Yeraltı Notları, 16 Subat 2001
Sevgül Uludağ

Milliyetçiler “ses” verdi

Kenan Akın, Adana doğumlu. Tornoculuktan milletvekilliğine gelinceye dek Kıbrıs’ın kuzeyinde az “ter” dökmemiş. Türkiye kökenli olması, değişen nüfus yapımız içinde Türkiyeli oylarını toplamasını sağlamış.

Akın, önceki günlerde Mağusa Hastanesi santral görevlisi Ahmet Bektaş’ı evire çevire dövdüğü için gazete manşetlerine çıktı. Bektaş, kalp hastası, bypass ameliyatı geçirmiş. TBMM’de bir süre önce MHP’li milletvekillerinin bir milletvekilini yumruklayarak öldürmesinden ve Rauf Denktaş’ın “Milliyetçiler sessiz kalmayın, ses verin” demesinden etkilenmiş olsa gerek. Çünkü Akın’ın geçmişteki sicili de oldukça kabarık.

Genel kurul salonunda küfreden, çanta fırlatan, kızdıklarına tabanca çeken Kenan Akın, Kıbrıs’taki ülkücülerle de içli dışlıydı. Henüz Tarım Bakanı iken, ülkücülerin “Maraş açılsın” talebiyle düzenledikleri toplantıya katılmış, onlara “destek beyanında” bulunmuştu. 1996’da Solomos Solomu adlı Rum gencin bayrak direğine tırmandığı gerekçesiyle vurularak öldürülmesi ardından Rum basını, Akın’ın “ateş ederken çekildiğini” öne sürdüğü fotoğraflarını yayımlamış, Akın bunun üzerine “Ben yapmadım ama ben de olsaydım yapardım, gebertirdim” demişti. Solomu olayına karıştığı gerekçesiyle İNTERPOL’ün Kırmızı Bülten’le aradığı Kenan Akın, bir yandan DP milletvekilliği yaparken, öbür yandan MAP’ın düzenlediği “Bütünleşme Şölenleri”ne katılıyor, kürsüye çıkıp konuşuyordu. Kuzey Kıbrıs’ın dört bir yanında düzenlenen “Şölenler” için MHP yetkililerinin de adamıza geldiğini ve bu “şölenler”de boy gösterdiğini ekleyelim. Bu şölenler ardından partisinden ayrılıp MAP’a katıldı ve ülkücülerin de mecliste “temsiliyetini” sağladı. Bakanlığı döneminde Çinlilere “KKTC Pasaportu” pazarlamaya çalıştığı gerekçesiyle Meclis’te hakkında soruşturma açıldığını da ekleyelim...

Bektaş’ı dövme nedeni, santral görevlisinin “yüzüne telefonu kapatması”. Kenan Akın, Xpress Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, yolda bir yaralı bulduğunu, onun için ambulans çağırttığını, ambulansın geciktiğini anlatıyor. Akın, santral görevlisini dövdüğünü kabul ediyor, aynen Solomu olayında söylediği gibi “Gebertebilirdim de!” diyor. Ailesinden biri yaralı olsaymış, o zaman santral görevlisini öldürebilirmiş de. Bir milletvekili “cinayet işleyebilirdim” diyor ve buna soldaki örgütlerin dışında ne hükümetin, ne devletin, ne devletin savcısının sesi çıkmıyor.

Aslında Kenan Akın bir simge – Kıbrıslı Türklerin içinde bulunduğu durumu her açıdan çok güzel özetliyor. Bir yandan TC Yardımları’nda MAP’lıların devlet içinde kadrolaşması için Ankara’dan “telkinler” geldiği söylenirken, öbür yandan ülkücü hareket, Rauf Denktaş’la birlikte, her geçen gün toplumsal muhalefeti aşağılayıcı ve hakarete varan demeçlerini patlatıyor, bunlar devletin radyo televizyonu BRT’de saatlerce tekrar tekrar yayımlanıyor.

Rauf Denktaş, özellikle son dönemlerde “çatlak ses” istemediğini, Kıbrıs sorununda “tek ses” vermek gerektiğini söylüyor, “sessiz kalan milliyetçiler artık ses versin” diyor. Denktaş yalnızca bunu söylemiyor, Kıbrıs Türk kimliği olmadığını, yalnızca Türk kimliği olduğunu da tekrarlıyor.

Kenan Akın bir simge – adamızın kuzeyinde, devlete derinden bağlı, aşırı sağ çizgideki ülkücüler artık devlet içinde kadrolaşmaya çalışıyor, devletin “derin hoşgörüsü” altında milliyetçiler her geçen gün daha çok “ses” veriyor.

KTÖS’ün verdiği ilana aşırı tepkiler, hakaretler ve tehditler de bunun parçası.

Çünkü amaç, toplumsal muhalefetin sesini kısmak, son mücadelelerini veren Kıbrıslı Türkleri sindirmek, tükenişlerini hızlandırmak...

Kenan Akın’a kızmayın, çünkü o yalnızca bir simge...Yalnızca satranç tahtasında bir taş...


Sevgül Uludağ|Ana Sayfa