Olta, 9 Kasım 2003

Hasan Örek

 

Avrupa, Türkiye İkigeni

Avrupa birliği ile Türkiye arasındaki ilişkiler hep ilgimi çekmiştir

Avrupa, Türkiye İkigeni

 

Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasındaki ilişkiler hep ilgimi çekmiştir. Özellikle ilerleme vs gibi raporların yayınlandığı dönemlerde. Gerçekten uzak, tamamen tepkisel yaklaşımlar alır başını yürür bu dönemlerde. Türkiye bilmem kaç yıldır AB ye girmeyi ister. Ve bu birliğin de bazı kuralları vardır, her birliğin olduğu gibi. Mesela biz Hamamböcüleri’ nin kurallarını koyarken dedik ki, bu sayfada yazılan yazılar için Copyleft kuralları uygulansın. Bunu beğenmeyen adam da bizim sayfamıza yazı göndermesin. Bu, basit, anlaşılır bir kuraldır ve bize yazı gönderen her yazarın bu kuralı kabul ettiğini düşünürüz. Ancak bazen bazı yazarlar yok ben size yazı mazı göndermem, çünkü siz de Copyleft var diyebilir ve biz de bunu saygı gösterir,  yazılarını başka yerlerden takip ederiz bu ne bizi küçültür ne de karşıdakini yüceltir.

Sonuç olarak herhangi birliğe veya herhangi bir oluşuma girmek için bazı temel kuralları algılamak ve kabul etmek gerekir. Bir oluşum içerisine girerken, öncelikle burasının sizin için uygun olup olmadığını iyice tartmanız gerekir, eğer yazılarınızdan servet yapmak istiyorsanız ve sadece ekonomik kaygılarla yazı yazıyorsanız Hamamböcüleri sizin için uygun değildir. Peki Türkiye AB’nin kendi için uygun olup olmadığına bakmış mı? Bence pek bakmamış. Görünen o ki AB Türkiye için çok da uygun bir yer değil, çünkü ne yaşam şekli (olmak zorunda da değil) ne de Türk politikacıların konuşmaları o yönde değil. Türk politikacıların büyük bir kısmı azınlık haklarını vermeden, insan haklarına saygılı olmadan AB ye girebileceklerini düşünüyorlar. Bir de son raporda Kıbrıs sorunun Türkiye için ciddi bir sorun olacağı belirtilmiş ki bu yeni bir konu değil. Yıllardır AB bunu söylemekte (bakınız: Mehmet Atlan. Kıbrıs Diye Bir Ada. Gündem Yayınları).

Nedense, yıllardır Türkiye’nin dış politikası hep kötü olmuştur, bundaki en önemli etken de uluslararası ilişkileri anlamamak da yatıyor herhalde. Yıllardır söylenen şey basit, Türkiye adaya müdahale hakkını kullandı (Buna kimsenin bir şey dediği yok) ancak müdahaleden sonra Kıbrıs Cumhuriyetini yeniden yapılandıracağına, ada da iki ayrı devlet kurma ve hatta bir dönem Kuzeyin Türkiye ye ilhakını savunmuştur. Bu bağlamda da, AB ülkeleri de, kendi normlarına uymayan ve bu uygulamalara saygı göstermeyen bir ülkeyi aralarına almak istememektedirler. Kısaca Avrupa kendi normlarına uygun olan veya bu normları kabul eden ülkeleri birliğe almak istemektedirler. Eğer Avrupa Birliği Türkiye bu söz verdiklerini yaptıktan sonra AB’ye alınmazsa, o zaman AB kendiyle çelişmeye başlar. Ancak böyle bir tespit yapmak için çok erkendir, çünkü Türkiye kendine verilen (Hatta kendi aldığı) ödevleri yapmamıştır.

Türkiye’ye imzaladığı sözleşmeler dışında bir şey dayatılmıyor, en azından bize yansıyan kısmı böyle. Ve Türkiye bu şartların altına imza atmıştır. O zaman bunlardan şikayet etmek, aman üniter devlet elden gidiyor, milli güvenliğimiz ne olacak gibi kaygılara kapılmak için geç kalmıştır. Eğer bunların farkına şimdi varmışlarsa o zaman imzaladığı her belgenin altından imzasını çekecektir, Türkiye. Eğer bunu yapamayacaksa adam gibi söz verdiği konuları yerine getirmelidir.

Bence Türkiye AB ye hazır değil ve bunu hazmetmesi de daha sürecek gibi. Sürekli olarak, AB’nin Türkiye’nin önüne yeni bir şeyler sürdüğü iddia edilmektedir ki bunun aslı astarı da yoktur. O zaman Türk politikacılar şapkayı önlerine alıp düşünmeye başlamalıdırlar, acaba AB Türkiye için doğrumudur değimlidir ve Kıbrıs dan çok öncelikli konuları da olduğunu görmelidirler, zaten AB normları benimsediğinde Kıbrıs da kendiliğinden çözülmüş olacaktır.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org