Yeraltı Notları, 10 Mart 2001
Sevgül Uludağ
Ekonomik kriz ve kadınlarımız
Ekonomik kriz kadınlarımızı nasıl etkiledi? Bu krizden çıkış yolları için neler düşünüyorlar?
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde düzenlediğimiz atölye çalışmasında konu buydu.
Kadın örgütlenmelerine katılanlar, genelde çocukları lise ya da üniversiteye giden, memurluktan ya da öğretmenlikten emekli olmuş, orta yaş ve üzeri kadınlar.
Bunun nedeni çok açıktır: daha genç ve küçük çocuğu olan kadınlar, kendilerine ayıracak zaman bulamıyorlar. Hem dışarıda, hem evde işleri çoktur. Çocuklarını bırakabilecekleri bir yakınları yoksa, o zaman bu tür çalışmalarda kolay kolay yer alamıyorlar.
O nedenle atölye çalışmasına katılanların yaş ortalaması 40-50 arasındaydı. Neredeyse tümünün derdi aynıydı: pahalılık, ekonomik ve siyasi çıkmazlar, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü, TL’nin %40 devalüasyonu nedeniyle üniversitede okuttukları çocuklarının dolar üstünden harçlarını, sterlin üstünden ev kiralarını nasıl ödeyecekleri...
Biraz hayat yorgunuydular ancak atölye çalışmasına katılanların ezici çoğunluğu, bu topraklarda hala umut olduğuna, bir çıkış yolu bulunabileceğine inanıyordu. Umutsuzluk ya da karamsarlık kadınlara egemen olamamıştı.
Kadınlar, TL’deki yaklaşık %40 devalüasyonu duyduklarında neler hissetmişti? Duygularını şöyle açıkladılar:
“Gelecek güvencesi korkusu yaşadım. Çocuklarımı nasıl okutacağım, dar gelirli insanlar ne yapacak?”
“Şokları yaşadım. Kendimi dolar borcu ve TL yatırımıyla sıfırlanmış buldum. Borcum iki katına çıkmıştı...”
“Puan karşılığı mal aldık, kuruttuk, sattık. Bankalara para yatırdık, kaptırdık, mudi olduk. Dolar karşılığı ev aldık, kriz bir kez daha vurdu. Mavlaktayız. Hem ekonomik, em sosyal çıkmazdayız...”
“Krizden ötürü yazı yazamıyorum. Şoktan sonra kendinize geliyorsunuz. Elbette yapacak birşeyler var, ben bunu arıyorum. Kendime iki ay süre tanıdım, yakınmayacağım. Evimde bir dilim ekmeğin dörtte biri kalacak. Ama yapacak şeyi arayıp bulacağım...”
“Dışarıdan bakıldığında birşey anlaşılmaz çünkü Kıbrıs Türk kadını dışa karşı birşey belli etmez, oysa içinde binbir yol vardır...Benim zamanım az kaldı. Birgün elim, birgün gözüm, birgün belim ağrır, sağlığım bozuluyor. Yaşadığımız krizleri, acıları yazmak isterdim ama buna zamanım olacak mı? Bunu düşünüyorum...Sağlığım bozuldukça ya bir ameliyat gerekirse nereden para bulacağım diye kaygılanırım...”
“Bir zamanlar bir kadının oğlu ölmüş. Buda’ya gitmiş. Oğlumun yaşamını geri ver demiş. Buda da ona, elbette yalnız git ve ölü çıkmayan evlerden pirinç topla bana getir demiş. Kadın Yollara düşmüş. Kısa sürede kavramış ki ölü çıkmayan ev yok...Kriz her evden bir ölü çıkmış gibi yaptı bizi...Herkesi etkiledi...”
“Tepedekiler çözümü hep dışarıdan bekler, bu benim çok ağırıma gider. Paramız yoksa, aklımız da mı yok?”
“Bundan 31 yıl önce kocamla hayata sıfırdan başladık. Ben ayağıma çizmeleri geçirdim, başıma yemeni bağladım, tarlalarda çalıştım. Çocuklarım üniversite mezunu işsizdir. Bu ilk kriz değil...Ve ben mücadeleciyim. Herşeye gene sıfırdan başlayabilirim, gene çizmelerimi giyer tarlalarda çalışırım. Ben umudumu yitirmem...”
“Krizi duyduğumda, bu hükümetin bu krizle başedemeyeceğini düşündüm. Hayal kırıklığına uğradım. Yurdumuzda başıbozukluk ve sahipsizlik yaşanıyor. Halk sahipsizdir. Türkiye kendine göre önlem alırken, bizdekiler oturup bekliyor. Yöneticilerimizi iyi seçmemiz gerekir...”
“Stresö üzüntü her hastalığı getirir. Bu krizi doğal bir afet, bir deprem gibi karşılamamız gerektiğini düşündüm. İyi ki evimizden ölü çıkmadı...”
“Kriz geleceği belli olan bir krizdi. Ben iyimserim. Mutlaka bir çıkış yolu vardır ve olacak...”
“Krizi duyduğumda ilk olarak borçlu olanları düşündüm. Kocamın emekli maaşının %40 azaldığını gördüm. Yine de tüm bunların geçici olduğunu düşünüyorum...”
“Markete gittim, iki paket şeker almışken, fiyatını görünce birini yerine koydum. Kemerlerimizi sıkıyoruz yani...”
“Ben emeklileri, yaşlıları düşündüm. Onlar ilaçsız kalamaz. İlaçlara okkalık zamlar geldi. Yine de krizin uzun süreceğini sanmam...”
“Ben kriz karşısında işyerimi kapattım çünkü bunu göğüsleyecek gücüm kalmamıştı...”
“Sanki çok rahattık da şok olduk...Elbette şimdi çok daha zordayız...”
“1963 olaylarını, Cemaat Meclisi dönemini, memurların ayda 30 Kıbrıs Lirası ödenmesini, kadın memurların 15 Lira ödenmesini yaşadık. Yaşamımız boyunca çalıştık. Ancak bir on sene önce hayatımızı düzgün sürdürmeye yetecek maaş almaya başladık. Sonra bu krizler geldi ve o da eriyip gitti...”
“Ekonomik krizlerde insanlardan özveri istenebilir ama alttakileri yukarı çekeceğimiz bir düzen kurmak gerekir. Bizler sürekli soğuk savaş ortamı, yalıtılmışlık, ambargolar, beceriksiz yönetimler altında yaşadık. Devletin ihtiyacı üç iken ve üç alması gerekirken yedi aldı. Har vurup harman savurdu. Egonomiya yapmadı. Egonomiya istersek yukarıdan aşağı inmeli, aşağıdan yukarı değil...”
“İnsanların kaybı telafi edilmeli, üretken bir toplum olmazsak bu durum sürecek. Kıbrıs’a barış gelmeli, bir dünya ülkesi olacak bir Kıbrıs’ta yaşamak isterim...”
“Krizle birlikte insanlar sürekli göçetmekten bahsediyor...Buna üzülüyorum...”
Kadınlar böyle diyor ve krizden çıkış yolları için çözüm önerilerini şöyle sıralıyorlardı:
“Şeffaf yönetim, her alanda denetim – bunun için devletten şirketlere, bankalara dek denetim mekanizmaları kurulması gerekir.”
“Kıbrıslı Türkler gerçek iktidar olmanın yolunu bulmalı...”
“TL’den vazgeçip stabil bir para birimine geçilmeli...”
“Pahalılığın önüne geçmek için kadınları bilinçlendirelim, sivil toplum olarak boykotlar örgütleyelim...”
“Olanı kader gibi kabul etmeyen, sorgulayan bir toplum modeli yaratalım...”
“Toplumun belindeki kemer değil isbahodur. Neyini sıkacak? Zaten isbaho parçalanmış vaziyette. Kıbrıs için barış ve çözüm istiyorum. Devlet önce kendi kemerini sıksın, bunu göreyim, o zaman ben de gönüllü olarak veririm yarısını kazancımın...”
“TL’den kurtulmanın yolunu bulmalıyız, barışla çözebiliriz krizleri...”
“Kıbrıs’a barışın gelmesi, TL’den kurtuluş, her alanda denetim mekanizması isterim...”
“Barış isterim...”
“Şeffaf bir yönetim, sorgulayan toplum modeli isterim...”
“Denktaş masaya dönmeli, ısrarla görüşmeli, haklılığımızı savunmalı...”
“Kendi ekonomik çözümümüzü kendimiz bulalım. Dıştan empoze çözüm bize uygun değildir.”
“AB’ye girişi hedef olarak saptamalıyız. Hem Kıbrıslı Türklerin, hem Türkiye’nin kurtuluşu bundadır...”
“Şükran diye diye bugünlere geldik. Bize balık vermesinler, balık tutmasını öğretsinler. Sessiz bir toplum olmaktan çıkmalıyız. Halkımız gereksiz yerlerde konuşur, gereken yerde ise susar.”
“Pahalılığa karşı kadınlar olarak protesto eylemleri yapalım...”
“Devlet ödemeleri dolar bazında olmalı, TL’den uzaklaşılmalı. Harcamalar devletten aileye kısıtlamaya gidilmeli. Devletin çiçek, çelenk gönderme, yemekler verme, RHA’ların pikniklerde görülmesi gibi savurganlıkları kısıtlanmalı...”
“üretmeyen hiçbir toplum ithalatla kalkınamaz. Dünyada böyle birşey yoktur. Biz aslında üretken bir toplumuz. Yerli malları destekleyelim, kaynaklarımızı geleceği hesaplayarak kullanalım...”
“Merkez Bankası olmayan ülkede dolarla ödeme olamaz. Bunun altyapısını hazırlayalım...”
“Tepki mekanizmasını çalıştıralım. Sesimizi sürekli duyuralım.”
“ülkede kayıt dışı ekonomi büyüktür. Kayıt altına alınsın. üretime yönlendirilsin. Kıbrıslılar yurtdışında neler neler yapar, başarıdan başarıya koşar. Yani biz balık tutmasını biliriz. Bu işleri yapabilecek Kıbrıslı elemanlarımız var...”
“Türkiye’ye kendimizi çok iyi anlatmamız lazım. Kendi ayaklarımız üstünde durmayı hedefleyen politikalar üretilmeli...”
“İnsanlar dürüst politika için politikaya girmeli. Politikacılar değiltirilmeli, başarısızlıkları teşhir edilmeli...”
“Sivil toplum örgütleri olarak pasif direnişe geçelim...”
“Cesur yürekli tüketiciler olalım, ağzımızı açıp konuşalım...”
“İşsizliğe karşı önlem istiyoruz.”
“İhracattaki sorunlar aşılmalı. Askeri kantinlerin iç piyasayla haksız rekabeti önlenmeli...”
Birbuçuk saatlik atölye çalışmamızda, kadınlarımız ekonomik kriz ve bundan çıkış yolları konusunda işte böyle düşünüyordu.