Olta, 23 Şubat 2004 Hasan Örek | ||
Korkular Korkular İnsanlar
yüzyıllardır hep korkacak bir neden veya obje bulmuşlardır. Kimi zaman bunları
tanrılaştırmışlar kimi zaman bunları yok etmişler, hiç olmadı korkularından
kaçmışlardır. Bir de endişeleri vardır insanların, korkunun akrabası. Endişe
bana göre biraz daha hafifidir korkunun yani aslında korkmuyoruzdur da, olacak
olanlar bizi korkutuyordur. İnsanlar bilmedikleri şeylerden korkarlar. Bir şeyi
bilmek tanımak keşfetmek, bizi korkulardan uzaklaştırır. Bir ormanın her
köşesinde, her ağaçta, her kovukta, her taşın altında ne olduğunu bilirsek bu
ormana girerken yanımıza silah almayız ve bu oran bizi korkutmaz, hatta zamanla
ona saygı duymaya başlarız ve korkunun yerini başka duygular alır. Sonuç olarak
bilmek ve öğrenmek bizi korkularımızdan uzaklaştırır dersek çok da yanlış
olmaz, en azından bize tedbir almamız için bir zaman tanır. Kıbrıs’ta
da insanların çeşitli nedenlerle korkuları vardır. En son moda da anlaşmaktan
ve barıştan korkmaktır. İnsanımız kendine sürekli korkular yaratır. Bu korkuların
en büyük nedeni de tabi ki bilgisizlik ve yanlış yönlendirmelerdir. İnsanımız
nedense bilgisi olmadığı konularda konuşmayı çok sever. Kimseye de güvenmediği
için de her konuyu en iyi bildiğini düşünür, çünkü bu konulardan korkar.
Korkularımızda hep aman o beni kandıracak bu o işten anlamaz vs. Son günlerde
televizyonlarda sayısız tartışma ve röportaj yayınlanıyor. Ve en vahimleri de
bizim (Kıbrıslı Türk) politikacı ve gazetecilerin katıldıkları, hele bir
siyaset meydanın da Ferdi Sabit Soyer, Hasan Taçoy, Hasan Erçakıca ve ismini
hatırlamadığım bir topluluk insan daha (millet vekili, gazeteci, belediye
başkanı) Annan Planını tartıştılar, ki benim anladığım hiçbiri uzman görüşü
almadan oraya gelmişti. Hatta ülkeden bile haberleri yoktu, elektriğin birim fiyatı
konusunda bile anlaşamadılar! Bizim politikacılarımız ve gazetecilerimiz orada
atıştı Ali Kırca’da eğlendi. Korkularımızı,
bir şekilde dışa vururuz. Ve çoğu zaman da bunlar sindik yarışı veya iddialaşma
şeklinde olur, özellikle bizim ada da. Mesela ben her adaya gittiğimde, bana da
işimi öğretmeye çalışan, oradan buradan, yarım yamalak duydukları lafları bana
taşıyarak ve bunların gerçekliğinden de emin olarak, beni ikna etmeye
çalışırlar. Ancak birkaçı dışında da yahu böyle bir şey var sen den diye de
sormazlar veya söylediklerimi dinleseler bile bu onlar için doğru değildir ve
fakat bunun da neden kendileri için doğru olmadığını veya kendi doğrularını ne
olduğunu da sorgulamazlar. Barış
sürecinde son dönemeçlere girdik gibi, dananın kuyruğu koptu kopacak. Ancak
bugünlere gelene kadar uğradığımız haksızlıkları ve korkularımızdan
faydalananları unutmamak lazım. Bu güne kadar bu işi hep Kıbrıs halkı adına
kisvesi altında aslında Türkiye çıkarları için çalışan Sn. Denktaş (ki bunu son
dönemlerde bir kaç kez söylemiştir) şimdi hiç ummadığı bir durumla karşı
karşıya kalınca yanına da ortak aradı ve buldu. Aslında, güzel olan Denktaş’ın
ilk defa en azında bir grupla çalışıyormuş görüntüsü vermesidir. Bu kadar
zamandır çözüm olmasın diye yalnız savaşırken nedense çözüm olasılığı ciddi
anlamda gündeme geldiğinde yanına insan aramaktadır nedense? Belki de çözüm
yapmak uzlaşmaz olmaktan daha zor olduğu içindir yoksa, Barış korkusuyla tek
başına başa çıkamayacağı için mi? Sonuçları
yakında görmeye başlarız en azından sonunda yıllardır söylediğimiz yere
gelinde. Ne iddia etmiştik geçmişte; eğer barış olacaksa bu kolektif bir
çalışmasının sonucunda ortaya çıkmalı demiştik ve bugün gelinen nokta da odur.
Sonuç olarak çözümsüzlüğe bir kişi yeterken Barış için olabildiğince geniş bir
katılımcı ve uzmanlar topluluğuna ihtiyaç duyulmuştur. Ulaştığımız nokta gayet
açıktır, Denktaş (daha geniz anlamda Türkiye politikası) bu kadar zamandır, bu
işi oyaladı ve şimdi elimizde olanlar da riske girince akılları başlarına gelmiştir,
eğer bu şekilde bir kolektif çalışma halka dönüş yıllar önce olmuş olsaydı bu
sorun şimdiye ortada yoktu. İş artık çığırından çıkma noktasına geldiğinde, efendilerin kafalarına dank etmiş ve
yardım istemek ve halka dönme ihtiyacı hissetmişlerdir. Halbuki bu ahlaka en
başında sahip olunsaydı, bu kadar sıkışmazdık. Ve şimdi ben bu anlaşmanın
altında Denktaş imzasını görmek istiyorum, çünkü bu bugüne kadar söylene ve
yapılan tüm politikaların yanlışlığının tasdiki olacaktır ve Denktaş da böylece
Barış korkusunu yenmiş olacaktır, sonuç olarak 50 senelik bir terapinin sonucu,
MUTLU SON. copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||