Olta, 9 Nisan 2002
Hasan Örek
KURALCILIK
Kuralcılık
Hayatım boyunca en gıcık olduğum kelime herhalde kural kelimesidir. İlkokuldan başlayarak, bugüne kadar bir çok kurala uymaya zorladım, kaçabildiğimden, kaçtım kaçamadıklarımı da sürekli deldim. Bunlar ilk okulda yediğimiz ve genellikle maksadını aşan dayaklarla başlar. Neden, basit bir kurala uymayışınızdır, nedir bu; bir kızın saçını çekmişinizdir veya sınıfta sıkıntıdan patlamamak için yanınızdaki arkadaş ile konuşmaya başlamışsınızdır veya bir yakınınızı kaybetmiş sınıfta anlamsız gözlerle
etrafa bakarken 1.90 boyunda solcu bir öğretmen tarafından dövülebilirsin (bu olay sıra arkadaşım başına geldi, dün gibi hatırlıyorum), bunlar hep kurallara karşı geldiğiniz için. Çok matah mıydı? Bu kurallar; bence değil. Daha o zamandan beynimize sokulmak istenen bazı absürd bilgilere (bunlara da nasıl bilgi denirse) hep soru işareti ile bakmışımdır, doğrusu bizim bu eğitim sistemine hiç ısınmadım dersem yalan olmaz. İyi öğretmenlerimizde yok muydu? Vardı tabi ki ama sistem onları da sindirmişti, yazık. sendikada şerefli bir mücadele yürütmeye çalışırken okulda öğrenci döven, devletten demokratik hak talep eden ancak bunu kendi öğrencisine çok görenleri de çok gördük.Ortaokula başladık, derken orta 1i normal bir orta okulda okuduktan sonra koleje girdik ve lise sona kadar da burada süründük. Ayni zirzopluklara burada da devam ettik. Tabiri caizse. Tutturdular bir kravat tuhaflığı yahu yapmayın etmeyin yok olmaz hade haftada bir defa bizi geri eve gönderirler tak da gel guduzu diye. O zaman da anlamazdım şimdi de anlamam bu kravat işini, yani affedersiniz ama ben öyle önümde eşşeğin şeyi gibi sallanan bir tuhaflık görmek istemem. Hala daha da bu kravat işine karşıyım. Orta okul lise çağlarında en hoşuma giden dersler şüphesiz tüm Türk gençleri gibi Tarih dersleri idi. Özellikle Kıbrıs tarihi dersi beni oldukça olgunlaştırdı. Adanın 1950 ye kadar olan tarihini başlarda üstün körü geçen ve sonrasını ballandıra ballandıra anlatan o kitaptan bahsediyorum, hani hiçbir bilimsel değeri olmayan. Bunun yanında ilginç işler de yaptık, özellikle çok haylazlık yaptım diyebilirim. Ama bunun yanında eğitim olarak ne gördük derseniz koca bir hiç gelir aklıma. Bunun yanında yine iyi öğretmenler yok muydu? Vardı da neye yarar, ne bir faaliyet ne bir proje hiçbir uygulama yapmadan mezun olduk.
Eğitim sistemimize her baktığımda, biraz uzaklaşırım okullardan. Herkes o yılları arar, ben o yıllara kayıp yıllarım olarak bakarım. Dayatma ile ve bazı bilgileri, özellikle milli olanları empoze yolu ile bize verilmeye çalışılmasını o zamanlar da kabul etmedim bugün de etmiyorum. Özellikle, ve en çok hoşuma giden laf şimdi sen böylesin ama bir üniversiteye git bakalım da akıllanırsın, vallahi pek akıllanmadım galiba. Hala daha sert ve saçma kurallara karşıyım ve karşı olacağım bu işte sağcıların en tuhaflarına giden olaydır. Özellikle sağcı yayınlara bakın hep bir düzen, bir tekdüzelik göze çarpar ancak, bunun yanında hamamböcülerine bakın, başlıkların kimi büyük harf, kimi küçük, kimi kalın vs.. ne güzel değil mi? Bir monotonluk yok ve bir editör de yok bir başkan hiç yok, kural da yok gibi görünür ama öyle değil. Bizim kurallarımız copyleft adı altında toplanan çok basit ve genel kurallardır ve kimsenin görüşünü söylemesini veya kendini ifade etmesini engellemez. Burada önemli olan kendini ifade etmektir ve bunu nasıl yapacağına kişinin kendinin karar vermesidir. İşte sağcı, dinci ve bazı sol gruplarda bu hakkınız elinizden alınır ve bizim okullarda da yapılan budur. Size sürekli, giyiminizden, insan ilişkilerinize kadar dünya kadar kural dizisi sıralanır ve tek tip insan üretilmeye çalışılır, sağcılara dikkat edin hepsi de prototipdir.
Böyle bir yazı neden aklıma geldi demeyim, volkan gazetesinin web sayfasını gördüm de, oradaki tertip ve düzen beni bunu yazmaya itti, biz de ne acayip adamlarız yahu ne isten halbuki adamların web sayfasından....