Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 9 Ekim 2004 Rasıh Keskiner | ||
TC TANIMAZSA! Yazarın 17/10- 10/10- 24/09- 17/09 tarihlerinde Yeniçağ Gazetesinde yayınlanan yazıları
Bir gürültüdür koptu yine. TC’nin Avrupa Gümrük Birliği çerçevesinde Kıbrıs Cumhuriyetini de listeye alması ile bir gürültüdür koptu. Sıraya girdiler. İrili ufaklı, büyüklü küçüklü.. Sağcısı, solcusu.. Ağlamaya başladılar... “Bırakma bizi anaa” diye.. Hiç merak etmeyin, Ananın sizi bırakmaya hiç niyeti yok. Daha onun gideceği çok yol, yapacağı çok iş var.. Onun için sizi tepe tepe daha çok kullanacak.. Neymiş efendim, “ya TC, KKTC ‘yi tanımaktan vazgeçerse, n’olacak halimiz?” diye panik içinde çırpınmaya başladılar. En başta Denktaşlar, ardından Talat, Onurlu ses, vs, vs.. hep birden: “Bırakma bizi anaa’”. Ben de diyorum kendilerine hiç merak etmeyin, ananız sizi bırakmaz.. Canınız çıkana kadar, kanınızın son damlasına kadar kucağından indirmez sizi aşağıya. Gelelim şu TC’nin KKTC’yi tanıma işine. Öyle birşey olmadığını bu ülkede bilmeyen mi var? Yani Denktaşlar, Talat, Onurlu Ses ve diğerleri bunu bilmiyorlar mı? Peki bildikleri halde niye tepiniyorlar. Halkı enayi zannediyorlar da ondan.. Bunu sokaktaki çocuk da biliyor, ama politikanın çirkin çarkları içinde kıvrananlar, halkı hala, güya TC burayı tanırmış diye aldatmaya çalışıyorlar. Yani halka düpedüz yalan söylüyorlar. İşin tuhaf tarafı ne biliyor musunuz? Bu maskaralıkları halk bildiği halde bunlara hadlerini bildirmiyor. Bana bir konuda, TC’nin bunların işine karışmadığını söylesinler. Herhangi bir konuda TC’den ayrı hareket ettiklerini söylesinler, Ankara’ya gittiklerini onları kimin karşıladığını söylesinler. Söylesinler bakalım TC, KKTC’yi tanıyor mu, tanımıyor mu görelim. Söylesinler bakalım Türkiye’den herhangi bir futbol takımı ile maç yapabiliyorlar mı da görelim, Kabullensinler artık bu gerçeği: TC burayı tanıyamaz. Buna müsaade etmezler. Ha bu şekilde tepe tepe kullanmasına müsaade ederler, çünkü menfaatleri bunu gerektirir. Türkiye madem ki yolunu AB’ne girme yönünde seçti görünüyor, onu alırlar veya almazlar, Avrupa’nın her istediğini yapacak. Kıbrıs da bir AB üyesi olduğuna göre ve onun yasal yönetimi Kıbrıs Cumhuriyeti olduğuna göre Kıbrıs Cumhuriyetini tanıyacak KKTC’yi değil. Yarın serbest ticaret yapacaklar, Yarın serbest hava uçuşları yapacaklar, Yarın onlara Ankara’da elçilik açacaklar, Ve bu devam edecek.. Bizim Bremen mızıkacıları, “hep beraber, hep beraber” anlayışından vazgeçmeli, bu gerçekler çerçevesinde hareket etmelidir. Bu gerçekler çerçevesinde Kıbrıs sorununu bir andlaşmaya bağlamak için çaba harcamalıdır. Bu takıma son olarak şunu söyleyelim: Siz farkındasınız ki Ananız sizi tanımaz ve tanımayacak. Halka da yalan söylemekten vazgeçin! Tanınma manınma yok.. Tepe tepe sizi kullanmak var...
MİLLET HERŞEYİN FARKINDA... Bu memlekette neler yaşanıyor neler! Millet de izliyor bu yaşananları, Ama sessiz, hiç birşey söylemiyor.. Oysa her şeyin farkında.. Mesela neyin mi farkında? Meclis’in göstermelik olduğunun farkında, Seçimlerin göstermelik olduğunun farkında, Politikacıların birer süs olduğunun farkında.. Ama susuyor, onları dinliyor, çoğu zaman kafa sallıyor, Ama işlerin farkında. Politikacıların yalan söylediğinin farkında, Gülücüklerinin sahte olduğunun farkında, O düğün senin, o cenaze benim arz-ı endam eylemelerinin sahte olduğunun farkında, Cenaze namazı kılar gibi görünmelerinin bile sahte olduğunun farkında, Hani “el fatiha” dediği zaman hoca, fatiha süresini bile bilmediği halde okur gibi yapıp yüzünü okşamasının bilir sahte olduğunun farkında, Daha nelerin mi farkında millet? Mesela Talat’ın Yakın Doğu Üniversitesinde yaptığı konuşmada söylediklerinin gerçek olmadığının farkında. Ne demiş “Talat: YDÜ eğitim alanında Rum tarafı ile yarış içine girdi ve Rum tarafını geride bıraktı”. Başka ne demiş:” Eğitim alanında YDÜ çağdaş Avrupa’yı yakalamış”. Peki yani şimdi bu cafcaflı sözlere ne gerek var? Bu memleketteki bu tip kurumların eğitiminin ne düzeyde olduğunu bilmeyen mi var? Buradan mezun ettiklerinin nerede, nasıl çalıştıklarını, hangi ülke tarafından diplomalarının kabul edildiğini söylerler mi bana? Lafa bak! Eğitimde çağdaş Avrupa’yı yakalamışmış! Bravo... Başbakan dediğin böyle olmalı.. Ve daha önce Eğitim Bakanlığı yapmış birinin böyle konuşması hayret.. Gerek var mıydı? Peki ne söyleyecekti diye sorarsanız, Güzel bina yapımından saöz edebilirdi, bu şekilde konuşmaktansa. Talat söyler de diğerleri boş durur mu? Onlar neler söyledi neler! Yani şimdi millet buradaki eğitimin ne olduğunun farkında değil mi? Farkında ama, Talat ve diğerleri konuşuyor, onlar da dinliyor, “Dur be efendi, atma” demiyor. İşte bu şekilde gide gide politika bu hale getirildi. İşkembeden salla babam salla. Ne verirsen bu millet yutar hesabı ile, politikacı geçinenler kesip biçiyorlar. Kesip biçiyorlar, ama politika da günden güne kirlenen, itibar görmeyen bir duruma geliyor. Bu garip durumlar karşısında, millet susuyor, Sendikacılar, sivil toplum örgütleri susuyor, Sanki bu ülkede sadece politikacılar(!) konuşacak..Diğerleri susacak.. Öyle olmaması gerekir, ama öyle işte. Hade anladık, örgütlerin çoğu, siyasi partilerin yan kuruluşu durumuna sokuldukları için konuşamıyorlar, ama ya bireyler? Onlar niye susuyorlar? Konuşmayan toplumlar işte bu durum içerisinde çırpınıp duruyorlar. Politikacılar(!) insanların konuşmaması için gerekeni yaparlar, bizimkiler de yaptılar.. Onun için rahattırlar. Bol keseden dillerine ne gelirse konuşuyorlar.. “Bu politikacılar(!) nasıl bu kadar yalan söyleyebiliyorlar” diye sorduğum zaman, Bir eski kurt(!) bana “ Bu insanlar çok rahat unuturlar, onun için istediğimizi söyler, istediğimizi vaat ederiz.” Demişti. Galiba haklıydı. İnsanlar çok çabuk unuturlarmış.. İyi güzel de, bu böyle gitmez... Artık AB üyesi bir ülkenin insanlarıyız, ve bu değişecek.. Er veya geç.. Bu değişecek.. Ve bizde de yalan söyleyen politikacının defterini halk dürecek..
VALLAHİ PARDON, SORRY BE ARKADAŞ! Vallahi pardon,sorry be arkadaş! Çok gördük, çok duyduk, çok yaşadık.. Bu kadarı da artık, bilemem ama nasıl olur diye düşünüyorum. Sözünü ettiğim ülkenin kirlenen politikası.. Ve bu politikayı kirleten politikacıları.. Kim, nasıl, ne zaman temizleyebilecek bunları.. İzliyorsunuz.. Bir hükümet varmış.. Mecliste çoğunluğu yok.. Bütçesi yok... Aldıran yok...Umurunda olan yok.. Vallahi pardon..sorry be arkadaş! Ne o, hiçbir anlamı kalmayan “meclis”tekilerden Ne dışarıda bulunan siyasi partilerden ses yok.. Sivil toplum örgütlerinden ses yok.. E, vallahi pardon, Sorry be arkadaş! Son olarak referandum öncesi Serdar ve Kalyoncu’nun Papadopulos’la gizlice buluştukları ortaya çıktı. İzliyorum da hiç kimseden, YBH hariç, hiçbir siyasi partiden, hiçbir sivil toplum örgütünden ses yok. Duymadılar. Önemli görmediler. Vallahi pardon, sorry be arkadaş! Tam referandum öncesi, gizli toplantı... Kiminle, faşist Papadopulosla..Ne konuştular? Kim yapıyor bu gizli toplantıyı? Hade Serdar tamam da, Kalyoncunun ne işi var böyle bir toplantıda? Olamaz mı yani? Bize mi soracak kiminle toplantı yapacağını? Hayır tabii. İstedikleri zaman, istedikleri ile toplantı yapabilirler. Sözkonusu toplantının gizli tutulması, ve en önemlisi de halka böyle bir şeyin olmadığının söylenmesidir acaip olan. Ta ki, geçtiğimiz hafta olayın ortaya çıkmasına kadar, olayı reddedenlerin, “ e, partimi korumak için gizledim” şeklinde konuşması durumun vehametini azaltmaz. Aksine daha da batağa sürükler kirlenen politikayı. Çok gördük. Çin’de bir köprü çöktü, bayındırlık bakanı kendini sormlu tuttu ve istifa etti. Bir başka çağdaş ülkede polis bir mahkumu öldürdü, içişleri bakanı istifa etti. Bir başka ülkede orman yangınları nedeniyle orman bakanı istifa etti. İşte böyle, çağdaş ülkelerde hata yapan, yalan söyleyen politikacı ya kendi gider, ya onu götürürler. Ve böylece,o çağdaş ülkeler,politikalarını temizlerler. Allahın Türkiyesinde bile, son günlerde Tren kazasi nedeniyle ilgili bakanın istifası istenmekte. Burada tıs yok.. Vallahi bravo, sorry be arkadaş! Politikacısı, sendikacısı, sivi toplum örgütcüsü nerede? Hiç kimse duymadı, görmedi... Vallahi bravo, sorry be arkadaş!
DÜĞÜM DÜĞÜM ÜSTÜNE Kıbrıs sorununun çözümüne karşı olanlar, bu sorunun devamı nedeniyle ganimeti sürdürenler, ola ki bir gün soruna bir çözüm önerisi karşısında işlerin içinden çıkılmaması için düğüm üstüne düğüm örüyorlar. Annan planında da görüldüğü üzere Kıbrıs’ta sorunun çözümü için en önemli konuların başında mülkiyet sorunu gelmektedir. Toprak konusu sorunun çözümünde önemli, hatta en önemli bir etkendir. Annan planına Rumların hayır deme nedenlerinden bir tanesi de hiç kuşkusuz toprak konusudur. Bunu gayet iyi bilenler, Kıbrıs sorununu bu günlere kadar çözümsüz bırakmayı başaranlar şimdi de, toprak konusunun, bir andlaşmaya varılsa bile içinden çıkılmaz hale gelmesi için ne gerekiyorsa yapmaktadırlar. Bir kere, ABD ve İngiltere her ne kadar perde önünde Kıbrıs’ta bir andlaşmayı savunur görünmekte iseler de, perde gerisinde Adanın belli bir müddet daha bölünmüş kalmasında sakınca görmediler. Bu güçlerin Türkiye üzerindeki çıkarları onları bu şekilde davranmaya itti. Bu oyunun içinde hiç kuşku yok ki Tayyip hükümeti ve onların buradaki, şu andaki, temsilcisi Talat da bulunmaktadır. Düşünün Annan planı dolayısıyle gündeme gelen inşaat patlaması sürmektedir. Son altı ay içerisinde nerede ise son yedi,sekiz yıl içerisinde yapılan inşaat oranına denk inşaat başlatılmıştır. Bu memlekette andlaşma istediğini söyleyenler bunu ispat etmeliydiler. Bir andlaşma olacaksa bu toprakların eski sahiplerine mülklerine dönme imkanı için altı ay öncesinden tedbir alınmalıydı. Bilhassa eşdeğeri olmayanların kesinlikle ne inşaat yapmalarına, ne de bu mülkleri satmalarına izin verilmemeliydi. Hiç kimse ses çıkarmadı. Hatta el altından “daha çok inşaat. Boş Rum malı kalmasın. Rum döndüğü zaman hiç birşey bulmasın” diye teşvik edildi insanlar. Ve inşaat furyası başladı. Ne dağ kaldı ne tepe. Ne zeytin ağacı kaldı ne harup. Beşparmak dağları paramparça.. Değirmenlik Girne yolu yıkıldı. Hiç ses yok.. Talat’tan ses yok.. Denktaşlardan ses yok.. Onurlu ses ve diğerlerinden ses yok.. Tayyip’ten ses yok.. Papadopulostan, Hristofiyastan ses yok. Avrupadan, ABD’den, İngiltere’den ses yok.. Oysa illegal olarak Rumlara ait AB toprakları üzerinde bir yağma sözkonusu. Doğanın, çevrenin tahribatı söz konusu. Hepsi andlaşmış ses yok. Bir tek bu konuyu devamlı gündemde tutan biz olduk.. Şimdi belli ki Türkiyenin tarih alması dolayısıyla Türkiyeyi ziyaret eden AB yetkilileri, iş işten geçtikten sonra herhalde konuyu gündeme getirmiş olmalılar ki, yabancıların bu ülkede mal satın alması ile ilgili kısıtlamalar getirdiler. 125 yıllığına kira ancak olabilirmiş! Ondan sonra da o mülk Devlete kalırmış.. Sevsinler. Hangi Devlete kalırmış? Madem kısıtlama niyetiniz vardı a efendiler, bu işi niye altı ay evvel yapmadınız. Hiç olmazsa belki dönümlerce orman arazisi, ağaç, dağlar, tepeler kurtulmuş olurdu. Doğa ve çevre tahrip olmazdı. Ama sizin niyetiniz bu ülkeyi, herşeyi ile korumak değil. Bu ülkenin kaynaklarını yağmalamak, ona buna peşkeş çekmektir. Sorunun çözümünü zorlaştırmak, sorunların çözülmemesi için düğüm üstüne düğüm atmaktır. copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org
| ||