Yeraltı Notları, 20 Nisan 2001
Sevgül Uludağ
Kıbrıslı kimliğimiz kuşatma altında...
Cuma sabahları SİM FM’de Radyo Gazetesi’nde “Serbest Kürsü” var. Sami Özüslu, hafta boyu hazırladığı Radyo Gazetesi’nde Cuma günleri mikrofonu vatandaşa veriyor.
Vatandaş konuşuyor, dertlerini, öfkesini, eleştirisini, önerisini dile getiriyor.
Bir zamanlar Hasan Hastürer de Kıbrıs FM’de benzer bir program yapardı, her sabah vatandaşları konuştururdu. Hasan Kahvecioğlu, önce Genç TV’de, ardından Kanal T’de Doğruya Doğru programında benzer bir yöntem izlerdi. Hem Hastürer’in, hem Kahvecioğlu’nun, “yukarıdan” gelen “direktifler”le programlarına son verildi.
Bu tür programlar iktidar odakları için büyük korku ve kaygı nedenidir. Bir yolunu bulup vatandaşın sesini kısmaya, bizzat radyo ya da TV kuruluşlarının sahiplerini bunu yapmaya zorlamaya kalkışırlar.
Vatandaş ne düşünüyor? Sokaktaki sade yurttaş, bu toprak parçasındaki yaşamımızla ilgili neler söylüyor?
Bu sabah SİM FM’de mikrofonu alan insanlar kanalizasyon sorunundan Kıbrıs sorununun çözümüne, Denktaş’ın Kıbrıs halkoyunlarına saldırısından arsa sorunlarına, çevre kirliliğinden Kıbrıs kimliğine dek her konuda görüşlerini, sorunlarını, öfkelerini dile getirdiler.
Orta yaşlı bir kadın “Büyük yangında evimiz yandı. Ardından bankadaki paramızı kaptırdık. Paramız gitti halbuki yargı engelleniyor. Büyük avukat, büyük dava adamı adaleti neden sağlayamıyor? İstese bu memlekette işler düzelmez miydi? Biz göçmen değiliz ki bu bizi memleketten atmaya çalışırlar. Şimdi bize oyun havası bulmuş, Ağustos böceği gibi oynayın der. Yani sanki çıldırdık ve çıkıp sokaklarda Karadeniz havasıyla, Güneydoğu Anadolu havasıyla oynayacağız...”
Mağusa’dan arayan bir kadın bombalama olayının etkilerini, bombanın tam evlerinin dibinde patladığını, hasar tesbiti için gelen devlet yetkililerinin kendilerine belki birgün tazminat alacaklarını söylediğini anlatıyor ve “İnsanlar beni hayrete düşürüyor. Bombalama olayını duyanlar gülüyor. İnsanlar sanki televizyon seyreder gibi memlekette olan bu olayları izliyor...” diyordu.
Bir başka vatandaş Lefkoşa’da evinin yanında kaçak fuhuş yapılan barlar bulunduğunu, bu “işyerleri”nin elektriğinin kesik olduğunu, her akşam saat 8’den 1’e jeneratör çalıştırdıklarını, durumu polisin de bildiğini ama kendisine “Yasa bize yetki vermez” dediğini anlatıyor, çalmadık kapı bırakmadığını söylüyordu. Bu yurttaş Çevre Dairesi’ne de başvurmuş ancak kendisine dairenin mesai çalıştığı, gece mesaisi yapmadığı, bu nedenle bu konuda yapılacak birşey olmadığı söylenmiş. Vatandaş “Yani alıp silahı bu bara mı gidelim? Ortada sorumluluk alan hiçbir makam yok, herkes bizi bağlamaz der” diyordu.
Ancak en büyük tepki Rauf Denktaş’ın halkoyunlarını önce Rumlar’ın bizden, ardından bizim Rumlar’dan çaldığımızı, bunların oyun olmadığını, oyun dediğinin Karadeniz oyunu, Güneydoğu Anadolu oyunu olduğunu söylemesine geliyordu vatandaştan. Denktaş Sinde İlkokulu’ndaki öğretmenlere seslenerek çocuklara Kıbrıs oyunlarını değil, Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz oyunlarını alıştırmalarını istiyor, bunlara “hasret kaldığını” duyuruyordu!
Bu sözlere tepkiler, bir zamanlar Kıbrıslılara “eşek” yakıştırması yapan Denktaş’a gösterilen tepkilere çok benziyordu. İnsanlar radyoyu arıyor, “Sapına gadar Gıbrızlıyık. Bundan gurur duyarık” diyordu. Radyo Gazetesi de inadına program boyunca Vaporum Üç Borulu, Lefkoşa’nın Kızları gibi Kıbrıs ezgilerini çalıyor, Kozan marşıyla program açıp kapatıyordu.
Derken tüm bunlara öfkelenen, bu tür programları arayarak “görevini” yerine getiren bir kadın arayarak kendisinin Türkiyeli olduğunu, Kıbrıslılarla Urfalılar arasında bir fark olmadığını, hepsinin Türk olduğunu, Urfa’da yaşayan Türklerle Kıbrıs’ta yaşayan Türkler arasında bir fark olmadığını, halbuki 17 yıldır burada yaşamasına karşın şimdi kendini bir Rum gibi hissettiğini söylüyordu. Bu kadına göre Kıbrıslılar sürekli olarak Türkiyelilere küfrediyordu ve “Ben askerime küfrettirmem, niçin bu kadar nankörsünüz?” diye soruyordu.
Sonuçta program Kıbrıslıların kimliklerini savundukları bir platforma dönüştü. Alsancak’tan arayan bir kişi “Biz Kıbrıslılar olarak güvercinden faşiste dönüşen Ecevit’i sevmek zorunda mıyız?” diye soruyor, Omorfo’dan arayan bir başka kişi “Türkiyeli emekçilerle Kıbrıslı emekçiler arasında bir fark yok. Sorun yöneticilerde. Biz bu yöneticileri sevmek zorunda değiliz” diyordu.
Kıbrıslılar göçediyor, Kıbrıslı kimliğimiz kuşatıldı, sürekli aşağılanıyor, sürekli olarak bizlere “Sen yoksun, sen kendini sandığın şey değilsin, sen başka birşeysin, ya da hiçbirşeysin” deniyor. Rejimin işbirlikçisi gazeteler, radyolar, televizyonlar neredeyse gün 24 saat bu saldırıyı sürdürüyor. Köy isimlerimiz değiştirildi, artık haritaya baktığımızda bile, eski bildik köyleri tanıyamıyoruz. Kendimize, yurdumuza, toprağımıza yabancılaştırıldık. Kendi kimliğimize yabancılaştırıldık. Bize “Kıbrıslı” diye birşeyin olmadığı söyleniyor, aslında “Siz yoksunuz, önemsizsiniz, esas olan biziz” denmek isteniyor.
Tırnaklarını bu topraklara geçirmiş, göçetmemek için direnen insanımız kendi kendini yönetme hakkından, kendi Cumhurbaşkanı’nı, kendi komutanını seçme hakkından, kendi polisini yönetmekten, kendi kaderiyle ilgili karar vermekten alıkonuyor. İşbirlikçiler hepsine razı – zaten onlar olmasaydı, bu rejim ayakta kalamazdı.
Alanımız daraltıldıkça daraltılıyor. Nefes almamız, direnmemiz güçleşiyor. Sayımız gözle görülür, elle tutulur biçimde azalıyor. Kuşatma altında bu yaşamda, en ufak bir umut kırıntısına dahi dört elle sarılmak zorunda kalıyoruz. Elimizden çalınmak istenen yaşamımızı, herşeye rağmen bu topraklarda sürdürmeye çalışıyoruz.
Kozan marşını dinliyorum, Karşılama’yı, SILA 4’ün Köprüden Geçemedim şarkısını...Al Yemeni, Mor Yemeni’yi...İki toplumlu koroya bunca öfkenin nedenini artık daha iyi anlıyorum. Kıbrıslı olan herşey yokedilmek isteniyor çünkü, şarkılarımız, oyun havalarımız, rahmetli Raif Denktaş’ın köy köy gezerek topladığı ve bestelediği anonim manilerimiz bize çok görülüyor.
Kıbrıs halkbilimine yadsınamayacak katkılar yapmış olan Raif yaşasaydı, kimliğimizin bu kadar aşağılanmasına isyan ederdi eminim. Tıpkı bugün vatandaşın SİM FM’de “Kahretsin!” deyip isyan etmesi gibi...