Yeraltı Notları, 19 Subat 2001
Sevgül Uludağ

“Sarı Lira gibi ömrünüz..”

Bu şiiri kimin yazdığını bilmiyorum. Yalnızca bugünlerde, kamu görevinden emekliye ayrılan kadınlara, Vergi Dairesi’nde birilerinin hep bu şiiri armağan ettiğini biliyorum.

Bu şiir emekliye ayrılan bir Kıbrıslı Türk kadın memurun elinden Girne’den bir arkadaşıma ulaştı.

Bu akşam bir kadın toplantımız vardı. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için yapacaklarımızı planlıyorduk. Sol ve sağdan farklı kadın örgütlenmeleri olarak altı yıldır birlikteydik – çok şey paylaşmıştık: yaratıcılığı, üretimi, acıyı, öfkeyi, krizleri...Yine de birlikteydik bunca yıldır...Kıbrıs koşullarında bu az şey mi?

Toplantıya başlamadan önce Girne’den bir arkadaşımız eline geçirdiği “Sarı Lira gibi ömrünüz” şiirini okuyor.

Duygulanıyoruz.

Birkaç itiraz geliyor. Birkaç yanlış anlama...

Ama özünde, hepimiz aynı şeyi anlıyoruz: asla hiçbirşey ertelenmemeli, yaşam hemen şimdi yaşanmalı...

Aralarında 42 yaşla en genci bendim, oysa benden çok daha yaşlı kadınlar birlikteliğimiz boyunca bıkıp usanmadan kadın hareketinin yeni kavramlarını yakalamaya çalışırken, aslında yaşın önemli olmadığını düşünüyordum.

Yaş, ancak yaşamak istediklerinizi yaşayamadığınızda, bir sevgiliye sarılıp öpmek istediğinizde ve bunu hep ertelediğinizde, sevdiklerinize onları sevdiğinizi söylemek isteyip de söyleyemediğinizde, umutlarınızı, düşlerinizi gerçekleştirmeyi hep ertelediğinizde önemli oluyor belki. Yaşamayı ertelememek gerekir – hele hele Kıbrıs gibi olağanüstü koşulların yaşandığı bir ada parçasında, yarınınızdan asla emin olamayacağınız bu topraklarda ister istemez “varoluşçu” kesiliyorsunuz. Uzun vadeli planlar yapamıyorsunuz, bugünü yaşıyorsunuz...

Bugün elektronik posta kutumda bir mesaj vardı. Buğu henüz 21 yaşında, bir üniversitede hem çalışıyor, hem masterini yapıyor. Uzun, siyah saçları var...Gülüşü insanın içini ısıtıyor...Çiçekleri, kaktüsleri seviyor, deniz kabuklarını seviyor, yaşamayı seviyor.

Çakıl taşları, deniz kabukları ve kaktüslerle harikalar yaratıyor...Evinde bir kafeste pamuk yumağı gibi hamsterler besliyor...

Ona kendi uydurduğum ve mutfakta denediğim yemek tariflerini atıyorum elektronik postayla, eşim onun için dağ mantarları buluyor ve neredeyse kızım olacak yaştaki bu genç kadınla dostluğun ağlarını örüyoruz yavaş yavaş...

Bugün bana attığı mesajda şöyle diyor:

“Dün gece bol bol eğlendim...Galiba hayatta en güzel şey genç olmak ve etrafında bir sürü arkadaşının olması...”

Gençler bize yaşamın güzel yanını, umutlu yanını, henüz ertelenemeyecek projeleri, çöpe atılamayacak, biriktirilmemiş anıları, o dinamik, yorulmaz enerjiyi, “devrim gecikmesin” diye geceyi gündüze katanları, ertelenemeyecek “devrimler” için verilen mücadeleleri anımsatıyor...

Gençler bize, yaşamın ne kadar güzel olduğunu, herşeyin ne kadar gelip geçici olduğunu, dün aldığınız pembe sümbüllerin bugün solmaya başlaması kadar herşeyin gelgeç ve değişken olduğunu, o nedenle tüm insani duyguların ertelenemez olduğunu hatırlatıyor...

Emekliye ayrılan Kıbrıslı Türk kadın memurlara, Vergi Dairesi’nde bir şiir dağıtıyor birileri...Bu şiiri kimin yazdığını bilmiyorum. “Sarı Lira gibi ömrünüz” diye başlıyor ve bana Buğu’nun “Galiba hayatta en güzel şey genç olmak ve etrafında bir sürü arkadaşının olması” sözcüklerini ve asla hiçbirşeyi ertelememek gerektiğini hatırlatıyor, çünkü yaşam, inanılmaz derecede kısa...

“Sarı Lira gibi ömrünüz”

“Yaşamak değil, beni bu telaş öldürecek” dediği gibi şairin

o telaştan, bırakın Paris yolunda

ılık rüzgarların karıştırması saçlarımızı

sevdiğimizle doyasıya bir sohbet bile edemedik biz...

gözümüz saatte söyleştik hep

koşuşur gibi seviştik

yarışır gibi çalıştık

hep yetişilecek bir yerler vardı

yapılacak işler, bir sonraki günün telaşı

bir öncekinin terine bulaştı

kör karanlıkta çalar saat yerine

kuşluk vakti kızarmış ekmek kokusu

veya yavuklu busesi ile uyanma düşlerini

hababam erteledik

20’li yaşlardayken

30’lara kurduk saatin alarmını

30’larımızda 40’lara

belki sonra 50’lere

lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat

kuşlukta uyanma fırsatını sunduğunda size

artık uyku girmez oluyor gözlerinize...

doyasıya söyleşmek

telaşsız sevişmek için

bol zamana kavuştuğunuzda

söyleşecek, sevişecek kimsecikler kalmıyor yanınızda...

özenle yarına sakladığınız

bir Sarı Lira gibi ömrünüz

vakti gelip sandıktan çıkardığınızda

bir de bakıyorsunuz ki

tedavülden kalkmış!...


Sevgül Uludağ|Ana Sayfa