” tanımına uymaktadır.

****

Michael Verhoeven’in Nasty Girl (Das Schreckliche Mädchen) isimli filmindeyse yaşadığı kasabanın Nazi dönemindeki tarihini açığa çıkarmaya çalışan Sonja isimli bir gencin başından geçenlere tanık oluruz. “Kasabamın nasıl Naziler’e direndiğini, ne tür baskılara göğüs gerdiğini anlatan bir makale yazmak istiyorum” diye yola çıkan Sonja, araştırması ilerledikçe kasabasında kendini “direnişçi”, “Yahudilerin kurtarıcısı”, “kahraman” olarak tanıtan kişilerin aslında birer Nazi işbirlikçisi olduğunun farkına varır. Kasabadaki birçok kişi kendileri için çizdikleri imajın zedelenmesi korkusuyla Sonja’nın önüne çeşitli engeller çıkarırlar. Tehdit dolu telefon mesajlarıni evinin yakılması izler. Tüm bunlara rağmen pes etmeyen Sonja’nın ortaya çıkardıkları ise son derece ilginçtir. Kendini direnişçi olarak tanıtan kasabanın belediye başkanı ve rahibi Yahudilerin ve solcularin konsantrasyon kamplarına gönderilmesinde önayak olmuşlar, Naziler’le en üst düzeyde işbirliği yapmışlardır. Fakat sonlarının yaklaşmakta olduğunun verdiği telaşla kullandıkları fiziksel şiddet dahi onları kurtaramaz ve maskeleri düşer; “direnişçi” maskesiyle yarattıkları saltanat bir anda yok olur.

****

Margaret von Trotta’nın The Promise (Das Versprechen) isimli filmi Berlin Duvarı’nın örülmesiyle duvarın iki ayrı tarafında kalan bir çiftin öyküsünü anlatır. Konrad Doğu Almanya için çok önemli bir bilimadamıdır ve Batı’ya gitmesine izin verilemez. Sophie’yle ancak yurtdışındaki konferanslarında buluşabilir. Konrad’ın aynı şehrin diğer tarafında yaşayan oğlunu görebilmesiyse ancak Stasi’nin vereceği izinle mümkündür. Filmin kapladığı yirmi sekiz yıllık sürenin her aşamasında Konrad’ın başından ayrılmayan, rejimin emirleri doğrultusunda onun oğluyla buluşmasını engelleyen Stasi ajanıysa en önemli karakterlerden biridir. Gerektiğinde fiziksel şiddet kullanmaktan da çekinmez. Onun için önemli olan sadece emirleri yerine getirmektir. Filmin son sahneleri 9 Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılışını ve baba-oğulun buluşmasını anlatır. Binlerce kişinin sokaklarda çılgınca eğlendiği görüntülerde göze çarpan bir karakter de Konrad’ın hayatını zehir eden ajandır. Bir ağaca tırmanmış “Işte! Ben tüm hayatım boyunca bu günü görmek için yaşadım” diye bağırmaktadır.

****

Tüm bunları niçin mi anlattım? Belki de Kıbrıs ve Kıbrıs sorununun artık hayatımın her alanına girmesinden olacak (Hani “Elinizdeki tek alet çekiçse, herşey size çivi gibi görünmeye başlar” derler ya, öyle birşey) bu kesitlerde de Kıbrıs’ın geçmişi, bugünü ve yarınından parçalar gördüm. Bilmem siz de bana katılıyor musunuz?


[1] Rote Armee Fraktion (Kızıl Ordu Fraksiyonu) isimli terörist grup Alman Işverenler Sendikası başkanı Hans Martin Schleyer’i kaçırıp serbest bırakılması için hapiste bulunan örgüt liderlerinin serbest bırakılmasını istemiş, aynı amaçla Filistinli militanlar da bir Lufthansa uçağı kaçırmışlardı. Yaklaşık bir buçuk ay süren gergin bekleyiş sırasında Federal Almanya “Olağanüstü hal” kanunları çıkarmış ve tarihin en büyük telefon dinleme operasyonunu gerçekleştirmişti. Bu olaylar Alman halkı arasında “Yeni bir polis devleti mi doğuyor?” tartışması başlatmıştı.

Eser Keskiner|Ana Sayfa