Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 13 Mayıs 2004

Rasıh Keskiner

 

AB ÜYESİ BİR KIBRISTA POLİTİK YAPILANMA (2)

Her iki toplumun fertleri , geleceklerini ilgilendiren sorunlara çözüm üretme yerine, başkalarının kendilerine önerdiklerini seçmeyi tercih ettiler. Bu durum Kıbrıslı Türklerde iki temel yaklaşımı yaratırken , Kıbrıslı Rumlarda "ulusal konseyi" yarattı. Bunların dışında farklı küçük hareketler olduysa da fazla etkin olunamadı.

Bu durum , Kıbrıs sorununun varlığı, partilere Kıbrıs sorunu dışında politika üretmekten kaçınmaları için bir özür oldu. Kıbrıs sorununun varlığı, partilerin uluslararası dayanışmasında da engel yarattı, şöyle ki uluslararası toplantılarda hep Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik temaslar yapıldı ve bu sorun üzerinde düşünceler görüşüldü lobi yapıldı. Bu durum Dünyanın Kıbrıs’a bakışını ve dikkatini yoğunlaştırdı ama , aynı zamanda siyasi partilere de sadece bu sorunun üzerinde oyalanarak rahatlık alanı sağladı ve politik olarak uluslararası dayanışmamın engellenmesini de yarattı.

Siyasi partilerin, özellikle bizim ilgi alanımızdaki sol partilerin örgütlenmeleri genelde hep tepeden aşağıya olmuştur. Örgütlenmeyi yapan tepedekiler, bir mirası devraldıklarını iddia ederek, toplumdaki pozitif değişimlerin ancak partinin güçlenmesi ile olacağına inandılar ve değişimi de ancak kendilerinin, çekirdek kadronun, yapacağına tabanı inandırmaya çalıştılar. Partiler güç kazanmayı, toplumda değişimi yaratmanın önkoşulu olarak gördüler . Tek vücut olarak örgütlenen partilerde, her ne zaman birileri pozitif değişiklik yapmak için ortaya çıksa, bu o çekirdeğin kendi dışındakilere karşı bir güvensizlik yarattı. Geniş halk yığınları yetersiz, devamlı yol gösterilmesi gereken ve kendileri için tehlikeli görüldü.

Bir asırlık bürokratik merkeziyetçiliğin tecrübeleri bize, gerçek değişimin yukarıdan aşağıya baskı ile değil , ancak kişi ve gurupların içten gelen gönüllü katılımları ile olacağını göstermektedir. Eğer toplumun gelişmesini ayakta tutmak istiyorsak, toplumda belli bir gurubun gücü eline geçirip, toplumdaki değişim ve ihtiyaçlarının temsilcisi gibi hareket etmeleri engellenmelidir. Bireyler, özgürce hareket edip ve kendi özgür iradeleriyle değişiklikleri yaratabilecekleri anlayışına ulaşmadıktan sonra, ileriye doğru bir şeylerin elde edilmesi mümkün değildir.

Değişim , bireylerin kolektivizm içinde bedel ödeyerek de gerçekleşmesi olarak anlaşılmamalı. Bireyin kolektif bir çalışma içinde sadece yer alma becerisini göstermesi yetmez. Birey düşünce ve hareketin taşıyıcısı olmalıdır, yoksa katılmasının hiç bir anlamı olmaz. Bu anlayışa inanan birey şunu anlamalıdır:Gelecekle, kendi kendine güç addeden hiç bir birey yaratılmayacaktır. Sadece yaşayan tüm insanlar var ve ancak onlar değişiklikleri gerçekleştireceklerdir. Eğer bir birey ortak yaşama politik olarak dahil olursa, ve kendi geleceği için ortak olursa ve değiştirmek isterse bazı şeyleri o zaman yapabilir.

Buradan hareketle sol partiler, demokrasi okulunda, bireylere kendi başlarına düşünme, hareket edebilme araçlarını yaratmalıdır. Ancak şuna da dikkat edilmelidir ki, bu olanak bireylere sağlanırken, parti içinde beyin yıkama şekline dönüşmemeli ve kendi doğrularının allah kelamı olmamasına dikkat edilmelidir.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org