Yeraltı Notları, 25 Subat 2001
Sevgül Uludağ
Korno testisi
İnternet çağında Korno’dan alınmış, kırmızı topraktan bir testinin ne anlamı olabilir?
Korno, Leymosun’un orada “Kırmızı köyler” diye bilinen bölgede bir köy. Korno’da yüzyıllardan bu yana Kıbrıs’ın o sarılıp öpmek isteyeceğiniz kızıllıkta kırmızı toprağından dev küpler, testiler, kandiller, yoğurt kapları, saksılar ve evlerimizde kullanılmak üzere binbir çeşit ıvır zıvır üretilir.
Leymosun’un kırmızı köylerine karşılık, Baf’ın toprağı inanılmaz beyazlıktadır. Yıllar sonra ilk kez Baf’a gittiğimde bu beyaz toprak yüreğime seslenmiş, ben, “Bu toprak da benim toprağım olabilir mi?” diye düşünmüş, beyaz topraklara uzanmak, onları avuçlamak, çocukken oynadığım gibi topraklarla oynamak gibi bir çılgınlığa kapılmıştım. Kıbrıs’taki yaşamımız hep gerçeküstü gibi olduğuna göre, bunun bir sakıncası da yoktu...
Kırmızı topraktan yapılmış, bundan tam 50 yıl önce Korno’dan satın alınmış bir testimiz vardı. O günlerde buzdolabı yoktu, şimdi kullanmaya alıştığımız mutfağın vazgeçilmez elektrikli aletleri yoktu. Korno’dan alınmış bu kırmızı topraktan yapılmış testiyi, annem ve babam Melunda’ya götürürdü. Ablam henüz ikibuçuk yaşındaydı, ben doğmamıştım. Melunda’ya “hava tebdiline” giden annem, bu Korno testisine her gün çiğ süt ekler, bu çiğ süt mayalanır, yoğurda dönüşürdü. Bu yoğurdu alıp tarana yapardı, soğuk kış gecelerine, içine bol hellim doğranan enfes tarana çorbalarına hazırlık için...
Tarana çorbası, Kıbrıslıların göçebe kültüründen kalma bir çorba türü. Anadolu’daki taranayı “un”laşmış halde alırsınız, oysa Kıbrıs’ın tarana çorbası, öğütülmüş, kabuklarından arınmış taranalık bulgurla ekşimiş yoğurdun karıştırılmış hamurundan yapılır. Bunlar küçük küçük parçalar halinde kesilerek selelere konur, güneşlendirilir ve kurutulur. Göçebe atalarımız, un gibi hazırlanmış taranayı yanlarında taşıyamazlardı uzun süre – kurtlanırdı, bozulurdu, atılırdı. Oysa güneşte kurutulmuş taranayı çok uzun süre bez bir torbada saklayabilirsiniz. Dilediğiniz zaman porsiyon başına bir avuç taranayı alır, suya koyar, yumuşatırsınız. Buna su ekleyerek pişirirsiniz. İçine bol hellim doğrar, kış gecelerinde bunu içersiniz. İçiniz ısınır...
Korno’dan alınma kırmızı küpümüz tarana yapmakta kullanılıyordu. Melunda’da hava tebdiline giden annem, yoğurdu ekşitip, bulgurları taranalık öğüttürerek tarana hazırlıyordu kış günleri için.
Korno testimiz, yine Korno’da yapılmış yağ, küllü suyu ya da zeytin koymaya yarayan dev küpümüzün yanında, bahçede dururdu. Yeşil otlar arasında bu Korno seramiklerinin kızıllığı yüreğimizi ısıtırdı. Çamaşır makinesi olmadığı günlerde, bahçedeki bu küpte küllü suyu yapılır, bu suya batırılan çamaşırlar yumuşacık olurdu. Aylin Örek’in naif resimlerinde bu küpleri görebilirsiniz...Banyoların, duşların olmadığı günlerde köylerimizde bu dev küpler, içinde yıkanmak için de kullanılırdı...Kıbrıs’ın kırmızı toprağından üretilen seramikler, yaşamın parçasıydı...
Oysa şimdilerde İtalyan seramikleri, Fransız payreksleri yaşamımızı süslüyor. Kıbrıslı Rumlar’dan kalma 30’un üstünde seramik atölyesini çarçur ettik, ancak birkaç tanesi çalışır gibi yapıyor. Zaten Kıbrıs’ın kuzeyine Türkiye’den gelen turistler yerli seramik değil Fransız payreksi almaya veya kumar oynamaya geliyor. UNDP’nin finansmanıyla kurulmaya çalışan seramik projesi de oradan oraya taşındı, sonuçta bir okulun atölyesine kapatıldı. Turizmin olmadığı bir ülkede seramik de cançekişiyor...Bir zamanlar yaşamımızın parçası olan seramik artık yerini plastik tabak ve bardaklara, plastik yoğurt kaplarına, ithal malı süslü püslü cam kavanozlara bırakmış...
Bu yıl bol bol yağmur yağdı. Kıbrıs’ın suya susamış çorak toprakları suyu kana kana içti. Her yanda yemyeşil otlar, mantarlar, rokalar, golyandrolar, maydanozlar, yumurta otları bitti. Bahçemiz bir vahşi doğa görünümüne büründü...Arada bir bize uğrayan Güneydoğulu Şehmuz, otları temizlemeye, ağaçları budamaya girişti.
İşte o zaman uzun süredir otların arasında duran Korno testimizin yerinde yeller estiğini keşfettik: birileri testiyi çalmıştı!
Annem ağlamayı beğenmiyordu. Korno testisinin çalınmasına çok üzüldü...
Melunda’yı, tarana yaptığı günleri, hava tebdillerini, Korno’ya gidişlerini, Leymosun’un kırmızı köylerini anıp durdu...
Şimdi Korno testileri onun yüreğinde bir yara...
Bu akşam oturup Rum arkadaşım Tina’ya bir mektup yazacağım. Ona “Bak Tina, Korno’ya git, kırmızı topraktan bir testi al, bunu bir yol bulup bana gönder. Bahçeye koyalım...Yürek yaraları hafiflesin...” diyeceğim...
Belki o zaman bölünmüş bir ülkede Korno’ya gidip bir testi alamamanın acısı annemin yüreğine oturmaz...