Yeraltı Notları, 27 Subat 2001
Sevgül Uludağ

Parti gazeteciliği

Bugünkü şekliyle Kıbrıs Türk basınına “egemen” olan “parti gazeteciliği”, 1975’te CTP’nin yayın organı YENİDÜZEN’le başladı.

Onu 1976’da UBP’nin yayın organı ULUS, ardından 1978’de TKP’nin yayın organı KURTULUŞ ve ardından 1980’de ORTAM izledi. UBP’nin bugünkü yayın organı BİRLİK 1979’da yayımlanmaya başladı. 1981’de ÖNCÜ, 1983’te Sosyal Demokrat Parti’nin YÖN gazetesi yayımlanmaya başladı. 1986’da DEMOKRAT, Kıbrıs Demokrat Partisi’nin yayın organı olarak yayımlanmaya başladı. YDP’nin yayın organı YENİ DOĞUŞ da aynı yıl yayın hayatına atıldı. 1987’de UBP’nin GÜNEŞ gazetesi yayımlanmaya başladı...Günümüzde YENİDÜZEN, ORTAM, BİRLİK, YENİ DEMOKRAT günlük siyasi gazeteler, YENİÇAĞ ise haftalık olarak siyasi parti gazeteleri şeklinde yayınlarını sürdürüyor.

Parti gazeteciliğinin götürüsü, getirisinden fazladır.

Parti gazeteciliğinde, öncelikle meslekten gelme koşulu, gazeteciliğin gerektirdiği yetenek, halkla iyi diyalog gibi koşullar aranmaz. Bir günde herkes gazeteci olabilir ve beş dakikada gazeteciliğe veda edebilir. Gazetenin patronu Partinin MYK’sıdır. Onun istediği olur ve istemediği olmaz. İsterse bir toplantıda gazeteci yaratır ve ertesi sabah bir kişiyi parti gazetesinin başına geçirir. Bu iş son derece kolay ve ilkesizdir. Böylece o kişi –ki hep erkek parti militanlarından seçilir-“gazeteci olur.” Gazeteci tayin edilmiş Parti profesyoneli için amaç, gazetecilik, habercilik ya da gazetecilik etiği değildir. Onun görevi inansa da inanmasa da, doğru bulsa da bulmasa da her ne pahasına olursa olsun parti gözcülüğünü ve sözcülüğü yapmaktır. Dünyada belki ancak gelişmekte olan ülkelerde görülebilen bu “fenomen” doğru ve tarafsız haberciliğin önünü de keser. ORTAM’ı alırsanız TKP’nin, YENİDÜZEN’i alırsanız CTP’nin, BİRLİK’i alırsanız UBP’nin ne düşündüğünü, ne yaptığını okursunuz, parti liderlik kadrolarının sayfalara serpiştirilmiş fotoğraflarına bakarsınız. BİRLİK’te CTP’nin, ORTAM’da UBP’nin, YENİDÜZEN’de UBP’nin ya da YKP’nin haberlerine yer verilmez. Kaba bir “particilik” gazeteciliğe egemen olur.

Parti gazeteciliğinde amaç, halkın çıkarlarından çok, partinin çıkarlarıdır. Haberler buna göre “uyarlanır”. Halkın çıkarına olsa dahi, partinin çıkarına hizmet etmiyorsa, o haberler “görmezden” gelinir. Bu değişmeyen bir kuraldır. Gazete çalışanları ya partiye bağlılıklarından ya da mecbur bıraktırıldıklarından olaylara partilerinin penceresinden bakarlar. Ama aynı kişinin partisine küsüp de bir başka gazetede yazdığı yazılara bakacak olursanız, düne kadar hararetle savunduğu partisi aleyhine neler yazmaz ki?

Parti gazetelerinde gazeteciler ve yazarlardan çok, parti kadroları köşe yazarı olur. Bir gün mutlaka milletvekili olmak isteyenler iç politikadan tutun da spora dek her alanda “kalem oynatır”.

Parti gazeteleri için en önemli “haber”, partiyle ilgili haberlerdir – o nedenle parti gazeteciliği, ağır sansür koşulları altında yapılır. Biraz da devekuşunu andıran bu tür gazeteciliğin aslında inandırıcılığı da yoktur.

Parti gazeteciliği, gazetecilik mesleğini de yıpratan bir “fenomen”dir. BİRLİK’te çalışan gazetecinin mutlaka UBP, ORTAM’dakinin TKP, YENİDÜZEN’dekinin ise CTP üyesi olması gerekir. CTP’ye yakın bir gazetecinin BİRLİK’te, ya da UBP’li bir gazetecinin YENİDÜZEN’de çalışması mümkün değildir. Zaten gazeteci böyle birşey yapmaya kalkışacak olsa öncelikle mensubu bulunduğu partinin üyeleri tarafından “döneklik”le, “satılmış” olmakla suçlanacaktır.

Parti gazeteciliğinde evrensel gazetecilik ya da haber etiği pek önem taşımaz. Önemli olan o partinin etiği ve kültürüdür.

Parti gazeteleri, partiler tarafından finanse edilse, parti üyeleri tarafından satın alınsa da, yine de tüm parti gazeteleri günümüzde borç içinde, derin krizler yaşıyor. Kendinden başkasına toleransı olmayan, farklılıkları hazmedemeyen, ancak kendi sesini, o da kendi üye ya da seçmen kitlesine duyurmak için yayımlanan parti gazeteciliğinin “modası” çoktan geçti – ancak bunu partilere anlatmak henüz mümkün görünmüyor. Çünkü ülkemizde “Kıbrıs sorunu” konusunda farklı toplumsal kesimler arasında “konsensüs” olmadığından, parti gazetesi olmayan gazeteler de, X ya da Y partiye karşı ayırımcılık yapıyor, haberlerine yer vermiyor. Parti gazetesi olmayan X ya da Y gazetenin patronu, hükümetle ya da iktidardaki güçlerle pazarlığına bağlı olarak X ya da Y partinin haberlerini “kesiyor”, filanca partiyi öne çıkaran haberlere geniş yer veriyor. Bunun yarattığı sıkıntı nedeniyle, partiler de kendi seslerini duyurmak amacıyla günlük ya da haftalık gazete çıkarıyor. Ancak bu bir kısırdöngü. Sonu olmadığı çok açık. Çünkü tümü iflas noktasında...Gazetecilikten para kazanıldığı nerede görülmüş?

1959’da çıkan NACAK, günlük 7 bin, 1963’te yayımlanan DEVRİM günlük 3 bin tiraj tuttururken, parti gazeteleri 300 ile bin arasında bir tirajla idare etmeye çalışıyor ve sürekli açık veriyor. Çünkü gazete satışlarından elde ettikleri kazanç, asla kağıt, çinko, baskı ve personel giderlerine yetmiyor. Tarihe gömülmeye adaydır...

Kıbrıs Türk toplumu “kurumsallaşmasını” henüz tamamlayamamış, her bakımdan “bağımlı” yaşamaya alıştırılmış, “öğretilmiş” bir “çaresizlik” içinde bir toplum olarak özgürleşmeyi yeniden öğrenebildiği oranda, medyasına da çekidüzen verebilecek. Belki internet gazeteciliği, Kıbrıslıların özgürleşme mücadelesine ivme katacak bir araç olabilir...


Sevgül Uludağ|Ana Sayfa