Hasan_baslik, 11 Subat 2001
Hasan Örek

Demokrasi mi?

Demokrasi mi

Demokrasi mi?

Son haftalarda yaşanan hengame bize ülkede demokrasi olmadığını ve yönetimde olanların demokrasiden ne kadar anladığını bir defa daha göstermiştir. Olaylar KTÖS (Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası) ün yaptığı yazılı açıklamadan sonra başladı.

Nedir bu açıklamanın içeriği; sadece ve sadece kendi kendini yönetme ve özgürlüklerin artırılması istemi. Karşı çıkanların argümanları nelerdir; Anavatana dil uzatmayın, öğretmenler bu tür işlerle uğraşmaz, bunlar rum tohumu vs. Bildik Şeyler!!. Bu diyalog yıllardır sürüp gider ancak bu döneme kadar Denktaş’a karşı muhalefet bu kadar çok ses getirmemişti. Son yıllarda yapılan eylemler ve açıklamalar adanın kuzeyinde yaşayan Kıbrıslı Türklerin mevcut durumun acilen değişmesi istedikleri yönündedir. Bu istekler Denktaş ve yıllardır adayı çiftliğe döndürmüş UBP tarafında ve TC kökenli faşist dernekler tarafından kabul edilemez ve bunun da ötesinde vatan hainliği olarak görülmektedir.

Buraya kadar her şey gayet normal bilinen etki tepki. Bu sefer farklı olan yazılan bildiri içindeki hiçbir argümanın egemen güçlerce cevaplanmadığı, ve buna karşı polisiye önlemlere yani kısaca kaba kuvvete başvurmalarıdır. Böyle bir gelişmeyi geçen yıl Avrupa Gazetesi sahibi ve yazarı Şener Levent olayında da yaşamıştık. Sonuç yine hiç, neden çünkü yasal olarak ortada suç yoktu, şimdide yok. Bir kaşık suda fırtına kopartmak isteyen Denktaş ve yandaşları artık bu rejimin sonun geldiğini gördükleri içindir ki ellerindeki yetkileri acemice kullanmaya başlamışlardır. Öğretmelerin görevlerinden bahsederek bu onların görevi değil diyor. Evet öğretmen okulda politika yapamaz, yapmamalı da. Öğretmenler bu açıklamayı sınıf da yapmadıklarına göre sorun yok. Açıklamada şiddette yönelik veya birinin ortadan kaldırılması gibi ibareler de olmadığına göre anayasa tarafından güvence altına alınmış olan düşünce ve ifade özgürlüklerini, öğretmenlerinde kullanmasının önünde engel yoktur (Yasal açıdan). Anayasada yazan aynen şöyledir:

Düşünce, Söz ve Anlatım Özgürlüğü

Madde 24.

  1. Herkes, düşünce kanaat özgürlüğüne sahiptir; kimse düşünce ve kanaatlarının açıklamaya zorlanamaz. Düşünce suçu yoktur.
  2. Herkes, düşünce kanaatlarını, söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hak herhangi bir resmi makamın müdahalesi ve Devlet sınırları söz konusu olmaksızın, kanaatını anlatma, haber ve fikir alma ve verme özgürlüklerini kapsar.
  3. Söz ve anlatım özgürlüklerinin kullanılması, yalnız ulusal güvenlik, anayasal düzen, kamu güvenliği, kamu düzeni, genel sağlık, genel ahlak yararı için veya başkalarının şöhret veya haklarının korunması veya bir sırrın açıklanmasının önlenmesi veya yargının otorite veya tarafsızlığının sürdürülmesi için gerekli ve yasanın koyduğu yöntemlere, koşullara, sınırlamalara veya cezalara bağlı tutulabilir.

Ben hukukçu değilim, ama anayasa her KKTC vatandaşı için yazılmış ve halk oylaması ile yürürlüğe girmiştir. Kestirme olarak, anayasa herkesin okuyup anlayabileceği bir dilde yazılmıştır. Sonuç olarak, bizim gibi vasat bir zekası olan insan da anayasayı okuduğunda rahatlıkla neler yazıldığını anlayabilir. Bunlarında ötesinde her ne meslek grubunun temsilcisi olursa olsun yasal çerçevede istediğini söylemekte özgürdür. Bu onların yaptıkları profesyonel iş ile alakalı değildir. Öğretmenler de bu toplumun değişmez parçaları olduklarına göre istedikleri açıklamayı yaparlar, bunu da herhangi bir yerden izin almasızın yapacaklardır doğal olarak.

Aslında burada öğretmenler, x, y falan hikaye, önemli olan ne kadar demokrat olduğunuz ve başkalarının özgürlüklerine ne kadar sahip çıktığınızdır. Voltaire’in de dediği gibi; “Sizinle hiçbir konuda aynı fikirde değilim ancak bunları ifade etme özgürlüğünüzü sonsuza kadar savunacağım. İşte biz de hep kendimize bu soruyu sormalıyız ben bugün başkalarının savundukları düşünceleri ifade etmelerine ne kadar yardımcı oldum. Bu düşüncelerin sizin anlayışınızla yüzde yüz örtüşmesi önemli değildir önemli olan insanların kendilerini ifade etmelerinin serbest bırakılması, bunun da ötesinde garanti altına alınmasıdır. Düşüncelerin açıklanması ve serbestçe tartışılmasına kısıtlama getirmek en iyimser anlamda zorbalıktır. Bugün Kıbrısın kuzeyinde bu zorbalar çeşitli maskelerle devletin en ucundan en dibine kadar belli noktaları tutmakta ve Ankara hükümeti ile dayanışma halinde baskıcı politikalarını, halkın üstünde kullanmaktadırlar.

Bizim Anadolu halkları ile alıp veremediğimiz hiçbir şey olamaz. Bizim isyanımız hükümetlere onların içindeki insanlaradır. Her zaman anavatan diye tutturup koskoca Anadolu’yu arkasına aldığını zannedenler de büyük bir yanılgı içindedir. Hala daha Türkiye’nin en büyük şehirleri de dahil bir çok yerde Kıbrısın yeri bile bilinmezken, kurt politikacılarımızın arkamızda Anadolu var demeleri biraz abestir. Kurt politikacılarımız artık, hayal dünyasında yaşamayı bırakıp gerçekleri görseler çok iyi olacak. Öncelikleri hiçbir zaman Kıbrıs halkı olmayan bu insanların, çıkıp anavatan edebiyatı ve bunlar Rum tohumudur lafazanlıklarıyla artık kimseyi kandıramayacakları bellidir. Bundan sonraki dönemlerde de bu tür baskılar artarak devam edecektir. Ancak bu baskılara boyun eğileceği sanılırsa orada büyük bir hata yapılır. Bu toplum İngiliz, Türk, ve Kıbrıslı faşistlere nasıl daha önce teslim olmamışsa bundan sonra olmayacaktır. Faşizm eninde sonunda kendi düşmanını kendisi doğuracaktır. Size American History X, filimini bir kez daha izlemenizi tavsiye ederim. En azından faşizmin ne olduğunu, pratik anlamada nelere sebebiyet verebileceği hakkında bir daha düşünmeniz için. Umarım benim çocukların barışı görür.

<P>Son haftalarda yaşanan hengame bize ülkede demokrasi olmadığını ve yönetimde olanların demokrasiden ne kadar anladığını bir defa daha göstermiştir. Olaylar KTÖS (Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası) ün yaptığı yazılı açıklamadan sonra başladı.

<P>Nedir bu açıklamanın içeriği; sadece ve sadece kendi kendini yönetme ve özgürlüklerin artırılması istemi. Karşı çıkanların argümanları nelerdir; Anavatana dil uzatmayın, öğretmenler bu tür işlerle uğraşmaz, bunlar rum tohumu vs. Bildik Şeyler!!. Bu diyalog yıllardır sürüp gider ancak bu döneme kadar Denktaş’a karşı muhalefet bu kadar çok ses getirmemişti. Son yıllarda yapılan eylemler ve açıklamalar adanın kuzeyinde yaşayan Kıbrıslı Türklerin mevcut durumun acilen değişmesi istedikleri yönündedir. Bu istekler Denktaş ve yıllardır adayı çiftliğe döndürmüş UBP tarafında ve TC kökenli faşist dernekler tarafından kabul edilemez ve bunun da ötesinde vatan hainliği olarak görülmektedir.

<P>Buraya kadar her şey gayet normal bilinen etki tepki. Bu sefer farklı olan yazılan bildiri içindeki hiçbir argümanın egemen güçlerce cevaplanmadığı, ve buna karşı polisiye önlemlere yani kısaca kaba kuvvete başvurmalarıdır. Böyle bir gelişmeyi geçen yıl Avrupa Gazetesi sahibi ve yazarı Şener Levent olayında da yaşamıştık. Sonuç yine hiç, neden çünkü yasal olarak ortada suç yoktu, şimdide yok. Bir kaşık suda fırtına kopartmak isteyen Denktaş ve yandaşları artık bu rejimin sonun geldiğini gördükleri içindir ki ellerindeki yetkileri acemice kullanmaya başlamışlardır. Öğretmelerin görevlerinden bahsederek bu onların görevi değil diyor. Evet öğretmen okulda politika yapamaz, yapmamalı da. Öğretmenler bu açıklamayı sınıf da yapmadıklarına göre sorun yok. Açıklamada şiddette yönelik veya birinin ortadan kaldırılması gibi ibareler de olmadığına göre anayasa tarafından güvence altına alınmış olan düşünce ve ifade özgürlüklerini, öğretmenlerinde kullanmasının önünde engel yoktur (Yasal açıdan). Anayasada yazan aynen şöyledir:

Düşünce, Söz ve Anlatım Özgürlüğü

Madde 24.

  1. Herkes, düşünce kanaat özgürlüğüne sahiptir; kimse düşünce ve kanaatlarının açıklamaya zorlanamaz. Düşünce suçu yoktur.
  2. Herkes, düşünce kanaatlarını, söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hak herhangi bir resmi makamın müdahalesi ve Devlet sınırları söz konusu olmaksızın, kanaatını anlatma, haber ve fikir alma ve verme özgürlüklerini kapsar.
  3. Söz ve anlatım özgürlüklerinin kullanılması, yalnız ulusal güvenlik, anayasal düzen, kamu güvenliği, kamu düzeni, genel sağlık, genel ahlak yararı için veya başkalarının şöhret veya haklarının korunması veya bir sırrın açıklanmasının önlenmesi veya yargının otorite veya tarafsızlığının sürdürülmesi için gerekli ve yasanın koyduğu yöntemlere, koşullara, sınırlamalara veya cezalara bağlı tutulabilir.

<P>Ben hukukçu değilim, ama anayasa her KKTC vatandaşı için yazılmış ve halk oylaması ile yürürlüğe girmiştir. Kestirme olarak, anayasa herkesin okuyup anlayabileceği bir dilde yazılmıştır. Sonuç olarak, bizim gibi vasat bir zekası olan insan da anayasayı okuduğunda rahatlıkla neler yazıldığını anlayabilir. Bunlarında ötesinde her ne meslek grubunun temsilcisi olursa olsun yasal çerçevede istediğini söylemekte özgürdür. Bu onların yaptıkları profesyonel iş ile alakalı değildir. Öğretmenler de bu toplumun değişmez parçaları olduklarına göre istedikleri açıklamayı yaparlar, bunu da herhangi bir yerden izin almasızın yapacaklardır doğal olarak.

<P>Aslında burada öğretmenler, x, y falan hikaye, önemli olan ne kadar demokrat olduğunuz ve başkalarının özgürlüklerine ne kadar sahip çıktığınızdır. Voltairein de dediği gibi; “Sizinle hiçbir konuda aynı fikirde değilim ancak bunları ifade etme özgürlüğünüzü sonsuza kadar savunacağım. İşte biz de hep kendimize bu soruyu sormalıyız ben bugün başkalarının savundukları düşünceleri ifade etmelerine ne kadar yardımcı oldum. Bu düşüncelerin sizin anlayışınızla yüzde yüz örtüşmesi önemli değildir önemli olan insanların kendilerini ifade etmelerinin serbest bırakılması, bunun da ötesinde garanti altına alınmasıdır. Düşüncelerin açıklanması ve serbestçe tartışılmasına kısıtlama getirmek en iyimser anlamda zorbalıktır. Bugün Kıbrısın kuzeyinde bu zorbalar çeşitli maskelerle devletin en ucundan en dibine kadar belli noktaları tutmakta ve Ankara hükümeti ile dayanışma halinde baskıcı politikalarını, halkın üstünde kullanmaktadırlar.

<P>Bizim Anadolu halkları ile alıp veremediğimiz hiçbir şey olamaz. Bizim isyanımız hükümetlere onların içindeki insanlaradır. Her zaman anavatan diye tutturup koskoca Anadolu’yu arkasına aldığını zannedenler de büyük bir yanılgı içindedir. Hala daha Türkiye’nin en büyük şehirleri de dahil bir çok yerde Kıbrısın yeri bile bilinmezken, kurt politikacılarımızın arkamızda Anadolu var demeleri biraz abestir. Kurt politikacılarımız artık, hayal dünyasında yaşamayı bırakıp gerçekleri görseler çok iyi olacak. Öncelikleri hiçbir zaman Kıbrıs halkı olmayan bu insanların, çıkıp anavatan edebiyatı ve bunlar Rum tohumudur lafazanlıklarıyla artık kimseyi kandıramayacakları bellidir. Bundan sonraki dönemlerde de bu tür baskılar artarak devam edecektir. Ancak bu baskılara boyun eğileceği sanılırsa orada büyük bir hata yapılır. Bu toplum İngiliz, Türk, ve Kıbrıslı faşistlere nasıl daha önce teslim olmamışsa bundan sonra olmayacaktır. Faşizm eninde sonunda kendi düşmanını kendisi doğuracaktır. Size American History X, filimini bir kez daha izlemenizi tavsiye ederim. En azından faşizmin ne olduğunu, pratik anlamada nelere sebebiyet verebileceği hakkında bir daha düşünmeniz için. Umarım benim çocukların barışı görür.


Hasan Örek|Ana Sayfa