Olta, 24 Eylul 2001
Hasan Örek
Örgütlü Mücadele
Örgütlü Mücadele
Uzun bir aradan sonra biraz da olayların zorlaması
ile Kıbrıs da biraz uzun süre geçirme olanağı buldum. Doğrusu son terör
olayları ve Amerika Birleşik Devletlerinin bunu bir savaş alzemesi yapması
üzerine yazılacak bir çok nokta olmasına rağmen ben bu konuda yazmayacağım. Bu
konu bence yeterince irdelendi aslında herkes kendince bir şeyler söyledi yorum
yaptı deliller ortaya koymaya çalıştı veya geçmiş ile bağlantılı olan ve bugüne
yansıyan olaylar zincirinden bahsedildi falan filan. Bence bundan sonra yazılan
biraz da diğererinin tekrarı olacak.
Evet, bu yıl ilk defa uzun yılardan sonra Kıbrıs
da 10 günden fazla kalıyorum. Doğrusu bu kadar zamanım yoktu ancak geçirdiğim
kazadan sonra gerek hukuki gerekse ailevi nedenlerden Kuzey Kıbrıs da kalışım
bir süre daha uzayacak gibi. Burada olmaktan mutluydum aslında her zaman da
burada geçireceğim süreyi en güzel geçirmeye çalışırım. Özellikle dostlarım ve
ailemle vakit geçirmek benim için her zaman inanılmaz keyifli olmuştur. Ancak
bu defa olaylara ve Kuzey Kıbrıs da yaşanan yozlaşmaya ve bununla birlikte
sistemin çöküşüne ve nedenlerine ilişkin bir çok kişi ile konuşma imkanım oldu.
Hemen hemen toplumun tüm kesimlerinden kişilerle konuşma imkanım oldu
diyebilirim, ve bu topluluk içinde şikayetçi olmayan bir kişi bile olmamıştır
herhkes bir olayı veya uygulamayı anlatıyor ve bunu eleştiriyordu.
Eleştirilerin ortak buluştuğu nokta genellikle işi
yapanların, bu işi özenerek ve profesyonelce yapmadıkları üzerineydi. Bugün
KKTC sınırları içerisinde profesyonel iş yapmak neredeyse imkansız. Bu burası
için bir ütopya. Gerçek olan şu ki, eğer bir iş için alıncak elamanlarda bu işi
yapma yetisi ve yeterliliği aranmazsa o iş layıkı ile yapılmaz. İkinci konu ise
insanların pasivize edilmeleridir; bir çok dairede iş yapabilecek adamlar ya
ellerindeki olnaklar alınarak ya da bu görevlerini yapamayacakları bir yere
konularak etkisiz hale getirilmektedir.
Bu tespitleri çoğu eleştiride bulunan kişiler
tarafından da rahatlıköa yapılmaktadır. Ancak çok azı dışında kalan çoğunluk
kendi yakın çevrelerinde bile bunu düzeltmeye çalılşmamakta, hatta kendi
yaptıkları işlerde aynen bu eleştirdikleri topluluk gibi davranmaya
başlamaktadırlar. Örgüstsüz birey bu sistem içinde güçsüz bireydir. Kıbrıs’ın
kuzeyinde ise sivil toplum örgüleri genellikle politik bir temele oturdukları
için mesela çiftçiler hiçbir zaman adam gibi baskı grubu oluşturamaz, mesela
bakallar açılan hiper marketlere karşı kendilerini koruyamazlar. Bu gibi
örnekler çoğaltılabilir am gerek yok.
Sorun sistemde olduğu kadar biraz da bu durumu
kabulenmiş ısrarla ayni adamları yönetime getiren halktadır da. Ne yazık ki
Kuzey Kıbrıs da iki kişi oturup da bir derneği katılımcı bir şekilde
yönetememektedir. Tüm dernekler ve politik partiler birer padişahlık gibi yönetilmektedir
(İstisnalar olabilir). Dikkat edin göz önünde bulunan derneklerin hemen
hepsinin yöneticileri yılardır değişmez yanilenmez ayni adamlarla devam eder.
Bu tamamen yönetime katılmama ve yetkileri birilerine teslim edip gerisine
karışmama ve işin kolayına kaçmaktır. Bizim demokrasi geleneğimiz ne yazık ki
böyle. Bir iki kişi çıkar toplum dinamiklerini iyi yakalamıştır, iyi konuşur,
kendine güveni tamdır ve insanımız da kendi adına ve hiç sorgulamadan ve yeri
geldiğinde yaptırım uygulamadan bu yöneticinin söylediklerine uyar. Sorun çok
basit değil bireyden topluma genişleyerek yayılan bir neme lazımcılık sistemi
bu hale getirmiştir.
Zaman artık örgütlenmek ve mücadele etmek
zamanıdır. Ama örgütlenirken bu örgütün tüm üyelerinin bazı haklara sahip olduğunu,
sırası gelenin fazla cart curt etmeden bu örgüt içinde görevler alarak
eylemlere ve örgütün iç dinamiklerine katkı koyması gerekir. Biz bireyler
olarak bireyin gücüne inanmazsak ve bu gücü demokratik kurallar çerçevesinde
sonuna kadar kullanmazsak hiçbir soruna çözüm bulunmaz. Bakana gidip konuşmak
da bir bireysel eylem değil, olsa olsa kişisel çıkar sağlamadır. Unutulmamsı
gerekir ki sisteme dayalı sorunlar ancak örgütlü mücadele ile değiştirilebilir.