Yeraltı Notları, 17 Subat 2001
Sevgül Uludağ

Sivil toplumun işi zor

Ömer Gazi Tekoğul’un Pergama’da Rum polisince uyuşturucu satmaya çalıştığı iddiasıyla kaçırılıp tutuklanması ardından, hatırlayacaksınız, bu kez de Kıbrıs Türk polisi Panayotis Çakurmas’ı uyuşturucu bulundurduğu iddiasıyla kaçırarak tutuklamış, olay İngiliz egemen üsler bölgesinde gerçekleştirildiği için bu işe İngilizler çok bozulmuşlardı.

Bir yandan Tekoğul ve Çakurmas’ın mahkemeleri sürerken, öbür yandan İngiltere’nin Kıbrıs’taki Yüksek Komiseri Edward Clay, olayı Rauf Denktaş’ın yanısıra, Kıbrıs’taki TC Büyükelçiliği nezdinde de ele almış, hatta İngiliz üsler polisi, iki toplumdan basını çağırarak, kaçırma olayının bilince çıkması için bir de “canlandırma” yapmıştı.

İngiliz üsler polisi şunu demek istiyordu:

“Bakınız, Çakurmas bizim bölgemizdeydi, şöyle şöyle oldu ve kaçırıldı...”

Kıbrıs Türk tarafındaki hiçbir resmi makam, Çakurmas’ın kaçırılmadığına ilişkin herhangi bir yalanlama yapmazken, Çakurmas davasında önceki gün ilginç gelişmeler oldu.

Bizimkilerin küçümsediği, Birleşmiş Milletler’in bir “irtibat subayı”, ya da bizimkilerin deyimiyle bir “BM çavuşu” mahkemeye çıkarak tanıklık yaptı.

Tekoğul’un Pile’de Rum polisince kaçırılıp tutuklanması ardından, Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Azınlıklar ve Konsolosluk İşleri Dairesi Müdürü Muhittin İkidereli, BM’nin irtibat subayını aramış ve ona buluşmak istediğini söylemiş.

Buluşmuşlar.

İkidereli, Tekoğul’un tutuklanmasıyla ilgili sözlü protestosunu aktardıktan sonra bir de mesaj vermiş:

“Ya 24 saat içinde Tekoğul serbest bırakılır, ya da bölgede yaşayan Rumlar kaçırılıp kaybedilirler...”

İkidereli’nin söylemiş olduğu sözlerle ilgili resmi makamlarımız herhangi bir yalanlama yapmadığına göre, bunu doğru kabul ediyoruz. Zaten Kıbrıs’ın kuzeyindeki rejimin doğasına da uygun bu sözcükler.

Ve bu sözcükler yaşamımızla ilgili birkaç noktayı, bir kez daha günışığına çıkarıyor:

1974’ten sonra Kıbrıs’ın kuzeyinde oluşturulan “devlet”, öylesine bir devlettir ki, dilerse insan kaçırabilir ve onları ortadan kaybedebilir, bunu uygulamasa bile, bunu yapabileceğini ilan edebilir ki bu da başlı başına büyük bir tehdittir.

Bu nedenle Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan hiç kimsenin yaşam güvencesi yoktur.

Aynı nedenle iki toplumun birlikte yaşadığı Pile köyünde veya İngiliz üsler bölgesinde yaşayanların da yaşam güvencesi yoktur.

Çünkü bir kez “devlet” kararını vermişse, onu engelleyecek bir “güç” yoktur.

Kıbrıs’ın kuzeyinde ne hükümetin, ne Meclis’in, ne mahkemenin “Ya Tekoğul 24 saat içinde serbest bırakılır, ya da bölgede yaşayan Rumlar kaçırılır ve ortadan kaybedilir” yönünde bir kararı olmadığına göre, “devlet” adına konuşan Muhuttin İkidereli, demek ki farklı mercilerin talimatıyla bu sözcükleri söylemiştir.

Bu yönde resmi bir karar olmadığına ancak buna karşın Çakurmas kaçırıldığına göre, operasyonu da Kıbrıs Türk polisi yaptığına göre, demek ki emirler polisin bağlı olduğu askerden gelmiştir.

Polis, aldığı kararlar, yaptığı operasyonlar, sınırdışı etmeyi kararlaştırdığı ya da sınırdışı kararını durdurduğu insanlarla ilgili olarak hiçbir sivil makama hesap vermiyor. Bunun nedeni, Kıbrıs Türk polisine, sivil makamların değil, KKTC Anayasası’nın geçici 10. maddesi uyarınca, askerin komuta etmekte olmasıdır.

1996’da 9 milimetrelik bir Uzi’yle faili meçhul siyasi bir cinayete kurban giden gazeteci-yazar Kutlu Adalı’yla ilgili Meclis’te bir araştırma komitesi oluşturulmuş, komite, Adalı cinayetinin Susurluk skandalıyla bağlantısını araştırmaya girişimişti.

Komite üyesi eski milletvekillerinin ifadelerine göre polis, komiteye istediği bilgileri vermekte “isteksiz” davranıyor, ikide birde “Biz sivil makamlara hesap vermek zorunda değiliz” diyormuş.

Susurluk kahramanlarından ülkücü Abdullah Çatlı, cinayetin işlendiği günlerde Kıbrıs’ın kuzeyindeydi, üstelik Çatlı pek çok kez Kuzey Kıbrıs’a Ercan Havaalanı’ndaki VIP salonundan giriş yapıyordu. Çatlı’nın adadaki faaliyetleriyle ilgili daha pek çok bilgi olduğu halde Meclis’in araştırma komitesi, bir rapor bile yayımlayamadan “kadük” olmuş, geçen yıl Adalı’nın ölüm yıldönümünde CTP’nin Meclis’e yeni bir araştırma komitesi oluşturulması yönünde verdiği önerge de, altı ayı aşkın süredir gündemde duruyor, Meclis bir türlü yeni bir araştırma komitesi açmaya “fırsat” bulamamış.

Polis sivil makamlara bağlanıp şeffaflaşmadığı sürece de, araştırma komitesi oluşturulsa dahi, dilediği bilgilere ulaşamayacak, askeri makamların “açıklanmasını uygun görmediği” konular, karanlıkta kalmaya devam edecek.

Polisin İçişleri Bakanlığı’na bağlanması için siyasi partiler arasında konsensüs oluşturulmaya çalışılırken, Başbakan Yardımcısı Mustafa Akıncı da dahil olmak üzere, AVRUPA gazetesi yazarlarına GKK eski komutanı Ali Nihat Özeyranlı’nın şiddetle karşı çıkarak, askeri makamları siyasi tartışmalar içine soktuğu, Avrupa yazarlarının, bu tartışmalar içinde casusluk komplosuyla tutuklandığı herkesin aklındadır.

Kısaca söylemek gerekirse, Kıbrıs’ın kuzeyinde polisin İçişleri Bakanlığı’na, yani sivil makamlara bağlanmasına Denktaş da, asker de onay vermiyor.

Geçen yıl oluşturulan ve Anayasa değişiklikleri üzerinde çalışan, Meclis Anayasa Değişiklik Komisyonu da bu yüzden tıkanmış ve çalışmalarını durdurmuş vaziyettedir.

Kıbrıs’ın kuzeyinde toplumsal muhalefetin bu tür konuları gündeme getirmesinden rahatsız olanlar, bu nedenle sivil toplumu baskı altında tutmaya çalışıyorlar.

KTÖS’e yönelik saldırılar esnasında internet aracılığıyla dünyaya haber geçilmesini dahi “devlete karşı işlenmiş suç” ilan eden Denktaş, Başsavcılık’tan bu yönde “önlem almasını” talep etmişti. Bu da gösteriyor ki Kıbrıs’ın kuzeyindeki rejim, elinde olsa Kıbrıslı Türklerin dünyayla her türlü iletişimini kesecek, ne telefon, ne faks, ne internet kullanmasına izin verecektir. Baskının boyutları görülmesin, duyulmasın diye...

Kıbrıs Türk toplumunda tarihimizin her döneminde olduğu gibi, bugün de, sivil toplumun işi çok zor, ancak şeffaflık, demokrasi, sivilleşme için mücadele yeryüzünün neresinde kolay olmuş ki bizde de kolay olsun?

Bu uğurda sayısız insanımız tarihimiz boyunca ağır bedeller ödedi, bugün de ödemeye devam ediyor...

Kıbrıs sorununun çözümü, adamızın her karış toprağında insan haklarının eksiksiz uygulanması, bu nedenle her zamankinden daha çok aciliyet taşıyor.

Aksi halde, yeryüzünden izole edilmiş, uluslararası dayanışmadan uzak, sürekli baskı ve tehditlerle yaşamak zorunda bırakılan, genç nüfusun göçetmesi nedeniyle durmaksızın kan kaybeden sivil toplum, mücadelesini tamamlayamadan silinip yokolabilir...


Sevgül Uludağ|Ana Sayfa