Kırmızı ve Siyah, 22 Ekim 2001
Eser Keskiner
Faşizm Dişlerini Gösterirken – Kazanacağız!
Mayıs ayında bir grup saray gediklisi sağa sola bildiri asıp Kıbrıs’taki yurtsever ve ilericileri susturmak için yola çıktığında artık kaybettikleri belli olmuştu. Yıllardır toplumun önüne şoven nutuklardan başka hicbirşey koyamamış olan bağnaz zihniyet lafla peynir gemisi yürütülemeyeceğini anlamıştı anlamasına da yine de “son bir gayret” demekteydi. Topluma karşı ihanetlerini örtmek için her zaman bir nedenleri olmuştu. Şimdi de o meşhur davaları “iç tehditler”le karşı karşıyaydı.
Öyle ya tarih yerine Rum düşmanlığı ve bağnaz bir milliyetçilikle beyinlerini yıkamaya çalıştıkları gençler “Arkadaşımı görmek istiyorum” diye haykırıyor, düzenledikleri etkinlikler büyük yankı uyandırıyordu. Kıbrıs’taki çatışmaları yaşayan nesil “Artık gelin birbirimizi affedelim, gençlere sorumlu olmadıkları bir tarihin yükünü daha fazla yaşatmayalım” diyordu. Ne ölüm tehditleri, ne psikolojik baskıları barış şarkılarını susturmaya yetmiyor ve dünyada kendi nefret kusan demeçleri değil, “arkadaşımı görmek istiyorum” diyen genç yüreklerdeki sevgi konuşuluyordu.
Bu hem “ulu önder” ve onun yağcılarını hem de “ulu önder”in yerine geçme sevdalılarını giderek daha da korkutuyordu. En büyük endişe, yaratılan açık hava hapishanesinin dışına çıkıp da dünyanın nasıl olduğunu görenlerin sayısının artması, bu kişilerin “mandıra yaşamı”na isyan etmesi ve giderek toplumun da izolasyonist bir üçüncü dünya ülkesi değil, dünyayla entegre olmuş bir ülke isteğini dile getirmesiydi. Öyle ya hiçbir meziyeti olmayan, tek özelliği “falanın adamı” olmak olan kişiler dünyaya açılmakla birlikte postlarını kaybedecekler, tüm kariyerlerini bir “düşman”ın varlığına dayandıranlar, düşmansız kalınca ne yapacaklarını bilemeyeceklerdir. Değişen dünyanın, etnik köken değil vatandaşlık haklarını öne çıkarması; ulus-devlet modelinin artık demode olması hala daha soğuk savaş mentalitesinde olanları şüphesiz saf dışı bırakacaktır. Tüm korktukları budur.
Artık entegre olmuş bir dünya sadece teorik bir ütopya değil, giderek gerçekliğe dönüşen bir düştür. Avrupa’da pasaportsuz dolaşan, geçmişin kan davalıları Almanya ve Fransa arasındaki sınırı tek bir polis bile görmeden geçenlere “aman ha Avrupa Birliği öcüdür, bizi yutar” masalları işlememektedir. Hele “AB=Enosis” gibi saçmalıklar değişen dünyayı bizzat gözlemleyen ve yaşayanları sadece güldürmektedir.*
Yarattıkları açık hava hapishanesinin dışına çıkıp dünyayla bir şekilde ilişki kurmayı başaranların çokluğu egemenleri o kadar korkutmuş ki şimdi de zaten binbir güçlükle, vize kuyruklarında sürünerek, her sınır kapısında dakikalarca sorgulanarak gerçekleştirilen seyahatleri engellemeye kalkışıyorlar. Bunun ilk sinyallerini Yunanistan’a gitmek için havaalanına gelen çocukları onlardan daha fazla sayıda polisle karşılayıp ülkeden çıkışlarını yasaklayarak vermişlerdi. Şimdi tüm seyahatler için ilk önce efendilere başvuracakmışız ve onlar karar vereceklermiş ülkeden çıkışımız “davaya uygun” mu değil mi. Örneğin Kırgızistan’a kımız içmeye gitmek “uygun”, Isveç’e uluslararası bir toplantıya ya da panele gitmek “uygun değil”. Yozgat’a “demir dövme şenliklerine” gitmek “uygun”, Yunanistan’a barış olimpiyatlarına gitmek “uygun değil”.
Eğer barış yanlılarını bu tip neo-faşist yöntemlerle durdurabileceklerini sanıyorlarsa yanılıyorlar. Bizi ne baskılar bugüne dek yıldıramadı, bundan sonra da yıldıramayacak. Biz otobüsün ön koltuğuna oturan Rosa Parks’tık, biz hapislerde çürütmeye çalıştıkları Nelson Mandela’ydık, biz Gandhi’yle sivil itaatsizlik yapan Hintli’ydik, biz Pekin’de tankların karşısında tek başına duran sıradan bir Çinliydik. Bizi ne dinsel baskılar yıldırabildi bugüne dek ne de ırkçı yaklaşımlar. Ne militarist baskılara boyun eğdik ne de bağnaz törelere. Üzerimizdeki baskıyı artıranlara sadece gülüp geçeriz. Çünku biliriz ki hiçbir karanlık sonsuza dek sürmemiştir. Ve gecenin en karanlık olduğu an gündoğumuna en çok yaklaştığınız andır. Yaptıkları sonlarının yakın olduğunu ele veriyor. Güzel günler yakındır. Her zaman olduğu gibi nefret değil sevgi, düşmanlık değil dostluk galip gelecek. Son çırpınışları boşuna. Tarihin akışını değiştiremezler. Kazanacağız!