Eser Keskiner|Ana Sayfa


Kırmızı ve Siyah, 17 Eylul 2001
Eser Keskiner

Siddet Kültürü

Geçtiğimiz Sali gün siddet kültürü bir kez daha dislerini gösterdi. Tüm dünyanın gözü önünde, canlı yayında binlerce insanın yasamı son buldu. Ilk önce her kim tarafından hangi amaçla yapılırsa yapılsın siddet eylemlerine karsı olduğumu belirteyim. Yasama hakkı en kutsal haktır ve kimse bu hakkı baskalarından alma yetkisine sahip değildir.

11 Eylül’de gerçeklesen olaylara gelmeden olaylar karsısındaki tepkilere değinmek istiyorum. Maalesef bir grup bu olayı nerdeyse sevinçle karsıladı. Bu olayla Amerika’nın yıllardır kendi amaçları uğruna kurban ettiği masum insanların intikamının alındığı görüsünü belirttiler. Bir yerde “Kanın kanla yıkandığı” gibi son derece ilkel bir görüsü savundular. Bunu yaparken her zaman elestirdiğimiz Amerikan hükümetinden pek bir farkları kalmadığınınsa maalesef farkına varamadılar. Amerikan hükümetlerinin dıs politika uygulamalarındaki ana tema en değerli hayatın Amerikan hayatı olduğu ve bir Amerikan hayatı için yüzlerce masum Amerikan olmayan hayatın alınabileceğiydi. Simdi 11 Eylül olayları karsısında “hiç üzülmedim” diyenlerse bir yerde hükümetlerinin uygulamalarından dolayı Amerikan hayatının hiçbir değeri olmadığını savunuyorlar. Maalesef göremedikleri gerçek hiçbir yanlısın bir baska yanlısla doğruya çevrilemeyeceğidir. Dünya Ticaret Merkezi’nde ölenler ne Hirosima’da ölenleri geri getirmistir ne de CIA sponsorluğunda düzenlenen darbelerde ölenleri. Benim tek merak ettiğim 11 Eylül olaylarını “haklı bir eylem” olarak değerlendirenlerin bu kez Amerikan hükümeti “kanı kanla yıkamak” için harekete geçip binlerce masum insanı öldürmeye baslayınca ne diyecekleridir. Bunu da görünüse bakılırsa (maalesef) çok kısa bir sürede göreceğiz.

11 Eylül’deki olaylara gelince… Bu olayların bir dönüm noktası olduğu kesin. O günden beri sık sık duyduğumuz gibi “Dünya artık aynı dünya olmayacak”. Bunun ilk isaretlerini günlerdir almaktayız. Ne yazık ki bu isaretler de en az binlerce insanın hayatına mal olan olaylar kadar ürkütücü. Ekrandaki görüntüler, Amerika’daki arkadaslarımdan aldığım emaillerdeki detaylarla birlesince olayın yarattığı tepkinin boyutları daha iyi anlasılıyor. Ekranlardaki görüntüler sürekli olarak pompalanan bir milliyetçiliğin göstergesi. Nereye baksanız toplanıp Amerika ulusal marsını söyleyen insanlarla karsılasıyorsunuz. Sokaktaki insanlara uzatılan mikrofonlardan yükselen genel tepki “Çok üzgünüz. Yapanın yanına kalmayacak”. Henüz kimin yaptığı belli olmayan bir eylemi daha ilk saatlerden itibaren Arap asıllı radikal Islamcılara yükleme çabası hakim. BBC’nin telefonla bağlantı kurduğu Arap-Amerikan Federasyonları baskanı daha ilk günden talk-showlarda Araplar’ın hedef gösterilmesinden yakınıyor ve kendilerine ulasan ölüm tehditlerinden, New Jersey eyaletindeki Araplar’ın isyerlerinin taslanmasından bahsediyor. Amerika’daki Arap asıllıların çoğunun aslında Hristiyan olmasıysa olayın baska bir ilginç boyutu. Medyada pompalanan milliyetçilik giderek bir ırkçılığa dönüsüyor ve Amerika’da yasayan ve ten rengi değisik olanlar birer potansiyel hedef haline dönüsüyor. Yabancı düsmanlığı tırmanısta.

Olayların günlük akısından bir adım uzaklasıp detaylar yerine bütüne bakarsak göreceğimiz paralellik dikkate değerdir. 11 Eylül olaylarının gerçekten Amerika dısındaki odaklarca gerçeklestirildiğini varsayarksak (ki diğer yönde ciddi süpheler vardır), bu odaklar Amerikan hükümetinin yaptığı ve kendilerinin onaylamadığı olayların faturasını tek suçu Dünya Ticaret Merkezi ya da Pentagon’da çalısıyor olmak olan masum insanlara çıkarmıslar ve kendi çektikleri acıları o acıların yaratıcısına acı çektirerek silmeye çalısmıslardır. Sonuçta acıyı çekense masum insanlar olmustur. Aynı sekilde simdi Amerikan hükümeti bir avuç kendinibilmezin planlayıp uyguladığı olayların faturasını tek suçu olayları gerçeklestirdiği iddia edilenle aynı ülkede yasıyor olmak olan insanlara çıkarmaya hazırlanmaktadır. Her iki durumda da karar alıcı ve uygulayıcı küçük bir azınlıkken acı çeken sıradan, masum insanlar olacaktır – tıpkı simdiye kadarki her savasta olduğu gibi.

Insanoğlu olarak farkına varmamız gereken siddetin hiçbir soruna çözüm olmadığıdır. Siddetin karsı siddet doğurduğu kısır döngü bir noktada kırılmalıdır. Son olaylar karsısında tek umudum Amerika’da rasyonel düsünebilen bir barıs hareketinin varlığıdır. Daha ilk günden olayların ciddiyetinin farkına varılmıs ve tıpkı Vietnam karsıtı hareket gibi Amerikan hükümetinin gözü kapalı bir savasa girmesini engellemek için organizasyon çalısmalarına baslanmıstır. Dünya vatandasları olarak hepimize düsen görev, hiçbir siddetin su veya bu sebeple haklı gösterilemeyeceğini kavramak ve nerden gelirse gelsin, hayatımızın her alanında siddete karsı çıkmaktır. Siddetin iyisi ya da kötüsü olmaz. Birikim’in dediği gibi “Hiçbir ideoloji bir çocuğunun gözyaslarından daha değerli değildir”.


Eser Keskiner|Ana Sayfa