Hasan Örek|Ana Sayfa


Olta, 7 Haziran 2002
Hasan Örek

Memleketimden Çevre Manzaraları

Memleketimden Çevre Manzaraları

Memleketimden Çevre Manzaraları

Öncelikle herkesten özür dilemek istiyorum doğrusu bu sayfayı okuyan insanlara biraz haksızlık yaptık galiba. Yazı yazma işini iyice salladık. Son dönemlerde doğrusu insanın bir anda bir çok şeye yoğunlaşması oldukça zor oluyor. Bu günlerde bizim buralarda dönem kapanmak üzere ve Doktora programında bile olsanız ödev ve sınav gibi bazı densiz uygulamalara hala daha devam ediliyor.

Aslında ne yazılabilir diye bir gazetelere göz atmaya başlamıştım ki, bana da yakın olan bir çevre konusu buldum, Lefke de bulunan ve CMC şirketinin mirası atık havuzları (veya depoları) patlamış. Bu sorun yıllardır konuşuluyordu ve haliyle her konuda olduğu gibi bunda da bir sonuç ortaya çıkmamıştı. Sonuç çıkmaması pek şaşırtıcı değil tabi ki,özellikle her konuda anavatan desteği ve öncülüğünü bekleyen zihniyetin bu kadar zamandır, bu iş için kılını kıpırdatmaması çok normal.

Öncelikle biraz öz eleştiri yapmak gerek diye düşünüyorum. Herhangi bir çevre sorunu karşısında nasıl davranmak gerekir sorusu kimsenin aklından geçmez, buna eminim. Bunu Girne deki evimiz yakınlarında çıkan bir yangın sırasında müdahaleye gelen sivil savunma ekiplerinin acemilikleri ve olaya yaklaşımlarını gördükten sonra fark ettim. İtfaiyenin suyunun bitmesine falan hiç değinmiyorum gerek yok, hele hele yangın sırasında karşı tarafta mangal yapan adamın mangalının itfaiye vasıtası ile (5. Kata su sıkmak suretiyle) söndürüldüğünden hiç bahsetmeyeceğim. Konu, kimin hangi konuda uzman olduğu ve bir olay karşısında en kısa sürede ne kadar doğru karar verildiği meselesidir.

Ben, Lefke de bulunan atık sorununu ilk defa 1993-4 arası ciddi olarak duydum. O zaman da hemen hemen ayni şeyler söyleniyordu bugün de farklı şeyler söylenmiyor. Gazeteye baktığım zaman bir sürü bilim adamı çeşitli görüşler belirtmiş. Bunlar üzerinde çok fazla tartışabiliriz,ancak bir tanesi özellikle ilgimi çekti. Bu Akdeniz’in sorunudur deyen sav. Doğrusu bunu söylemek hem iddialı hem de abartılı. Özellikle bir yılda Akdeniz üzerinde olan petrol trafiğini düşünürsek, ne demek istediğim ortaya çıkar. 1990 lı yılların rakamı ile Akdeniz üzerinden yılda 350 milyon ton petrol taşınmaktadır. İşte bu Akdeniz için bir tehdittir. Bu örneği neden verdim? Bu örnek sayısal olarak bir gerçeği vurgular ve bunun üzerine bir yorum yapılır. Yorum Akdeniz’i tehdit ediyor veya etmiyor diye yapılabilir. Ortadaki gerçek ise ne kadar petrolün bir yıl içinde Akdeniz üzerinde seyahat ettiğidir.

Lefke olayında ise, ortada bir değer yok bu atıkların ne kadarı hangi form da denize ulaşıyor, ne kadarı içme veya sulama suyuna karışmış yıllık ve mevsimlik, yaylım ve kirletici kompozisyonu nedir. Bu veriler elde olmadan, bir değerlendirme yapmak bilimden uzaktır ve spekülasyondan ileriye gitmez. Hala daha atık havuzu içinde ne olduğu bile bilinmiyor, bu nasıl bir anlayıştır, ben algı sınırım dışında herhalde. Bu maden yeni mi? Değil, peki bu kadar zamandır neden bir izleme ve periyodik ölçüm yapılmadı orada? Çünkü, bu işi yapacak adam ve kurum yok, doğrusu talep eden de yok. Sorun gelip dönüp dolaşıp demokrasi sorununa dayanıyor. Güçlü sivil toplum örgütlerinin olmadığı ve halkın da bu tip konulara ilgisiz olmasından dolayı ancak bir felaket olduktan sonra işe girişiliyor. İşin en komik yanı ise hukukçuların girişimi. Efendim neymiş insanların sağlıklı bir çevrede yaşası en temel inan hakkıymış ve bu bağlamda Avrupa Birliği İnsan Hakları Mahkemesinde dava açılacakmış. Peki sayın hukukçular bu ülkeyi sittin senedir yöneten adamları neden dava etmezsiniz. Esas sorun halkı uyutan ve milli davadan başka bir vizyonu olmayan bu adamlar da değil mi?

Sorunun bir diğer yanı ise, yetki karmaşası, Turizm Bakanlığından, Çevre dairesine kadar çeşitli kurumlar olay üzerine ya çalışmakta ya da bir şeyler söylemektedirler. Yıllardır açılan üniversiteler de bir tane bile temel bilimin olmamsı da yorum yapan bilim adamlarının konudan ne kadar uzak olduklarını açık bir şekilde ortaya koyuyor. Konu mühendislik bir konu değil, daha kirlik parametreleri ve yaylım alanı ortaya çıkarılmadan hiçbir uygulama yapılamaz.

İşin en acısı yıllardır bu bölgede oturan insanlar devlet tarafından, madene karşı korunmamış ve uyarılmamıştır. Evet devletin bir dönem parası olmayabilirdi, ancak çevredeki yerleşim alanlarını boşaltarak ve bu çevrede tarım, hayvancılık ve balıkçılık yapılmasına engel olabilirdi. Şimdi ise bu yerine getirmedikleri sorumluluklarını gölgelemek için, yok efendim bu konu en az Kıbrıs meselesi kadar önemliymiş de, yok bu tüm Akdeniz’i tehdit ediyormuş falan gibi ipe sapa gelmez söylemlerle, hatalarını gölgelemeye çalışmaktadırlar. AMA YEMEZLER EFENDİLER O MAVRALARA KARNIMIZ TOK.


Hasan Örek|Ana Sayfa