Olta, 26 Subat 2003
Hasan Örek
Savaşmak mı? Barışmak mı? yoksa
Savaşmak mı? Barışmak mı? yoksa.....
Bu aralar kapitalizmin ne kadar faydalı bir sistem olduğunu yakından takip ediyoruz. Biz Kıbrıs sorunu ile cebelleşirken zekası sadece omurilikten oluşan Bush iş başında. Amerika bunu hep yapıyor. Amerika dünyanın her yerine zehrini akıtıyor ve dünya dönüyor. Kapitalist sistemin doğrusu teknik şartlarını hakkında konuşmak bana düşmez bunu dürüst ve insani değerlere sahip ekonomistler umarın bizim adımıza da yaparlar ancak, kapitalizmin bize ve dünyaya dayatmalarına karşı bir iki kelime ederiz herhalde, insanlık (veya entelektüel olarak Hümanizm) da birilerinin tekelinde değil ya.
İnsani değerlerinizi ne ile ölçersiniz? Bu soruyu bugünlerde zaman zaman kendime sormaya başladım ve kendi açımdan en azından benim için bu ölçütün para olmadığına karar verdim. Ve düşünmeye başladım Irak, Kıbrıs, Güney Amerika, Afganistan ve niceleri. Dedim ki burada insani değerler hiç mi? Yok insana sadece birey olduğu için değer verilmesi gerekirken neden bu kadar değersiz insan hayatı ve hep ayni sonuca vardım kapitalizm. Tabi bazı aklı evveller hemen sanki Lenin adam öldürmedi mi? Sosyalist sistemlerde de katliam yapılmadı mı? gibi angut argümanlarla karşınıza çıkarlar. Sanki, biz onları tasvip ediyormuşuz gibi.
İnsanlık onuru savaşı yenecek mi? Bence yenemeyecek (en azından şimdilik) ne yazık ki, çünkü para insan hayatından daha değerli. Amerika öyle ya da böyle Irak’ı vuracak ve yine binlerce çocuk, kadın ve masum insan göz göre göre ölecek. Ve bizler yine bilgisayarlarımızın başında işimizde yaşayıp gideceğiz.
İnsanlar hep bir şeyler değişsin derler ama ilk önce bu değişikliğe kendilerinden başlamazlar. Bir şeyin değişmesini istiyorsan önce sen bunu yapmalısın, kendi hayatında. Ancak, çoğumuz (ben de dahil) önce şartların değişmesini bekler sona duruma göre tavır takınırız. Bu ne kötü, ne kapitalist bir davranış. Yıllardır yaşadığımız ortamdan bazı alışkanlıklar edinmişiz haliyle.
Bizler, etrafımızdaki birçok şeyi değiştirmek istiyoruz, ama nasıl yapılacağı hakkında bazen en ufak bir fikrimiz bile olmuyor. Bence yapılması gereken, duruma göre vaziyet almamaktır. Artık değişmesini istediğimiz şeyleri en azından kendi hayatımızda uygulamalıyız. Bu uygulamalardan genellikle çekiniyoruz, aman çevre ne der, yok annem çok üzülür, ama ben erkek/kız arkadaşıma söz verdim uslu durmam lazım. O zaman savaşa karşı ne yapmalıyız sorusuna cevabı uzaklarda değil kendi içinizde aramalıyız. Kimisi yazı yazarak kimisi sokağa çıkarak belki de kimisi ağlayarak tepki gösterecektir ama bu en sonunda kendi olacaktır öncelikle kendi için savaş istememeli bir insan ve bunu bencilce yapmamalı, çünkü bu düşüncenin temeli dünyada savaş olmaması fikridir. Savaşa ve insanların öldürülmesine karşı en azından kendi mesleklerimizle ilgili konularda savaşa ve insanların ölümüne yol açacak projelerde çalışmayarak kişisel olarak bu tepkimizi ortaya koyabiliriz. Bu nokta da Peter Kropotkin den bir iki paragraf aktarmak istiyorum:
“Sen ey genç mühendis, sen ki sanayi ve bilim buluşlarını kullanarak işçileri kalkındıracağını sanıyorsun, seni ummadığın hayal kırıklıkları ve yanılgılar bekliyor. Sen gençliğin verdiği enerjiyle aklını ve kuvvetini bir demiryolunun yapımına hasrediyorsun. Doğanın ayırdığı iki memleketi birbirine bağlamak için dağları deliyor, uçurumların kenarından dönüyorsun.
Oysa emek ortaya çıktığında, bu kasvetli tünelde yarısı mahrumiyet ve hastalıktan yok olmuş bir işçi ordusu göreceksin. Ancak birkaç kişi, kazandığı birkaç kuruşu evlerine götürebilecek. Her adım başında alçak bir açgözlülüğün neden olduğu insan cesetleri... Ve nihayet demiryolu açıldığında, onun, saldırgan bir ordunun erlerini taşımak için kullanıldığını göreceksin.” PETER KROPOTKIN (1885).
Son olarak da Albert Eistein dan da bir iki paragraf yazıp bu yazıyı noktalamak artık yerinde olur:
“Eğer bir adam marşla uyum içinde yürüyebiliyorsa, o değersiz yaratıktır. Kendisine yalnızca bir omurilik yeterli olabileceği halde, her nasılsa, yanlışlıkla bir beyni olmuştur onun. Uygarlığın bu kara lekesi en kısa sürede yok edilmelidir.
Emirle gelen kahramanlıktan, bilinçsiz şiddetten, aptalca yurtseverlikten, tüm bunlardan nasıl da nefret ediyorum. Ben savaşı öyle tiksinti verici ve aşağılayıcı buluyorum ki, böyle iğrenç bir eyleme katılmaktansa kendimi parçalayıp yok ederim daha iyi...
Benim anlayışıma göre bir cinayet, savaşta adam öldürmekten daha kötü değildir.”