Olta, 24 Temmuz 2001
Hasan Örek
Şeyi Bilmek Hiçbir Şeyi Bilmemek
Her Şeyi Bilmek Hiçbir Şeyi Bilmemek
Biraz Uzak Doğu Felsefesi gibi oldu başlık ya, hade neyse. Bu başlık da nereden çıktı demeyin bu başlık Kıbrıs’ın Kuzeyinde yapılan hemen hemen tüm tartışmalarda gelinen kaçınılmaz sondur. Uğur Mumcu hep fikir sahibi olmadan bilgi sahibi olun derdi. Bu kanı bende tekrar memlekette olan zıpkınla balık avcılığı üzerine yapılan tartışmalardan sonra tekrar canlandı. Bir grup zıpkınla balık avlamayı seven (ki bunların içinde ben de varım ama düşüncelerin biraz farklı) amat
ör (veya böyle olması gereken) balıkçıya karşı bu işi profesyonel olarak yapan kıyı balıkçıları (veya buna geleneksel yöntemlerle avlanan balıkçılar da diyebiliriz).Tartışma kıyı balıkçılarının haklı şikayeti ile başlamış ve tamamen cahilce bir tartışmaya dönüşmüştür. Kuzey Kıbrıs’taki av merakı herkesin malumu uçana kaçana sıkıyoruz elimizden ne göçmeni ne de yereli kurtulabiliyor.
Ve bunlar azalınca da hiçbir bilimsel temele dayanmayan ve sonunda çöken yöntemlerle av hayvanlarını artırmaya çalışıyoruz.Gelelim balıkçılarımızın tartışmalarına; alın size bir takım inciler: (Kaynak Kıbrıs
Gazetesi (23-7-2001) Avcılar Federasyonu Müsabakaları As Başkanı Harper Orhon: “Zıpkınla balık avcılığı, balığın seçerek avlandığı tek türdür. Diğer balıkçılar, ağa ne takılırsa onu seçmek zorundadır. Oysa zıpkın balıkçıları, balığı görüyor, seçiyor ve öyle avlıyor”. İlk bakışta mantıklı gibi görünen bu sözler aslında büyük bir palavradan ibarettir. Evet zıpkınla yapılan avcılık da avcı avını görür ama onu nasıl seçtiği kişiye ve bilinç düzeyine bağlıdır, yani bu seçicilik tamamen kişiye bırakılmıştır. Bu da kişinin bilgi düzeyi ile ilgilidir, bilgide tamamen o konuda ne okuduğuna veya bilgili birinden ne kadar bilgi aldığına bağlıdır. Burada tecrübeyi küçümsemiyorum ama bilgi ile geliştirilmeyen tecrübenin de herhalde güncelliği tartışılmak zorundadır. Alın bir inci daha; (Kaynak Kıbrıs Gazetesi (23-7-2001) Balıkçılar Birliği Başkanı Özay Öykün, zıpkınla, bilinçsizce balık avlamanın, balıkların neslinin tükenmesine yol açacağını kaydetti. Öykün, "Zıpkın balıkçılığı denetim altında alınmalıdır" dedi. Evet güzel dedi sayın başkan da biraz abarttı evet zıpkınla avcılık orfo (Hani balıkları) gibi yavaş büyüyen ve hayatının belirli dönemini dişi olarak geçiren balıkların popülasyonun da önemli azalmalara sebep olabilir ama tükenmesi fazla iddialı olmuş. Bunun yanında avcılığın denetim altına alınması çok mantıklı da kimse bunun nasıl olması gerektiğini söylemiyor çünkü kimsenin elinde veri yok. Bilgiye dayanmayan bir takım spekülatif fikrilere iki taraf da sidik yarışındadır.Yıllardır bu saçma sapan balıkçılık tartışması sürüp gider. Kimse bir bilene sorma zahmetinde bulunmaz. Bir bilene ancak iş işten geçtikten sonra danışılır. Bu balıkçılık işinde en önemli konu, stoklarınızda ne kadar balığın bulunduğunu, bunların bir birleri ile ilişkilerini ve yumurtlayan stokun büyüklüğünüdür. Bu parametreleri bilmeden yapacağınız herhangi bir koruma kontrol çalışması kesinlikle hezimete uğrayacaktır. Tüm dünya balıkçılığı bugün iniş çıkışlara maruz kalmakta ve balıkçılık yüzünden ekosistemler değişime uğramaktadır. Bu bağlamda denizlerde yaptığımız tüm faaliyetleri disiplin altına almak durumundayız ama önce avlandığımız ortamı tanımalıyız. Nedir buradaki ortam deniz; denizi ne kadar tanıyoruz? Çok az barbun yemekle bu işler olmaz veya rakı ile balıkla.
KKTC balıkçılığına çok genel olarak baktığımızda herhangi bir endüstriyel anlamda balıkçılık faaliyeti olmadığını görürüz. Bu KKTC de bir avcılık filosu olmadığı anlamına gelir. Elimde istatistikler yok ama çok büyük ihtimalle sardalye, hamsi gibi yüzeyde yaşayan ve dünya avının yarısına yakının oluşturan bu türler KKTC de pek avlanmamaktadır. Bunun yanında bu küçük balıkların birim fiyatı bir sorgoz, barbun, veya lahoza göre çok düşüktür ancak av miktarı olarak milyonlarca tona ulaşırlar (Bu Akdeniz için geçerli değil). Endüstriyel anlamda avcılık olmayan bir ülkede, avcılığın düzenlenmesi çok daha kolay olmalıdır, çünkü ortada bu işten rant elde büyük sermaye grupları bulunmaz. Bu bir avantaj ama bunun yanında çok bilinçsiz bir avcı kitlesi ile karşı karşıyayız. Bilinçsiz bir avcı kitlesi ile ortada var ise yapılması gereken bu kitleyi bilinçlendirmek ve şu anki faaliyetlerini sert önlemlerle kontrol altına almaktır. Burada her iki tarafında atladığı çok önemli bir etik sorun vardır. Bu sorunda avladıkları balıkların bir deniz ekosisteminden alınmasıdır ve bir ekosistem kimsenin arpalığı değildir onu yıpratıcı ve yıkıcı eylemlerde bulunmaya kimsenin hakkı yoktur bu hakkı kendinde görenlerden de avcı olmaz. Avcılığın temel etiği hayatı devam ettirmek için öldürmektir onun için avcılığın yarışması olmaz, yapılırsa da büyük bir hatadır. Ancak kabul etmek gerekir ki bugün avcılığın bir de sportif yönü oluşmuştur ancak bu sporda yarışa yer yok bu iş kaleye topu atıp orta sahadan tekrar başlamaya benzemez avlanan balık artık ölüdür ve saha dönme şansı yoktur. Eğer avcılar gerçek avcılar olduklarını iddia ediyorlarsa önce çevrelerini tanıyarak bu işe başlasınlar ve gözlemlerini bilgi ile desteklesinler bu bilgi çok uzakta değil benim gibi onlarca deniz biyolojisi ile uğraşan Kıbrıslı var etrafta, tamam bana danışmayın kabul ama bari bir bilene sorun, çünkü hepimiz bu dünya da çocuklarımızın misafiriz ve onların bu dünyasını bilinçsizce çarçur etmeye hakkımız yok.