Olta, 9 Nisan 2001
Hasan Örek
İnce Av
İnce Av
Gene ince av meselesi başladı memlekette. Birkaç yıldır uzaktan bu tartışmaları dikkatle dinlemeye çalışıyorum. Etrafımda bir sürü avcı dostum var gerçi çoğu pek bir şey vuramaz ama olsun. Gene de avcılığın şanındandır atıp tutmayı çok severler. Aynen bizim memleketteki avcılık bilinci gibi. Avcılık en az insanlık tarihi kadar eski. Ancak konu bu değil.
Gerek avlanma şekillerimiz gerekse av miktarı ciddi şekilde değişti. Ancak buna paralel bir avcılık etiği ne yazık ki ülkede gelişemedi. Örneğin ben de uzun yıllar zıpkın ile avcılık yaptım ve balık miktarındaki düşüş inanılacak gibi değildir. Avcılığın ne şekilde yapılacağı hatta yapılamayacağı bir takım çalışmalar sonunda çıkan sonuçlara göre düzenlenmelidir. Ülkemizde bu tür çalışmalar ne yazık ki ya yoktur ya da çok sınırlıdır.
Avlanmaya ilke olarak karşı değilim ama nasıl bir avcılık olacağı konusunda da düşünmemiz gerekir. Avcılığın temel amacı insanların karnını doyurmak amacı ile yaptığı bir eylemdi ve ilkel toplumlarda hiçbir zaman için toplayıcılığın önüne geçmemiştir. Daha sonra malum tarım devrimi falan filan sosyal yapını değişmesi ve geldiğimiz boktan durum. Belki de toplayıcı avcı kalsaydık böyle olmazdık kim bilir. Konumuza dönelim; Avcılık doğanın içindeki, türler arası ilişkilerden biridir ve ekosistem içindeki denge mekanizmasıdır. Burada dikkatinizi çekerim bir denge mekanizmasından söz etmekteyiz. Bu denge daha çok otçulların çoğalmasını kontrol altına almak içindir, dikkatli bir gözlemci yırtıcı hayvanlar arasında üremenin otçul hayvanlar kadar sık ve çok olmadığını fark ederler. Burada belli türlerin belli türlerin üzerinden faydalanmasından bahsediyoruz ve bu ilişkiler her zaman inişli çıkışlı olmakla birlikte hiçbir zaman birini tamamen yok etmez. Zaman içerisinde artan avcı tür sayısı avdaki azalmaya bağlı olarak daha az üremeye ve kendi arasında rekabet ederek nüfuslarını kontrol altında tutarlar. Buna paralel olarak da av durumundaki canlı da kendi soyunu sürdürebilmek iç güdüsü ile daha çok yavru yapmaya çalışır ve bu denge böyle sürer gider.
Dengeler günümüzde insan faaliyetleri sayesinde bozulmaktadır. Aşırı kirlenme, insan nüfus artışı, arazi kullanımına bağlı habitat kaybı vs bu bozulmanın sebepleri arasında sayılabilir. Bu çok açık etkilere karşı bir de şimdi avcılık ciddi sorun olarak karşımıza çıkmakta ülkemizde. Memleketin doğal dokusu hala daha korunmuş sayılır ve yapılaşma daha yeni yeni, bir tehdit unsuru olmaya başlamıştır. Bunun yanında ülkeden kaynaklanan kirlik olarak belki sadece akılsızlık örneği elektrik santralımız sayılabilir. Hepsine ek olarak bir de avcılık işi var şüphesiz. Dengelerin bozulmasında kişisel faaliyetlerden değil de daha yoğun sanayi ve ekonomik faaliyetlerden söz edilir. Bu istisnaya uymayan tek kavram avcılıktır.
Avcılık genellikle bireysel yapılan bir eylemdir. Toplu olarak ava gidilse bile genellikle avcılar yalnız avlanmayı tercih ederler. Yukarıda sayılan etkenlerden hemen hepsi ile ciddi şekilde mücadele etmeniz gerekirken avcılığı kontrol altına almak göreceli olarak daha kolaydır. Avcılık nasıl kontrol altına alınır? Bu sorunun en önemli cevabı herhalde eğitim olmalıdır, ülkemizde insanlar belli bir yaşa geldiklerinde çok rahat avlanma ruhsatı alabilmektedir. Halbuki doğayı ve bu sistemi tanımayan bir adama böyle bir yetkiyi vermek suça ortak olmaktır. Bir avcı bir defa avlayacağı türler hakkında çok geniş bilgi sahibi olmalıdır nedir bunlar; üreme dönemleri, göç dönemleri, erişkin boyu, yaklaşık avlanabilirlik gibi. Bunun da ötesinde avcılık kotaları konulmalı ve insanlar buna uymaya ciddi şekilde zorlanmalıdır. Tüm bunları yapabilmek içinde paraya ve insan gücüne ihtiyaç vardır. Ancak bu kadar çok avcı olan bir ülkede bu parayı toplamak zannederim çok olmasa gerek hatta ruhsat için toplanan para bu kaynağa aktarılırsa sorun da çözülmüş olur.
Avcılar ve Kuşkor adlı dernek arasında uzun yıllardır bir anlaşmazlık söz konusu ve doğrusu Kuşkor bu konuda haklı. Tüm çevre ülkelerinde avlanması yasak olan ve uluslararası anlaşmalarla koruma altına türlerin ülkede avlanabileceğini savunan avcılar büyük bir yanılgı içerisindedir. Avcıların bu şekilde düşünmelerini belki çok da yadırgamamak lazım, çünkü ülkede av gerçek anlamda bir sosyal faaliyet olarak yapılmakta fakat bu sosyal faaliyetin ilerde de sürebilmesi için bazı önlemler almalıyız. Son olarak avcıların yaptığı yetiştiricilik ve doğaya keklik bırakma işine değinelim. Bu iyi niyetli davranış tabii ki fiyasko ile sonuçlanmıştır. Siz kümeste hayvanları beslerseniz ve ondan sonra cart diye doğaya bırakırsanız bu hayvanların hiçbiri doğaya adapte olamaz. Halbuki bunu yerine av bölgeleri içinde oluşturacağınız doğal rezervlerle bu işi çok daha iyi bir şekilde halledebilirdiniz. Veya bu yetiştirme sistemlerinizde yetiştirdiğiniz keklikleri doğal koşullara hazırlamanız gereklidir.
Ülkede avcılık bu şekli ile devam edecekse ben şahsen tüm avcıları buradan protesto ederim. Avcılık bugün bir spor olarak görülebilir ama hiçbir canlının spor amaçlı öldürülmesi doğru değildir, bu bağlamda eğer avcılık yapacaksak bu belli ilkelere bağlı olmalıdır, yoksa bu işi yapmayalım.