Olta, 29 Ekim 2004 Hasan Örek | ||
Politikacılar ve Politikacıkcılar.. Politikacılar ve Politikacıkcılar.. Dünyanın en kaypak işi politika, herhalde. Düşünün
utanmadan muhalefetteyken eleştirdiğiniz her konuyu her durumu
iktidara geldiğiniz zaman,, “ama şartlar bunu gerektiriyor” diyip
yalıyorsunuz. İşin bir diğer komik yanı ise, liderler
arasındaki sidik yarışı ve buna çanak tutan köşe
yazarları (yan sidikçiler). Dönüp bir bakalım, önümüzdeki en büyük
örnek, yani hakkında en çok yazılıp çizilen liderlerden biri
Mustafa Kemal’dir ki şu anda adam hakkında ileri geri
konuşulması mı? Onu Allah gibi yüceltenler mi? Ne isterseniz;
peki sonuç ne? Anıtkabir de yatan bir naaş. Mustafa Kemal
hakkında, onun da bizler gibi bir insan olduğunu, zaafları,
günahları, yanlışları olduğunu söyleyen
yazıyı en son Kemal Tahir’in “Yorgun
Savaşçı” kitabında okudum herhalde. Buradaki paradoks, bir
kişiye veya ideolojiye ancak mükemmel, kusursuz olursa inanırım
veya bağlanırımdır. Ancak kusursuz, eksik olmayan ne var
ki? Kusursuzluğu iddia edilen dinler konusunda bile yüz tane mezhep, inanış,
grup çıkmıyor mu? Yaratıcının bile mükemmel
olmadığı bir devirde yaşıyoruz. Eğer bir
kişiyi seveceksek onun kusurlarını da başından kabul
etmeliyiz. Bu engelli bir çocuğu sevmek gibidir, ki bu insanlarla bir ömür
geçiren anneler babalar kardeşler vardır. Onlardan çok şey
öğrenmeliyiz. Her zamanki gibi yine Kıbrıs’ın Kuzeyindeki olaylar
karışmaya başlıyor. Osuruktan bir seçimin arkasından
yumuşak zeminli bir hükümetten sonra bu olanlara şaşmamak
lazım. Ülkede bir tane düzgün iş yapılmış değil
ve sidik yarışı var gücüyle devam ediyor. Talat efendim Eroğlun’dan iyiymiş! Akıncı
bunların hepsini dövermiş hele İzzet İzcan
bıraksalar yıkacak ortalığı, neymiş hepsinin
ilkeleri varmış? Yerim ben o ilkeleri. Ben bu ilkeleri
anlamış değilim? Kim gelirse gelsin değişen
değiştirdikleri bir şey yok hep uzaktan kumandalı
değişimler söz konusu. İnşaat sektörü canlanmış
yabancılar ülkeye yatırım yapıyormuş, eeee yani sonuç ülkenin kazancı ne? Elde var
sıfır, Güneyde çalışmaya giden nüfusun sayısı
Kuzeyde çalışana eşitlenecek herhalde yakında ve hatta
iddia ediyorum, devlete çalışanları çıkarım muhtemelen
güneyde çalışanların sayısı hemen hemen
Kuzeyde çalışanlara denktir. Sonuç olarak iktidar
yurttaşlarına yeterli iş imkanı sağlamıyor
şartları düzeltmiyor ve en doğrusu insana yatırım
yapmıyor. Bu eskiden de böyleydi, o zaman komşuyla kapılar
kapalı olduğu için bir kısım insanlar yurt
dışına kaçıyorlardı şimdi yan tarafa gidiyorlar.
Boşalan yerlere de devlet giriş çıkışları kontrol
edemediği için emekleri sömürülen, sigortasız
çalıştırılan binlerce Türkiyeli geliyor. Tabi Türkiye’de
para kazanamayan kalifiye olmayan ve genellikle de toplum dışına
atılmış insanlar geliyor haliyle. Sonuç olarak kim gelirse gelsin benim umurumda değil Meclis
deki tek bir milletvekilinin bile insanları düşündüğüne
inanmıyorum. Bundan sonra gelecek olanlar da düşünmeyecek çünkü
problem, ideolojik falan değil problem insanı sevmemekten, insanlar
için çocuklar için bir şey yapmak istememekten geliyor. Ben geçek almamda
insana dair, insanların da içine alındığı uygulamalar
görmek isterim, köşk de sarayda, elçiliğin karşısında
oturan adamlara da artık tahammül edesim bile
yok. En çok da üzüldüğüm konu da bu rezilliğe çanak tutmaya
çalışan gazeteciler, en azından onların biraz daha insana
dair bir şeyleri olduğunu görmek isterdim ama ne yazık ki bu son
bir hafta da bize göstermiştir ki hiç tutar tarafımız
kalmamıştır kimi Talat’ı kimi Eroğlu’
nu kimi Akıncı’yı
vs... övme ve bir hesap çıkarma derdine düşmüştür, bu olacak
iş değil. Sidik yarışı son hızla devam ediyor,
köpek yarışlarını protesto eden arkadaşları sidik
yarışlarını da protesto etmeye çağırıyorum.
Sidik kutsaldır ve yarışması olmaz. Yarın öbür gün prostat
olursanız ne olacak, işeyemeyen sidikçiler topluluğu olacak
bizim politik arena. Sidik yarışı yapan arkadaşlara
sesleniyorum: “Başınızın yönünü oranızdan başka
yöne de çevirin, eminim görüş alanınız içerisinde bir
güzelliğe rastlayacaksınız”. Rastlamazsanız gelin benim
üstüme işeyin. Halk kurtulsun elinizden, en azından. Bir insanı sevmekle
başlayacak her şey; bir de sevebilsek. İşin içinde politika
varsa sevgiden ne kadar bahsedebiliriz? Bu iki kavram bir biri ile örtüşür
mü? Ve eğer örtüşmediğini düşünüyorsak neden hala daha
politikayı ve politikacılara inanıyor, destekliyoruz. İnsan
ilişkileri bu kadar sayısal mı? Sorulacak çok soru ve verilecek
çok cevap var ve bu soruların hiçbirine sidik yarışı ile
çözüm bulamayız. copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org
| ||