Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 3 Haziran 2004 Rasıh Keskiner | ||
KİME POZ YAPIYORLAR! İsterseniz şu bizim ülkedeki politik yozlaşmanın yarattığı güzellikleri (!) anlatmayı biraz daha sürdürelim.İşimiz gereği her gün Girne Lefkoşa arasında gidip geliyoruz. Geçen gün yolda seyrederken ansızın bir siren sesi, ardından arkadan gelen arabanın ışıkları ve son sürat, az kalsın bizi yoldan dışarı atarcasına geçtiler. Kimler? Büyük Denktaş. Hani kendini Cumhurbaşkanı olarak gören.Sanki birileri kendilerini kovalarcasına acele işleri varmış gibi 160 km. hızla geçtiler. Hem de iki araba yan yana. Neyse ki bunu ucuz atlattık dedik, yine sirenler, yine arabanın ışıkları yolu açmamız istendi. Zar zor yolun kenarına çekilip kurtardık paçayı. Bu defa da Mehmet Ali bey geçiyordu. Hani kendini başbakan olarak gören. Onun da hemen yanında bir koruma aracı, arkasında başka koruma aracı. Derken bir cenaze dolayısıyla Mağusa’dan Lefkoşa’ya geliyorum. O yeni beyaz passatlardan bir tanesi adeta beni ezer gibi geçti. Ben baktım benin kilometreye 110. Vay anasına bu benden hızlı dedim ve asıldım gaza. Ama yetişmek kolay mı? Kendini bakan zanneden 160 km. hızla kaçıyor. Ne 100 km. şehir dışı sürat, ne 65 km. şehir içi sürat onu ilgilendirmiyor. E.. Onu ilgilendirmez de beni ilgilendirir mi? Hem son sürat ona yetişmeye çalışıyorum hem de yana yana dua ediyorum bir trafik polisi çıksın önüme, ve onu durdurmasın beni durdursun diye.Ama şansım yok ki trafik polisleri yoktu ortalıklarda. Yine bir öğle bir cenazedeyim. Öğle sıcağı ortalığı yakıyor. Millet sıcaktan bunalmış, sokulacak gölge arıyor. Baktık arzı endam eylediler. Sıra sıra… Yakım taklavat hepsi. Kravatla da boyunlarını sıkmışlar, boğulacakmış gibiler ama “karizma” ya halel gelmesin diye direniyorlar. Terler akıyor üstlerinden ama olsun, herkes görmelidir ki onların ayrıcalığı var. Bazıları ceketi atmış ama dizlerine kadar uzanan kravatı bırakamamışlar. Racon’a tersmiş! Düşünüyorum da.. Bu insanlar, bu memlekette, kırk dervişiz, bir birimizi bilmişiz bu gösteriş niye, ve bu gösteriş kime. Altı üstü, ya Ankara’nın Muhtarı ya ABD’nin şerifi. Var mı bunun ötesi. Hiçbir etkin yok, hiçbir yetkin yok pozundan da geçilmez.. Durum bu olduğu halde, bu yerleri terk etmemek için kıvırmaları,bu yerlere gelmek için yanıp tutuşanları gördükçe insanın canı sıkılıyor. Benim de sıkılıyor. Bu yerlere gelebilmek için, ne ilke, ne prensip ittifak üzerine ittifak kuruluyor. Anlarım eğer yetkin varsa ve bu ülkenin hayati sorunlarına çare bulacaksan ittifak kurabilirsin. Ama bu ülkede, seçim öncesi de, şu anda da kurulan ittifaklar hep, hiçbir anlamı kalmayan bazı makamlara gelmek için yapılmaktadır. O da yetkisi olmadığını biliyor, o da bu konuda Ankara’nın karar vereceğini biliyor ama yine de yapıyor. Atık utanmayı attıktan sonra Ankara ile de bir ittifak kursalar daha iyi olmaz mı? Zaten her gün oraya taşınıp ne yapacaklarını konuşmuyorlar mı? Adam, daha dün “Denktaşlarla imkansız” diyordu. Şimdi beni Dışişleri bakanı yaparsanız “Denktaşlarla imkanlı” diyebiliyor. Utanmayı atan bu zatı muhteremler bu işi açık açık yapıyorlar. Dün başka, bugün başka konuşmaktan zerre kadar çekinmiyorlar. İçlerinden “nasıl olsa zamanı gelince biz onları kandırırız” diyorlar. Merak ettiğim, her şeyin farkında olan halk bunları bir yerle not edip, günü geldiğinde bunları siyaset sahnesinden temizlemeyi düşünüyor mu? Biz düşünmesini ve günü geldiğinde siyaset sahnesini temizlemesini istiyoruz ve bu konuda yapılması gereken ne varsa yapacağız. copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||