Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 30 Mayıs 2003

Rasıh Keskiner

 

Uluslararası Hukuk

Türkiye 1974’te Garantörlük hakkını kullanarak, Kıbrıs’ta bozulan anayasal düzeni yeniden tesis etme iddiası ile Ülkemizin Kuzeyini ele geçirdi.Geçen süreç içerisinde , bozulan anayasal düzeni yeniden tesis etme bir yana, bunun içerisinde tamamen kendi kontrolunda olacak bir düzenlemeye gitti.

TC, Cenevre Konvansiyonlarına aykırı olarak,madde 49, Kıbrıs’ın Kuzeyine nüfus taşıdı.Tamamen TC Asker-Sivil Yönetimlerinin kontrolunda olan bu potansiyel güç ile de her zaman için Kıbrıs Türk Toplumunun iradesinin yansımasını engellemiş oldu.Böylece, demokratik olmayan diğer pek çok husus yanında, seçimlerin de yasal olmadığı ortadadır.

Kendi nüfusunun iki katı kadarını ülkede bulunduran, en az beş-altı katı kadarını da Türkiyede, yedek güç olarak istendiği zaman kullanılmak üzere dağıtılan yurttaşlıkları kabullenmek mümkün değildir.

Yurttaş, sadece yasa ile verilebilecek herhangi birşey değildir.Bir insanın yurttaş olabilmesi için o o ülkede doğmuş, o ülke halkı ile bağ kurmuş, o ülkeye bağlılığı olmuş, dolayısıyle o ülkenin kaderi ile kendi kaderini ilişkilendirmiş ve yaşamının önemli işlevlerini o ülkede sürdüren kişi olması gerekir.Bunun için uluslararası kurallar oluşmuştur.Beş yıldan fazla daimi ikametgahının bir ülkede bulunması, o bir kişiye yurttaşlık için sadece “başvurma hakkı”kazandırır,otomatik olarak yurttaş olma hakkı değil.

Ve bu konuda başvurma hakkı da yeterli değil, diğer bazı özellikleri de kazanması gerekir.Bu özelliklerden başlıcaları, o ülkeye vergi ödüyor mu, elekrtrik, su kullanımı, posta kaydı, örgüt üyeliği, yurt dışında geçirilen zaman, yurt dışına para transferi, çocuklarının durumu gibi hususlar somut delillerle desteklenmelidir.

Bu çerçevede Kıbrıs Türk Toplumunu, en başta bu ülkede geçmişi olanlar temsil eder.Ve bu ülkede uzun bir geçmişi olan bu toplumun, Rum toplumu ve diğer küçük topluluklarla birlikte bu adanın tümünde hissesi vardır.Bu hisseler, hissedarların tümünün onayı olmadan kimseye devredilemez.Bu durum sadece bizi değil,birlikte bu ülkenin kaderini paylaştığımız Rum toplumunu da ilgilendirir ve ancak bir andlaşmadan sonra federal hükümetin onayı ile olabilecek bir husustur.

Şimdi, bu gerçekler ve uluslararası hukuk karşısında, bu ülkede yapılan ve yapılacak seçimin hiçbir geçerliliği yoktur.Buradaki siyasi ve sivil toplum örgütlerinin bunu görmezlikten gelme hakları yoktur.Uluslararası kurallara aykırı olarak verilen yurttaşlardan bir tanesinin dahi oy vermesi o seçimi geçersiz kılar.Kaldı ki şu anda kendi nüfusumuzdan fazla bir nüfus oy vermeye hazır, en az dörtyüz milyon da Türkiye’de yedek güç olarak beklemektedir.

Bu gerçeklere rağmen, uluslarararası hukuku çiğneyerek bu oylarla Rejimi cilalayıp saltanat sürmeye hazırlananlar heasaplarını iyi yapsınlar.Bir kere bu oylar, TC egemen Güçlerinin kontrolundadır ve onlar ne söylerse onu yaparlar; ikincisi bu olaya uluslararası camia göz yummayacaktır.Biz de, kendimize ilke benimsediğimiz, uluslararası hukuk’a aykırı hiçbir uygulamaya göz yummayacak ve konuyu uluslararası her platforuma taşıyacağız.

Bu uygulamanın dünyada yeni bir emsal, örnek teşkil etmesine, dolayısıyle her gücü eline geçirenin işgal ettiği topraklşara nüfus taşıyarak o ülke insanının iradesinin yansımasını engellemesine fırsat vermeyeceğiz.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org