Yeraltı Notları, 17 Nisan 2001
Sevgül Uludağ

Dumanlı havalar...

Kurtlar dumanlı havaları sever...Bugünlerde Kıbrıs’ın kuzeyinde dumanlı havalar hakim. Dünkü ve bugünkü olaylara bir bakmak buna yeter...

Önce Güzelyurt’ta bir avukatlık bürosu yanıyor, ardından Pazartesi geceyarısı, DAÜ’lü gençlerin kaldığı, Maliye Bakanı Mehmet Bayram, Meclis Başkanı Ertuğrul Hasipoğlu, Başbakan Dr. Derviş Eroğlu’nun kızının evlerinin bulunduğu Mağusa’nın Karakol bölgesinde profesyonel işi zaman ayarlı, parça tesirli bir bomba patlıyor. Onur Sokak’ta Ersavaş Özgerek’e ait dört katlı apartmanın giriş kapısı önünde bir çöp bidonuna yerleştirilen bomba, apartman bitişiğindeki Temel Basımevi’ne ve sokakta duran araçlara büyük hasar veriyor. 30 metrekarelik bir alanda hasara yolaçan patlama sonucunda apartmanın giriş kapısıyla ilk üç kattaki bütün pencerelerin camları aşağı iniyor, beton duvarlar yıkılıyor, demir parmaklıklar havaya uçarak yola düşüyor.

Toplum faili meçhul bombalama olayının şokunu atlatamadan, bu kez de bir cinayet haberiyle sarsılıyor. Pazartesi’yi Salı’ya bağlayan gece, sabahın ilk saatlerinde, MHP’yle yakın olduğu, Susurluk kahramanlarından Abdullah Çatlı’yla yakın arkadaş olduğu iddia edilen Mahmut Yücetaş, altı kurşunla Palm Beach otelinin Müdürü, Gençlik ve Spor Bakanlığı eski Müsteşarı 43 yaşındaki Levent Soykut’u altı kurşun sıkarak öldürüyor.

Aynı akşam Mağusa’da bir apartman katı, bir ev yanıyor...

Havalar dumanlanıyor...Tam kurtlara göre bir ortam.

Böylesi olayları ilk kez yaşamıyoruz, toplum olarak dönem dönem, barış umutlarının yükseldiği, insanların açıkça konuşmaya başladığı, düşüncesini söylediği her dönem, dinamitler, molotoflar, profesyonel işi bombalar patlıyor, arabalar havaya uçuruluyor, evler, parti binaları kurşunlanıyor, siyasi cinayetler işleniyor. Kısacık tarihimiz böylesi sindirme ve susturma hareketleriyle örülüdür.

Şimdiki dönemin özelliği nedir?

Kıbrıslı Rumlar’ın Avrupa Birliği’ne üyeliği kesinleşiyor, Kıbrıslı Türkler zincirmele ekonomik krizlerle sarsılıyor, gün geçmiyor ki insanlar sokağa dökülmesin, hükümet istifa, Denktaş istifa diye bağırmasın. İnsanlar, Rumlar Avrupa Birliği’ne girince Kıbrıslı Türklerin ne olacağını açıkça sorguluyor. Başbakan Yardımcısı Mustafa Akıncı “Zamanımız kalmadı” diyor, CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, “Sonuç felaket olacak” diyor, YBH Genel Sekreteri İzzet İzcan Kıbrıs sorununu çözmenin tek seçenek olduğunu söylüyor. İnsanlar konuşuyor...Genç İşadamları Derneği “Ekonomi SOS veriyor” diyor, esnaf “İflas ettik” diye bağırıyor, “SON İHTAR” mitingleri düzenliyor. 41 örgütten oluşan Bu Memleket Bizim Platformu Denktaş’a ve Eroğlu’na muhtıra veriyor. Denktaş’a “%42 oyla bu toplumu temsil etmiyorsun, masaya dön! Kıbrıs sorununu çöz!” diyor. Arasta esnafı “Türkiye, Rumlara gösterdiği ekonomik kolaylıkları bize de göstersin” deme cüretini gösteriyor. Gençler sokaklarda, artık fahiş hale gelmiş üniversite harçları konusunda protesto eylemi düzenliyor. Ledra Palace’ta CTP Gençlik Kolları ile EDON’un düzenlediği UMUT FESTİVALİ’ne tüm baskı ve engellemelere rağmen, çoğu genç olmak üzere 2 bin Kıbrıslı Türk katılıyor, CTP Mağusa İlçesi’nin barışı ve çözüm isteğini öne çıkardığı yürüyüşüne bir o kadar insan katılıyor. Bugün Bu Memleket Bizim Platformu, barış için bir eylem düzenlese, eminim binlerce insan sokakları dolduracak...

Tüm bunları yakından izleyen Kıbrıs’ın kuzeyinde rejim iflas etmiş vaziyette – herşey çökmüş, kağıttan bir kule gibi herşey yıkılıvermiş. Neresini tutsanız elinizde kalıyor. Bu biliniyor, buna rağmen çeşitli baskı ve sindirme yöntemleriyle, havalara duman salınarak insanlar sindirilmeye, susturulmaya, bu insanlık dışı koşullarda yaşamaya zorlanıyor.

Rauf Denktaş, “Nankörler susturulmalıdır” diye bağırıyor. Ardından yangın, bombalama ve cinayet geliyor. Susurluk kahramanı Abdullah Çatlı’nın gölgesi Palm Beach’in merdivenlerine dek uzanıyor, bu gölgeye şahinlerin gölgeleri karışıyor, kurşunlar sıkılıyor, bombalar patlıyor...Halk terörize edilmek isteniyor...Sussun ve sesi çıkmasın, eleştirmesin, konuşmasın, düşünmesin...Böyle isteniyor...

Böylesi bir ortamda Türkiye Dışişleri Bakanı İsmail Cem, adamızı ziyaret ediyor...RADİKAL gazetesinde bir haber, “Ankara, Kıbrıs sorunu çözülmeden Rumların AB’ye girmesi durumunda üye bir ülkeyi işgal eden taraf konumuna düşmekten ve Rumların Türkiye’ye veto kartını kullanabilecek olmasından endişeleniyor. Rumların AB’ye girmesiyle zor duruma düşecek Ankara, KKTC’nin masaya dönüşü için formül arıyor. Cem bu amaçla Kıbrıs’a gitti...Bir Türk diplomat, Kıbrıs’ın Türkiye’nin AB yolundaki en önemli mayınlarından biri olduğunu söyleyerek çözümün aciliyetini vurguladı” diyor...

Şimdi masada AB kartı var...Aktüel ne yazmıştı? “Ya AB, ya Kıbrıs!” diye başlık atmamış mıydı?

Tüm bu karmaşanın nedenlerinden başlıcası bu olsa gerek...


Sevgül Uludağ|Ana Sayfa