Yeralı Notları, 10 Nisan 2001
Sevgül Uludağ

Soldan gençler tartışıyor, sağdakiler hayatından memnun...

Bu akşam belki de bazı öğrenciler uçakta Kıbrıs-Türkiye arası uçuyor. Belki onlar CTP-DP dönemindeki gibi sınırdışı ediliyor. Henüz bu konuda birşey bilmiyoruz, yalnızca Yakın Doğu üniversitesi’nde eylemleri örgütleyen öncülerin polis tarafından alınıp götürüldüğü duyumları var. Polis sivil otoriteye bağlı olmadığına göre, onlardan gençlerle ilgili bu konuda bilgi almak neredeyse imkansız...CTP-DP döneminde de benzer olaylar yaşanmış, hükümette olan CTP, polisten bu konuda bilgi talep etmiş, o zaman siyasi iradenin kimlerin elinde olduğu açıkça ortaya çıkmıştı...

Bu akşam BRT’de AKİS programında siyasi partilerin gençlik kolları Kıbrıs’ı ve gençliğin geleceğini tartışıyor. Siyasi irade konusu, programda en çok tartışılan, üzerinde durulan, deşilen konu. Ama bunu sorgulayan soldan gençler çünkü sağın temsilcisi gençler hayatlarından memnun. Onların bir irade sorunu yok, bu çoktan başka yerlere teslim edilmiş olsa dahi...Bir ara polisin sivil makamlara bağlanması gündeme geliyor. Program yapımcısı Mete Tümerkan inanmazlıkla, TKP Gençlik MYK üyesi Yusuf Alkim’i sorgulamaya kalkışıyor: hükümet karar aldı da bunu engelleyen mi oldu? Yusuf Alkim, Başbakan Yardımcısı Mustafa Akıncı’nın polisin sivile bağlanmasını isteyince, askerin ona karşı nasıl saldırıya geçtiğini anlatıyor.

Bu akşam BRT’de AKİS programında gençler konuşuyor: sağdan ve soldan...MAP, CTP, TKP, UBP, YBH, DP, UDP’ye, Tümerkan akıl edip üniversitelerin iletişim fakültelerinde okuyan milliyetçi Türkiyeli öğrencileri de stüdyoya taşımış. Bu öğrencilerin bir kısmı Rumlara karşı savaşmaktan sözediyor, kimisi bayrak direğine tırmanırken vurulup öldürülen Solomos Solomu’nun neredeyse öldürülmesi gerektiğini savunuyor. Bu tür sözleri iletişim öğrencileri alkışlarla karşılıyor...

Tümerkan sorularını, resmi görüşü pekiştirecek biçimde hazırlamış. Soldan gelen gençleri milliyetçilik tuzağına düşürmeye ya da onlara üç beş soru sorup veya sözlerini keserek “şaşırtmaca” yapmaya kalkışıyor. TKP temsilcisi Yusuf Alkim’e “Rum tarafında çözüm için irade var mı?” sorusunu yöneltiyor. Alkim “Bizde olduğu gibidir onlarda da. Orada da, buradaki gibi barışı istemeyen gruplar var” deyince Tümerkan, bizden değil Rumlardan bahsetmesi gerektiğini ileri sürüyor. Gençler uyanık: onun hazırladığı tuzaklara düşmeyip kendi inandıklarını, hissettiklerini, düşündüklerini çok doğal biçimde dile getiriyorlar. CTP Gençlik Kolları Genel Başkanı Erkut Şahali de aynı soruya benzer bir yanıt veriyor ve “Siyasal irade var mı, yok mu? Bizde de var mı? Kıbrıs’ta bir ortaklığı ne kadar arzularız? Bu ortaklık oldukça ortaklığı arzulayacağız çünkü iki toplum 1974’ten sonra temassız kaldı, nostaljik niyetler, nostaljik hedefler var...Ortaklık için irade iki toplumdan farklı kesimlerin biraraya gelmesiyle ortaya çıkacak. Gençler olarak bu talebi ve inancı beslemek görevimiz var. Biz siyasi hatta sayısal anlamda eşitliği benimsedik, Umut Festivali’ne eşit katılımla, eşit statüde, tam ortaklıkla etkinliği ortaya koyduk, barış umudunu pekiştirdik” diyor.

YBH Gençlik Genel Sekreteri Murat Kanatlı, güneydeki egemenlerin, kuzeydeki egemenlerden daha baskın olduğunu, ancak toplumların katkısının yeterli addedilebileceğini söylüyor. Yapılan iki toplumlu etkinlikleri onbinlerce insanın desteklediğini hatırlatan Kanatlı, Türk tarafının çözüm süreci konusundaki “samimiyeti”ni sorguluyor. Kıbrıslı Türk ve Rum gençlerin Budapeşte’de imzaladığı ortak deklerasyonu anımatan Kanatlı, 4’ü Rum, 3’ü Türk bu gençlik örgütlerinin çözümü 1977-79 doruk anlaşmaları, Birleşmiş Milletler kararları, uluslararası hukuğa uygun, siyasi eşitliğe sahip federal bir Kıbrıs temelinde gördüklerini ve bunun altına imza koymuş olduklarını anlatıyor.

Tümerkan’ın hazırladığı sorular bununla bitmiyor, “Madem ki Rum gençler bu kadar çok barış istiyor, niye ambargoların kaldırılması, gençlerin uluslararası sportif ve kültürel yarışmalara katılması için yardım etmiyor?” diyor.

Yusuf Alkim “Bunun cevabı uluslararası hukuktadır. Dünyada Kıbrıs Cumuriyeti tanınır. Türkiye Cumhuriyeti de Kıbrıs Cumhuriyetini tanır, hiçbir takım gelip burada kamp yapmaz. Kıbrıs’ın kuzeyindeki egemenlik kimse tarafından tanınmıyor” derken, Erkut Şahali bu noktayı daha da ileri götürüyor ve şöyle diyor:

“Kıbrıs sorunu 1974’te çözüldü derseniz, talep ettiklerinizi Rum tarafından talep etmeniz anlamsızlaşır. 1974’te olan barış değil ateş-kesin sağlanmasıydı, aksi halde 77-79 doruk anlaşmalarına, görüşmelere gerek olmazdı. Önemli olan insanların propagandist konuşmaları değil, altına imza koydukları, onları gerçek anlamda bağlayan belgelerdir. Budapeşte’de imzalanan belgede de iki toplumun eşitliği öngörülüyor. Federasyon tezi, Kıbrıslı Türklerin uluslararası alanda ciddi bir avantaj elde etmesini sağladı, bundan vazgeçilip konfederasyona dönülmesi ciddi bir hata oldu...”

Kanatlı, stüdyoya taşınmış “iletişim fakülteleri öğrencileri”nin milliyetçi saldırıları ve suçlamaları karşısında şöyle diyor:

“Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası hukuktaki yasallığını burada istediğiniz kadar tartışabilirsiniz. Geçtiğimiz günlerde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Savunma Bakanı ile Türkiye Cumhuriyeti’nin Savunma Bakanlığı görevlisi biraraya gelerek tartıştılar. Bu iş 1964’te başladı, Türkiye o dönem Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığını kabul etti, hala kabul ediyor ve onunla ilişkidedir. Eğer uluslararası alanda sportif faaliyetlere katılmak istiyorsak, son olarak Yunanistan Dışişleri Bakanı Papandreu’nun önerisi vardır: Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar gelecek Olimpiyatlar’a ortak bir takımla katılsınlar dedi. Kore’nin yaptığı gibi katılalım” diyor.

Ancak bu öneri milliyetçilerin pek hoşuna gitmiyor...İki Kore’nin ve iki Almanya’nın aynı olduğunu, oysa Kıbrıs’ta Türklerle Rumlar’ın taa 1571 öncesinden “farklı” olduğunu, bu nedenle Olimpiyatlar’a birlikte katılamayacağımızı kanıtlamaya girişiyorlar...

Programda CTP, TKP ve YBH Gençlik temsilcilerinin en çok üzerinde durduğu konu siyasi irade...Erkut Şahali “Bağımlılık ekonomisi, bağımlılığa dayalı siyasi iradeyle Kıbrıs Türk toplumunun söz hakkının Türkiye Cumhuriyeti’ne devredildiğini” anlatıyor. Yusuf Alkim “TKP hükümettedir, ancak elinde o irade yok. Demokratikleşme ve sivilleşmeye ilişkin yasalar geçirmeye çalışır, bir yerde takılır. Polisin askere değil sivil otoriteye bağlanması konusunda Akıncı’yı askerin susturmaya çalışması gibi...Türkiye’nin bize para yollamasını değil, para kazanmayı öğretmesini isteriz. Bizi üretimden koparıp memur yapmasın. Turgu Özal döneminde Kıbrıslı Türkler üretimden koparıldı. İrade kimdedir? KKTC ürettiğini Türkiye’ye sokamaz. Bizim istediğimiz ana-yavru ilişkisi değil, gerçekten dost, kardeş ülke ilişkisi..” diyor.

Murat Kanatlı ise geleceğe yönelik düüncelerini anlatırken, stüdyodaki bir gencin gerekirse savaşmaktan sözettiğini hatırlatarak “Biz Kıbrıs’ı bir savaş değil barış adasına dönüştürmek istiyoruz...Kıbrıslı kültürü, çok kültürlü bir yaşamı sürdürmek istiyoruz. Savaşı savunanların karşısında olacağız. Yarın Derviş Ali Kavazoğlu ile Kostas Mişaulis’in 36. ölüm yıldönümü...Onlar ortak bir vatan ve ortak mücadelenin yolunu gösterdiler. Umut vardır, bizdedir...Siyasi irademize sahip çıkmalı, iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyonun kurulması, askersizleştirilmiş bir Kıbrıs, gerilimin olmadığı bir ada yaratmalıyız...” diyor.

Bu akşam AKİS programında en çok Kıbrıslı Türklerin iradesi tartışılıyor. Bunu sağın temsilcileri değil, solun temsilcileri yapıyor. Sağın temsilcileri hallerinden memnun. Onlar gece rahatça uyuduklarını söyleyip, her zamanki milliyetçi ideolojilerine sarılarak “Rumcu”ları suçluyor, Rumlara asla güvenmediklerini duyuruyorlar. Kıbrıs’ın kuzeyinde Kıbrıslı Türklerin iradesinin ellerinden alınmış olması, onlar için problem değil. Varlık nedenlerini statükonun devamına borçlu olan bu kesimler, toplumunyokoluşundan acı duymadıkları gibi, barışın düşünü kurmakta dahi zorlanıyor...


Sevgül Uludağ|Ana Sayfa