Yeraltı Notları, 9 Aralık 2003 Sevgül Uludağ | ||
Titina Loizidou: “Kıbrıs’taki çıkmaz sokak açıldı...” (*)
***
Titina Loizidou Girne’deki evi ve arazileri için, Türkiye’nin 1
milyon EURO’dan fazla tazminat ödemesini yorumladı: “Türkiye ilk kez
pratikte, Kıbrıs’taki sorumluluğunu üstlendi...” “Kıbrıs’taki
çıkmaz sokak açıldı...” (*) ***
“Türkiye’nin tazminatı ödemesi, çok olumlu bir işaret, olumlu
bir adım... Türkiye’nin tazminatı ödediğini öğrenmem farklı duygular
uyandırdı bende... Hoş bir gelişmeydi bu çünkü ilk kez Türkiye, pratikte Kıbrıs’taki sorumluluğunu gösteriyordu ve barışçıl
biçimde mülkümüzü kullanmamıza engel olmaktan Türkiye sorumluydu... Türkiye
ilk kez bu konuda sorumluluk üstlendi...Bu tazminatın ödenmesi, mülkümü
barışçıl biçimde kullanmamın da yolunu açtı...Bu insan hakkını talep
eden bunca yıllık mücadele
sonucunda, bu hakkın kısmi olarak karşılandığını gördüm ve mülkümü
geri alacağımdan da eminim...” ***
“Bundan üç-dört yıl önce Türkiye bu konuda ‘Bu bir çıkmaz
sokaktır’ diyordu, hatta bu konuda bir de kitap yayınladılar, internete de
koydular: ‘Loizidu vs. Türkiye– Çıkmaz Sokak’ başlığıyla... Görünen
o ki bu ‘çıkmaz sokak’ açılmıştır... Nisan ayı öncesinde Kıbrıs’ın
her yerinde görünen ‘çıkmaz sokak’ açılıyor... Nisan ayından bu yana
insanlar tümüyle özgür olmasa da geçiş yapıyorlar... Bu birazcık açılımın
tümüyle kapanmamasını dileyelim ve yavaş yavaş tümüyle açılmasını
umalım...” *** “Bu para
bana Türkiye tarafından, mülkümü kullanamayışım nedeniyle verildi. Bu
para Girne’deki evimi ve mülkümü tamir ve yeniden inşa etmek için kullanılmak
amacıyla açtığım bir hesaba konmuştur. Türkiye’nin bu parayı bana
verme nedenine uygun olarak kullanacağım bu parayı, yani Girne’deki mülkümü
barışçıl biçimde kullanmak amacıyla...” Röportaj: Sevgül Uludağ Girne’deki evi ve arazilerini barışçıl
biçimde kullanımının engellendiği gerekçesiyle Türkiye’yi Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi’nde 1989’da dava eden, davayı kazandıktan sonra
1998’den bu yana kendisine tazminat ödenmesini ve evine dönüşüne ilişkin
mahkeme kararının uygulanmasını bekleyen Kıbrıslırum Titina Loizidou, 2
Aralık 2003 günü Türkiye’nin Strazburg temsilcisinin tazminatı ödemesiyle
“birinci raund”u kazanmış oldu... Tarihsel öneme sahip bu olay ardından,
Titina Loizidou’yla yeniden konuştuk: SORU: Evet Titina, bu üçüncü röportajımız.... LOİZİDOU: Evet! Bu röportajlar
benim için Kıbrıslıtürklere açılan bir kapı gibidir...
Bu röportajları Kıbrıslıtürklerle olumlu iletişimde bir kapı
olarak görüyorum... SORU: Son röportajımızı, geçiş noktalarının kısmi açılışından sonra yapmıştık... O röportajda Türkiye’nin Ekim ayında tazminatı ödeyeceğini söylemiştiniz... Bu öngörülen tarihten yalnızca bir ay sonra ödeme yapıldı... Hangi tarihti? LOİZİDOU: Haziran’da buluşmuştuk
seninle... Veya Temmuz başı olabilir. Türkiye, Haziran ayında 6 ya da 7
Ekim’de ödeme yapacağını açıklamıştı. Bakanlar Komitesi tarafından Türkiye’ye
bir “son tarih” verilmişti, bir “deadline” – Türkiye koşulsuz ödeme
yapacağını duyurmuştu. Eylül ayında, 6 Ekim öncesindeki toplantıda, Türkiye
ödeme yapmayacağına ilişkin işaretler vermeye başladı. Böylece Bakanlar
Komitesi, Türkiye’ye ödeme yapması yönünde baskısını artırdı. 6
Ekim’den sonraki haftalarda Türkiye bir erteleme almıştı, kararın
uygulanmasıyla karşı karşıya kalınca... Bildiğiniz gibi karar, doğup büyüdüğüm
Girne’deki mülkümü barışçıl biçimde kullanabilmemdir. Ve Türkiye’nin
Girne’deki mümkümü “kullanım kaybı” (loss of use) nedeniyle tazminat ödemesi
de kararda vardır. Tartışma, bu komitenin, kararın uygulanmasından sonra açıklayacağı
kararla ilgiliydi... SORU: Hangi tarihte Türkiye ödemeyi yaptı? LOİZİDOU: 2 Aralık 2003’te ödeme
yaptı. Türkiye’nin Strazburg’taki Daimi Temsilcisi’nin İnsan Hakları
Sekreteri Mr. İmbere’e çeki verirken çıkmış fotoğrafını belki bazı
gazetelerde gördünüz. SORU: Türkiye’nin gerçekten ödeme yaptığını nasıl duydunuz? Çünkü hatırlıyorsun, geçen hafta Türkiye’nin ödeme yaptığı yönünde haberler çıkmıştı, seni aramıştım, doğru değildi o zaman bu haber... Yani, Türkiye bu kez gerçekten ödeme yaptığında neler hissettin? LOİZİDOU: Karışık duygular
diyebilirim... Hoş bir gelişmeydi bu çünkü Türkiye ilk kez pratikte Kıbrıs’ta
sorumluluğunu gösteriyordu ve barışçıl biçimde mülkümüzü kullanmamıza
engel olmaktan Türkiye sorumluydu... Geniş bir anlamda, bireysel haklardan söz
ediyorum, insan haklarından söz ediyorum. İlk kez görüyoruz ki Türkiye Kıbrıs’ta
bu konuda sorumluluk üstlenmiştir. Yalnızca bu değil, aynı zamanda, Türkiye,
tazminatı ödemekle, mülkümün barışçıl kullanım yolunu da açmıştır.
Bu da çok önemlidir. Bu insan hakkını talep eden
bunca yıllık mücadele sonucunda, bu hakkın kısmi olarak karşılandığını
gördüm ve mülkümü geri alacağımdan da eminim...İlginç olan şey, bundan
üç-dört yıl önce Türkiye bu konuda ‘Bu bir çıkmaz sokaktır’
diyordu, hatta bu konuda bir de kitap yayınladılar, internete de koydular:
‘Loizidu vs. Türkiye– Çıkmaz Sokak’ başlığıyla... Her zaman ödemeyeceklerini
söylüyorlardı. Görünen o ki bu
‘çıkmaz sokak’ açılmıştır... Nisan ayı öncesinde Kıbrıs’ın her
yerinde görünen ‘çıkmaz sokak’ açılıyor... Nisan ayından bu yana
insanlar tümüyle özgür olmasa da geçiş yapıyorlar... Bu birazcık açılımın
tümüyle kapanmamasını dileyelim ve yavaş yavaş tümüyle açılmasını
umalım... Bunu sokakta görebiliyorum... Daha önce barikatlar vardı, kum
torbaları vardı, askeri nöbet noktaları vardı... Bunlar hala orada. Ancak
şu anda elektronik olarak açılıp kapanan bir engel var, politikacılara göre
açılıp kapanan bir engel bu... Umarım ki sonuna kadar açılır, daha geniş
açıdan bakarsak konuya... Bu çıkmaz sokakların kalkacağını umalım, şu
anda birazcık aralanmış durumda... SORU: Türkiye size ödediği tazminatı bir “zafer” olarak takdim etmeye çalıştı. Anadolu Ajansı geçtiği haberlerde iki konuda talepleri olduğunu yazdı. Birincisi bunun emsal teşkil etmemesi ki bunun doğru olmadığını biliyoruz, ikincisi de sizin mülkünüzü kullanmanız konusunun tartışılmasının 2005’e dek ertelenmesi konusuydu. Türk medyasına dağıtılan haberler bunlardı. Siz bize tam olarak kararların ne olduğunu anlatabilir misiniz? LOİZİDOU: Öncelikle ben bir
politikacı değilim, hukukçu da değilim. Türkiye’nin benim mülkümü barışçıl
biçimde kullanmamı tartışıyor olduğu gerçeği – tarihlerden söz
etmiyorum – yalnızca bu konuyu tartışması dahi, Türkiye’nin benim mülkümü
kullanmakta engellediği yönündeki sorumluluğunu kabul ettiğini gösteriyor.
Tüm tarafların siyasi mülahazalarını bir yana koyuyorum çünkü siyasi görüşler
çeşitlidir ve farklı olabilir. Yalnızca şunu söyleyeceğim: bir karar vardır,
bu karar kısmi olarak yerine getirilmiştir, bir yönü daha vardır ve bu daha
da önemlidir ve uygulanmayı bekliyor. Türkiye’nin sorumluluğu üstlendiğini
görüyorum ve gelişmeleri görmek için sabırlıyım... SORU: Ancak bu 2005 tarihi, kararda “Türkiye bunu öneriyor” şeklinde not edilmişti, değil mi? LOİZİDOU: Evet, Bakanlar
Komitesi’nin Türkiye’nin bu konunun 2005 yılından sonra görüşülmesi yönündeki
isteğinin not edildiği belirtiliyor. SORU: Yani sadece konu not ediliyor, bir karar değil bu... LOİZİDOU: Evet... SORU: Yani Bakanlar Komitesi dilediği anda bunu yeniden gündeme getirebilir çünkü yalnızca Türkiye’nin bu isteğini not etmiş, bu konuda karar almamış... LOİZİDOU: Evet, böyle... SORU: Tazminat olarak aldığınız miktar 1 milyon 120 bin EURO’ydu değil mi? LOİZİDOU: Kıbrıs Lirası’dır
ödeme. 600 bin küsür Kıbrıs
Lirasıdır... Bildiğin gibi mahkeme kararında ödemenin Kıbrıs Lirası
olarak yapılması gerektiği belirtilmişti ve ödeme Kıbrıs Lirası olarak
yapıldı. SORU: Pek çok kişi bu parayla ne yapacağınızı merak ediyor. Örneğin bugün barikatı geçerken, sizinle röportaja geldiğimi öğrenen insanların ilk sorusu “Ona sor bakalım ne yapacak bu parayı?” oldu... LOİZİDOU: Burada da soruyorlar
bana... Bu para bana Türkiye tarafından, mülkümü kullanım kaybım
nedeniyle verildi. Bu para Girne’deki evimi ve mülkümü tamir ve yeniden inşa
etmek için kullanılmak amacıyla açtığım bir hesaba konmuştur. Türkiye’nin
bu parayı bana verme nedenine uygun olarak kullanacağım bu parayı, yani
Girne’deki mülkümü barışçıl biçimde kullanmak amacıyla... Biliyorsun
yalnızca ev değil sözkonusu, arazim de var Girne’de. Gene geniş anlamda
konuşuyorum Sevgül, benim için mülkümün yeniden inşası, Kıbrıslıtürklerle
yeniden biraraya gelmektir – mecazi anlamda konuşuyorum. Yeniden inşa demek,
Kıbrıslıtürklerle Kıbrıslırumların barışçıl biçimde biraraya
gelmesidir. Bazı şeylerin değiştiğini biliyorum... Çünkü insanlar
1974’te kaldığımı sanabilir, değilim, bazı şeylerin değiştiğini
biliyorum. Biliyorum ki pek çok Kıbrıslıtürk, özgür bölgelere yaşamaya
gelmek istemeyebilir veya bazı Kıbrıslırumların geri dönemeyeceğini
biliyorum ama dönüş hakları vardır. Bu hakları olmalıdır, mülkleriyle
ne yapmak istediklerine ilişkin karar verme hakları olmalıdır, nerede kalmak
istediklerine ilişkin karar verme hakları olmalıdır. Benim için bu para aynı
zamanda geri dönüşün, yeniden inşanın ve Kıbrıslıtürklerle birlikte yaşamanın
simgesidir. Tehditkar biçimde konuşmuyorum, bir tehdit olarak söylemiyorum
bunları... Bunu Kıbrıslıtürklere iyice anlatmak istiyorum – ben onlar için
bir tehdit değilim... SORU: Şimdi ne olacak? LOİZİDOU: Bildiğin gibi Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi kararının uygulayıcısı Bakanlar Komitesi’dir. Ben bu
komitede yalnızca Kıbrıs hükümeti tarafından temsil ediliyorum. Bu kanal
aracılığıyla sesimi Bakanlar Komitesi’nde duyurmaya çalışacağım,
kararın uygulanması için. Çok sabırlı oldum şimdiye kadar ve yine sabırlı
olacağım. Kararın uygulanması tümümüze devam etmek için güç katmıştır.
Komite kararın uygulanması ve sistemin güvence altına alınması için
elinden geleni yapmıştır. Bir süre dinleneceğiz... Eminim ki tümünün
dinlenmeye ihtiyacı vardır. Sonra devam edeceğiz... SORU: Türkiye’nin tazminatı ödemekle Kıbrıs’ta sorumluluğunu üstlenmesinden başka, kişisel duygularınız nelerdi? Mutluluk muydu? Bir tür zafer duygusu muydu? Bir tür tatmin duygusu muydu? Neler hissetmiştin tazminat ödendiğinde? LOİZİDOU: Bir tatmin duygusuydu...
Çok zorlu bir süreç olduğu halde, buna değdiğini hissettim. Bir bireyin,
nerede olursa olsun hakları olduğunu hissettim – bireyi koruyan kuralları
harekete geçirmesi ve haklarını talep etmesi gerektiğini hissettim. Bireyin
çok gücü olduğunu hissettim. Bunu saldırgan biçimde söylemiyorum. İnanıyorum
ki mahkeme kararı ve bu kararın uygulanmasına ilişkin tartışmalarda, Türkiye
bir şöyle diyordu, bir böyle diyordu –– demokrasiyle yüzleşme,
sorumluluk üstlenme ve Kıbrıs’a yönelik tavrını değiştirme konularında
sistem bir üyesini olgunlaşması için zorladı... Bu zorlamanın bir birey
tarafından gerçekleştirildiğini hissettim – bunun ille de ben olmam
gerekmezdi, herhangi bir birey olabilirdi -
ve tümüyle buna değdiğini hissettim. Bildiğiniz gibi dava 1989’da
başladı ve çok zorlu bir süreçten geçti. Karşılaştığımız ilk engel
Türkiye’nin coğrafi bir faktör ileri sürmesiydi – 25nci maddeyi
imzalayan Türkiye tarafından baskıya uğrayan bireylerin başvuru yapmasını
engelleyen coğrafi bir faktördü bu. Benim için bu sisteme bir meydan okumaydı
bir birey tarafından ve bu coğrafi faktör geçersiz kılındı. SORU: Okurlarımız için bu coğrafi faktörü biraz izah edebilir misin? LOİZİDOU: Sistem şuydu: Avrupa Konseyi’nin bir üyesi olduğun zaman, yavaş yavaş çeşitli anlaşmaları imzalıyorsun. 25nci madde bireyin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru hakkını içeriyor. Türkiye bunu 1987’de imzaladığında şöyle demişti: evet İnsan Hakları Konvansiyonu’nun 25inci maddesini imzalıyorum ancak buna bir madde ekliyorum ve diyorum ki bana karşı bireysel başvuruları ancak benim coğrafik bölgemden gelenlerden kabul ederim... Bu da şu demekti: Türkiye Anayasası’nın
geçerli olduğu coğrafi bölgeden gelmeyenlerin başvuru yapamayacağı anlamına
gelirdi bu. İşte bu nedenle benim davam o kadar uzun sürdü çünkü... SORU: Türkiye’nin bu coğrafyadan sorumlu olduğunu kanıtlamak zorunda kaldınız... LOİZİDOU: Evet... Bu çok çok önemliydi... SORU: Bu tarihseldi... LOİZİDOU: Evet, tarihseldi ama
yalnızca bizim için değil. İnsan hakları sistemi için tarihseldi... Bu da
bana göre insan hakları kurumu içinde, insan haklarını güçlendirdi. Çünkü
siyasi bölüm bu coğrafi faktörü kabul etmişti ancak mahkeme gelip “Bu geçersizdir,
kabul etmiyoruz” dedi. Hukuk, siyasilerin söylediklerinin üstündeydi... Bu,
bir birey tarafından gerçekleştirildi. Türkiye, tüm bu öykü boyunca bir
birey tarafından zorlandı – Türkiye başlangıçta bireyin gücünü
kavrayamadı sanırım ve şimdi Türkiye mülkün barışçıl biçimde kullanımı
için zorlanıyor. Türkiye’nin tazminatı ödemesini çok iyi bir işaret,
olumlu bir adım olarak görüyorum ve Türkiye’nin mülkün barışçıl
kullanımı konusundaki zorlamayı nasıl karşılayacağını da merakla
bekliyorum. SORU: İlk röportajımızda bazı Kıbrıslırumların, davanıza birazcık kuşkuyla yaklaştıklarını anlatmıştınız çünkü kazanıp kazanamayacağınızdan emin değillerdi, Türkiye’nin tazminatı ödeyip ödemeyeceğinden kuşkuları vardı. Türkiye’nin parayı ödediğini haberlerde duyunca tepkileri ne oldu? LOİZİDOU: Çok mutlu oldular... Çok
olumlu tepki gösterdiler. Yalnızca dostlarımdan, akrabalarımdan değil, hiç
tanımadığım insanlardan da mesajlar alıyorum... Herkesin hissettiği bir
kapı açılıyor... Elektronik engel kalkıyor, yarı yarıya kalkmıştır ama
tümüyle kalkacaktır... SORU: Medyanın ilgisi nasıl oldu? Türkiye medyasının, Kıbrıs medyasının, Yunan medyasının... LOİZİDOU: Sanırım Türkiye
medyası bunun ne kadar iyi birşey olduğunu söyledi. Bu durumlarda elbette
politikacılar her zaman durumu kendilerine göre takdim etmeye çalışırlar.
Türkiye’nin kendi içinde büyük bir savaş yaşandı bu davayla yüzleşme
konusunda. Bu durumu olumlu bir durum olarak takdim ettiler. Olumlu bir adımdır
bu o nedenle nasıl görmek isterlerse görebilirler... Ama içten bakmak ilginçtir.
Ben içeriden bakıyorum ve tüm süreci görüyorum, yavaş yavaş gelişimini
görüyorum... Tüm bu dava boyunca Türkiye’nin değişen tepkilerini görüyorum.
Daha önce fazlaca medyada yer almamıştı dava – 1996’da karar çıktığında
Türkiye basınında pek fazla yazılmamıştı sanırım. Basının ilgisi Türkiye
ödeyeceğim bu tazminatı dediği zaman arttı. Çünkü inanıyorum ki Türkiye
zor durumdaydı ve bunun öne çıkmasını istemiyordu... SORU: Benim sormadığım ama sizin eklemek istediğiniz birşey var mı Kıbrıslıtürk okurlar için? LOİZİDOU: Sabırlı olmalıyız
demek istiyorum, tümümüz çok travmatik deneyimlerden geçtik, daha olumlu biçimde
biraraya gelmeye, yalnızca kendi evlerimizin değil, Kıbrıs’ın tümünün
barışçıl biçimde tadını çıkarmaya bakmalıyız... (*) Bu röportaj, 8 Aralık 2003 tarihli YENİDÜZEN gazetesinde yayımlandı... Hamamböcüleri’ndeki okurlarımla da paylaşıyorum... copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||