Sevgül Uludağ|Ana Sayfa


Yeraltı Notları, 24 Nisan 2001
Sevgül Uludağ

Bataklıklarda çiçek açar mı?

Dışarıda yumuşacık bir yağmur yağıyor. Dün fırtınalar vardı, bugün yazlıklardan kışlıklara girdik. Yarın ne olacağı belirsiz...Tıpkı yaşamımız gibi...

Denktaş, çocukları kabulünde “Bu ayrılık acıdır” diyor... “İnşallah gelecek yıl Rum çocuklarla kutlarsınız 23 Nisan’ı...”

Avrupa Birliği için övgüler sıralıyor ...Avrupa’nın savaşları önlemek için bir birlik oluşturduğunu anlatıyor...Sanki Avrupa Birliği’nin ENOSİS demek olduğunu iddia eden o değildi...Kıbrıs’ın bölünmüşlüğünden sözedenlere hain damgası yapıştıran da o değil miydi?

Neler oluyor?

Ankara’da üst düzey diplomatik görevde bulunan bir arkadaşımdan bir mesaj:

“Saatler geceyarısına yaklaşıyor...Tren kalktı kalkacak...Ankara’da Kıbrıs hiç bu kadar çok tartışılmadıydı...Kıbrıslı Türkler bu sürece dahil olursa olur, olmazsa tamamen dışında kalır...”

Ne kadar anlamlı...

Türkiye Dışişleri Bakanı İsmail Cem adaya gelip gidiyor, Denktaş’ın Avrupa’ya öfke dolu söylemi değişiveriyor.

Belli ki yemek Ankara’da pişirilip kotarılıyor. Bizlere yalnızca tadına bakmak düşüyor.

Azıcık tuz, azıcık yağ, birazcık limon ve nane bile katamıyoruz.

Yaşamımız Ankara’da geceyarısını gösteren saatlere bağlı...

Sanki bunca zamandır trenin kalkacağını söyleyen, Avrupa sürecine dahil olmalıyız diyen biz değilmişiz gibi, Denktaş kulaklarını Kıbrıs’a tıkamış, ancak Ankara’dan gelen seslere kulak veriyor. Hep böyle olmadı mı zaten?

Cem geliyor hava değişiyor. Türkiye Avrupa’ya aday, Kıbrıs mayın tarlası. Zaten Cem’in, görüştüğü liderlere Mayıs ayında Güney’de yapılacak seçimlerden sonra, görüşmelerin başlayacağını söylediği yaygın bir söylenti değil miydi? Denktaş’ın ağız değiştirmesi, söylemini “yumuşatması” belki de bundan olsa gerek.

Son üç ayda 1500 kişi işini kaybetti. Binlerce kişi Avustralya’ya, Kanada’ya göçetmek için başvuru yaptı. Yaşam buralarda çekilmez oldu. Herşey dibe vurdu.

Umut ve umutsuzluk arasında savrulup duran insanımız krizlerle başetmeye çalışırken, saatler çalışmaya devam ediyordu. Kıbrıslı Rumlar adım adım Avrupa’ya yaklaşıyor, Türkiye için saatler geceyarısına yaklaşıyor, trenler vagonlara en son atlayacaklar için düdüklerini öttürüyordu.

İstasyonlarda bir telaş, bir telaş, görülmeye değer...

Barış güçlerinin bu telaşı hissetmesi, bu treni kaçırmamak için daha fazla çaba harcaması gerekmez mi? Denktaş, yalnızca Ankara’dan esen havalara uyduğuna göre, bu memleket bizim belgisini topluma benimsetenlerin, herşeyi bir yana bırakıp, Avrupa trenini yakalamak için insanımızı harekete geçirmesi gerekmez mi?

Bataklıklarda çiçek açar mı? Hem de olağanüstü güzel çiçekler açar!

Kıbrıs denen, gizli servislerin, orduların, askeri istihbaratların, silahlanmanın, her tür yabancı çıkarın tam bir bataklığa dönüştürdüğü bu adada, bataklıkta çiçek açtırmak, umudu yaşatmak, kalkmakta olan trene atlamak için son bir çaba harcamak düşer hepimize!

Ya Avrupa’nın parçası olacağız, ya da yabancı turistlerin binbir formaliteyle ama büyük bir merakla görmeye geleceği bir hayvanat bahçesinde yaşayan dünyadan soyutlanmış, kendi halinde bir üçüncü dünya ülkesi gibi yaşamını sürdürmeye çalışan garibanlar olacağız...

Ha gayret! Çünkü bataklıklarda açan çiçekler ender güzellikte olur...Denemeye, çocuklarımızın bu topraklarda varolması için çaba harcamaya değer...


Sevgül Uludağ|Ana Sayfa