Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 26 Ağustos 2005 Rasıh Keskiner | ||
SİVİL TOPLUM NEREDE? Sivil toplum örgütlerinin, toplumların gelişmesinde, demokratikleşmesinde ve çağdaş bir yaşama ulaşmasındaki rollerinin bir gerçek olduğu çeşitli dönemlerde ve pek çok ülkede kanıtlanmıştır.Bu çerçevede, bizim ülkemizin Kuzeyinde de sivil toplum örgütlerinin geçtiğimiz yıllarda gerçekleştirdiği eylemler bu gerçekliğin önemli bir kanıtını oluşturmaktadır. Bu Memleket Bizim Platformu çatısı altında buluşan pek çok sivil toplum örgütü, Rejime karşı isyanını yaklaşık iki yıl en etkili bir şekilde gündemde tutmayı başardı. Eğer BMP yola çıktığı ilke ve hedefleri doğrultusunda mücadelesini sürdürebilmiş olsaydı, hiç kuşkusuz bu gün çok daha iyi bir konumda olacaktık. Ama, şimdi daha iyi anlaşılmaktadır ki, ta o zamanlardan BMP içinde bulunan CTP üyesi veya yanlısı örgüt yönetimleri, bu potansiyeli kullanarak Rejimin yeni temsilcileri olmayı kafalarına koymuşlardı. Aslında birileri bu düşünceyi onların kafasına koymuş, bu düşünce de onlara tatlı gelmişti. “Bu memleket bizim, biz yöneteceğiz” sloganıyla çıkılan yolda, Rejime teslim olunmuş, ne memleketin bizim olduğu, ne de yönetmeye talip olunduğu hususları ile ilgili söylenenler başka bahara kaldı. Şu anda bu ülkede yaşananları bir bir hatırladığım zaman, eğer diyorum bu yapılanlar Denktaş-UBP döneminde yapılmış olsaydı, yer yerinden oynardı. Peki ya şimdi? Ses yok, seda yok. Sivil toplum örgütleri susmuş, kaderlerine razı olmuşlar. Bu gün ülkemizin Kuzeyinde, Sn. Talat ve Sn. Soyer’in verdiği çoğu beyanatların, Denktaş- UBP döneminin beyanatlarından farkı yoktur. Hatta barış karşıtı, çözüm karşıtı açıklamaları, solcu oldukları iddiasını taşıdıkları için, daha çok tahribat yapmaktadırlar. Türkiye Yönetimleri eskisi gibi her şeyleri mile ülkemizde at koşturmayı sürdürmekte, her alana müdahale etmektedirler. Çözümün önündeki en büyük engelin Rum mülkleri üzerindeki yapılaşmanın olduğunu bildikleri halde, “temel hedef topraklarımıza sahipçıkalım” açıklamaları ile gerçek niyetlerini ortaya koymaktadırlar. Ancak otuz bir sene sonra gittikleri, savaş sırasında fanatik Rumlar tarafından katledilen toplu mezarların başında, her iki toplumda da savaş sırasında meydana gelmiş bu gibi acı ve insanlık dışı olayların tekrarlanmaması için çözüm için çok çalışmamız gerektiği yönünde mesajlar verecekleri yerde, “Rum mezaliminden” ve “dünyanın gerektiğinde Kıbrıs Türkünün nasıl savaştığını gördüğünden” bahsederek acı yaraları kazıyarak politik çıkar elde etmeye çalışmaktadırlar. Grevlerin yasaklanmasından tutun, çalışanların coplanmasına kadar pek çok önemli olaylar yaşanmıştır. Kaçak işçilerin kayıt altına alındığı gösterişinin ne anlam taşıdığı, beş sene sonra nüfus yapısının astronomik artışı meydana geldiği zaman fark edilecektir. Tıpkı İTEM yasası, tıpkı birleşik faiz’in yıllar sonra ne anlama geldiğinin anlaşıldığı gibi. Doğanın tahrip edilmesi, doğal bitki örtüsünün, karakteristik ağaçların kesilerek dağların derelerin içinin sağlıksız inşaatlarla doldurulması teşvik edilmektedir. Partizanlık devam etmektedir. Hırsızlıklar devam etmektedir. Trafik anarşisi devam etmektedir. Faili meçhul hiçbir araştırma yapılmamıştır. Kıbrıs sorunu TC’nin menfaatleri doğrultusunda karanlık bir yöne gitmektedir. Kısaca, eski düzen aynen devam etmektedir. Değişen sadece temsilciler olmuştur. Bu şartlar altında sivil toplumun sessiz kalması nasıl olabilir? Bu sivil toplum örgütlerinin yönetimlerinde CTP’nin üyeleri olabilir. Ama bu onlara, bu yapılanlar karşısında susma yetkisi vermez, vermemelidir. Öncelikle bu örgütler içinde yer alan parti üyeleri bu gidişe isyan etmelidirler.Bu gidişi onaylamamalıdırlar. Öyle görünüyor ki, sivil toplum yeniden kendine çeki düzen vermelidir. Geçmişte yaşananlardan da ders çıkararak yeniden aktif mücadele içine girmesi kaçınılmazdır. copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org
| ||