Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 02 Eylül 2005 Rasıh Keskiner | ||
BARIŞ VE GÜNÜ Dün 1 Eylül’dü..Dünya Barış Günü.. Dünyanın pek çok ülkesinde gün dolayısıyle kutlamalar yapıldı. İşgallerin hüküm sürdüğü, insanların topluca katledildiği pek çok ülkede de kutlamalar yapıldı. Silahların gölgesinde barış kutlamaları! Nasıl kutlanabilir ki böylesi günler? İnsanlığın büyük çoğunluğu açlıktan kıvranırken, birileri onlar adına “barış” kutlamaları yapabilmekte! Hergün yüzlerce bebek bakımsızlıktan ölürken, birileri onlar adına “barış” çağrıları yapabilmekte, barış türküleri söyleyebilmektedir. Ve insanlar açlıktan öte, özgür yaşamak için, bağımsız ve dokunulmaz olmak için , onların bu haklarını gasp edenler “barış” havarisi pozlarında olabilmektedirler. Bizim ülkemizde de “barış” için kutlamalar yapılmaktadır. Yıllarca da barış için kutlamalar yapıldı. Dün yine yapıldı. Her yıl tekrarlanan şeklinden farklı oldu bu yılki kutlama. Meydanlardan salona inildi. Salonda olmasın mı? Olmalı. Konu da çok önemli, ve tartışılması da önemli. Barışın önünde en büyük engeli teşkil edenler arz-ı endam eylediler yine. Tıpkı meydanlarda daha önceki kutlamalarda olduğu gibi. Konuşmalar iyiydi. Konuşmacılar da iyiydi ve içlerinden geleni yansıtıyorlardı.Konuşmalar önemli mesaj içeriyordu. Kıbrıslıları bu duruma düşüren şovenizmin rolünü anlatıyordu. Arif Hoca anlatıyordu gerçekleri. Karşısında oturan ve bugün hala şovenizmin yükselmesi için sabah akşam Rum’a sövenler de vardı ön sıralarda, ve alkışlıyorlardı Hocayı. Bilemiyorum Hoca bir an olsun salona bakıp, Türkiye’de “hastir” dediği Arıklıyı Bakü temsilcisi atayan kişilerin de karşısında oturup, söylediklerini güya onaylarmış gibi kafa salladıklarını gördü mü? Daha önce de yazdım. İlk defa bu yıl 1 Mayıs kutlamalarına katılmak gelmedi içimden. Neden derseniz, daha dün grev boylarında işçilerle kolkola mücadele veren bir kısım politikacının, şimdi işçileri coplatmasını ve hiçbir şey olmamış gibi yine işçilerle yan yana yürümesini benimsemediğim için katılmadım. Hem işçileri coplatacak, hem grevlerini yasaklayacaksın, ondan sonra da onlarla işçi bayramı kutlayacaksın. Hem iktidar hem muhalefet oyunu oynayacaksın. Benzer durum şimdi 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle de geçerli. BMP’nin yaptığı olumlu bir şey. En azından düzenlediği bu etkinlikte, barış gibi görünüp de şoveniz batağında yüzenleri konuşturmadı. Hakikaten barış isteyenleri konuşturdu. Onların bu toplantıyı izleme hakkı yok mu diye sorarsanız, madem ki yüzleri kızarmaz izlesinler derim. Ankara tarafından temsilcilik makamlarına geldikten sonra dün söylediklerini unutup, sabah akşam Rum’a saldırarak şovenizm propagandası yapacaksın, Kıbrıs’ta barışın önündeki en büyük engel olan Kıbrıs sorununu çözmek için hiçbir çaba harcamayacaksın, hatta “ Rum mallarına sahip çıkmalıyız” mesajları vereceksin ondan sonra da “barış”tan söz edeceksin. Sevsinler! Dilin kemiği yok. Bol keseden fırlat gitsin. Barış isteyenlere barış mesajları, savaş isteyenlere savaş mesajları, geçmişin yaralarını deşmek için “Rum mezalimi” mesajları. Maşallah. Ne kabiliyetli imiş bu cevherler. Denktaş hiç olmazsa inanmadığı duaya amin demezdi. Barış’a inanmadığı için Barış günü mesajları yayınlamaz, bu kutlamalara katılmazdı. İşçilerden yana olmadığı için de 1 Mayıs kutlamalarına katılmazdı. Bunlar bambaşka. Hem savaş yanlısı, hem barış yanlısı. Hem işçiden yana, hem sermayeden yana. Hem Kıbrıs’ın birleşmesinden yana, hem KKTC’yi tanıtmadan yana. Hem Kıbrıslı, hem Anavatancı. Bravo… Çok güzel idare ediyorlar, değil mi? Onlara bu görev biçildi anlıyoruz da, onların bu tavrına isyan etmeyen pek çok sendika, demokratik kitle örgütünün bunlarla hala daha kolkola olmasına anlam veremiyoruz. 1 Eylül Dünya barış gününün de yılda bir kez hatırlanmasını değil, barışı, yılın her günü yaşayarak kutlamak, hem de bütün insanlıkla birlikte kutlamak daha anlamlı olmaz mı? copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org
| ||