Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 17 Haziran 2004

Rasıh Keskiner

 

YURTTAŞLIK HAKKI (2)

Görülen lüzum üzerine, devamlı gündemimizi meşgul eden “Yurttaşlık” konusu ile ilgili olarak, bir yıl önce ayrıntılı olarak açıkladığımız görüşlerimizi bir kez daha geçen hafta bu sütunda yayınlama gereği duyduk.

Söz konusu açıklama iyice okunduğu zaman, TC kökenli insanlar için ne düşündüğümüz açık ve net olarak görülmektedir.Buna rağmen hala bu konu üzerinde, bizim ne düşündüğümüz hakkında net olmayanlar vardır.

Şimdi, Annan planı ile söz konusu insanların yurttaşlıklarının onaylandığı tartışılmaktadır. Her şeyden önce şuna bir açıklık getirelim. Öyle bir şey yoktur. Plan kabul edilmiş olsaydı dahi, bu statüde olanlara, Kıbrıs yurttaşlığı için “yurttaşlığa başvurma hakkı” doğacaktı. Buna da Federal Hükümet, yani Kıbrıs’ın doğal sahipleri karar verecekti. Planda üç ay süre bunun için konmuştu. Kaldı ki bu süre içinde, herhangi biri, bu statüde olanların yurttaşlığına itiraz etme hakkını kullanarak da konuyu uluslararası platformuma taşıyabilecektir.

Referandumda BM, AB, ABD ve hatta Kıbrıs’ın güneyinde yaşayan Kıbrıslılar, bu kitlenin oy kullanmasına, bu duruma itiraz etmediler diye de bunların yurttaşlıklarının yasallık kazanması da mümkün değildir.

Evet bugün Uluslararası kuruluşlar buna ses çıkarmamış olabilirler. Uluslararası kuruluşlardan BM’nin durumu ortada, böyle bir BM desteklenebilir mi? ABD’nin durumu ortada. Ülkelere kendi çıkarlarını korumak için şerif atamamaktadır. AB’nin, bir bütün olarak, dünyadaki sorunlar için net bir politikası var mı? Hergün insan hakları çiğnenmektedir. Savaşlar devam etmektedir. Bu çerçevede Kıbrıs’ı da kendi çıkarları çerçevesinde, ne suya, ne sabuna dokunmadan, ve bilhassa ABD’nin bölgedeki jandarmalarından Türkiye’yi gücendirmeden halletmeye çalıştılar. Türkiye’nin buraya çıkmasına, süreç içinde burayı işgaline ses çıkarmayan aynı kuruluşlar değil mi?

Bu kuruluşlar, bu konuya ses çıkarmayabilirler. Ama Cenevre Konvansiyonları ortada durmaktadır. Bu konvansiyonlar iptal edilmeden, hiçbir ülke başka bir ülkeyi işgal ederek o ülkeye nüfus taşıyamaz, kendine bağımlı bir idare kuramaz.

Geçen hafta yayınlanan açıklamada da belirtildiği gibi, bu ülkeye Türkiye’den gelenler, bir Sri Lankalının veya bir Pakistanlının Güney Kıbrıs’a bir göçmen olarak gelmesine ve süreç içinde vatandaş olmak için başvurmasına benzemez. Veya, yine bir Türkiye’nin Almanya’ya göç edip yıllar içinde yurttaşlık kazanma hakkı için başvurmasına da benzemez.Bu ülkedeki durum ise, Türkiye’nin buraya işgal etmesi ve buraya bilinçli olarak nüfus taşıması ile oluşan bir durumdur. Unutulmamalıdır ki, burada yurttaş yapılanlar, ancak TC’nin izniyle ikinci bir yurttaşlığa kavuşabilirler.

Dolayısıyla, bu ülkeye insanların gelmeleri, çalışmaları, yaşamaları ayrı şey, bilinçli olarak, bu küçük nüfusun iradesini kontrol altında tutmak için yurttaş yapılması ayrı şeydir. Bu hiç ama hiç karıştırılmamalıdır. Yoksa giderek Kıbrıs’ta ayrı etnik bir topluluğun daha oluşması ile karşı karşıyayız.

Bu topluluğun önemli bir çoğunluğu, her zaman için Ankara’dan gelecek sinyallere göre hareket edecek, Kıbrıs’ın Kuzeyinde yaşayan Kıbrıslıların her zaman için özgür iradelerinin yansımasına ve Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların birleştirilmesine engel teşkil edecekler.

Sonuç olarak, Cenevre Konvansiyonları ortada durduktan sonra, etkinliklerini ve tarafsızlıkları tartışma konusu olan birtakım ulusları kuruluşlar göz yumdu diye bu durumu kabullenmemiz mümkün değildir. Bu durumu, bir andlaşma sonrası dahi, takip edecek, dünyanın her yerinde dayanışma içinde olduğumuz güçlerle, uluslararası kuruluşları, uluslararası andlaşmalara saygı göstermesi ve uygulaması için mücadele edilecek, dünyada “isteyen ülke bir başka ülkeyi işgal eder, oraya nüfus taşır, ve kendi idaresini kurar” örneğinin yaratılmasına fırsat verilmemelidir.

Not: Bu yazı geçtiğimiz hafta bu sütunda yayınlanan yazı ile bir bütündür.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org