Yeraltı Notları, 25 Nisan 2001
Sevgül Uludağ
Evrensel insan hakları mı? O da ne?
Kibrit kutusu gibi sosyal konutlarda, Gülay’ın verandasına üç koltuk atıyoruz, önümüzde ufak bir masa, bir avuç kurutulmuş dut, ceviz içi, birer bardak yerli Afrodit şarabı...Bir arkadaşımız Londra’dan taze bir soluk gibi geliyor, uzun siyah saçlarının arasında beyaz teller var. Sakin sakin konuşuyor, heyecanımızı, öfkemizi, bu topraklarda yapmak isteyip yapamadıklarımızı anlıyor.
Metropol yolunda trafik yoğun, yine de sokağa yakın oturuyoruz...Gülay’ın bahçıvanı harikalar yaratmış, bahçeye renk renk çiçekleri olan fidanlar ekmiş. Güneşe teslim ediyorum kendimi, dostluğa ve samimiyete...
Bu akşam saatleri, gazetede bunaldığım, artık önüme gelen haberlerin beni çıldırtma noktasına getirdiği, çığlık mı atmak yoksa gidip bir kahve içip kendime mi gelmek gerektiğine karar veremediğim saatler.
Sabahleyin Gülay Kapadokya’ya doğru kısa bir yolculuğa çıkacak, gidişte ve dönüşte Ankara’ya uğrayacak. Londra’dan gelen arkadaşımız Pazar sabah Londra’ya dönecek. Ben burada kalacağım. İstanbul gözümde tütecek. Beyoğlu’nun kalabalığını özleyeceğim. Çiçek Pasajı’nda midye tava ve ballı künefe, Eminönü’nde, köprüaltında balık ekmek yemeyi, Kadıköy’de Bahariye Pasajı’nda, kuzenim Er’le bir kahve içmeyi, onun yarattığı yeni kreasyonlara hayretler içinde kalarak bakmayı, ürettiği kumaşlara hayran kalmayı özleyeceğim. İstanbul’un başdöndüren kalabalığını, dilediğim gibi saatler harcadığım kitapçıları, tramvayla gittiğim Ada Kitabevi’nde erken bir sabah kahvaltısını özleyeceğim. Yüreğim martılar gibi havalanacak, Asya’yı Avrupa’ya bağlayan köprünün üstünden süzülecek, ben burada, Lefkoşa’da olacağım, yüreğim İstanbul’u dolaşacak.
Gruplarda yaşadıklarımızı konuşuyoruz. Bu daracık toprak parçasında, “farklı” olmak, “farklı” düşünmek, ya da “farklı” birşey söylemek ağır bedeller ödemenize neden oluyor. Gruplarda kıskançlık, öfke, yaşam biçiminize açıkça itiraf edilmeyen bir özlem duyuluyor, özgürlüğünüze gıptayla bakılıyor ama intikam almaktan da geri durmayanlar oluyor. Neden böylesiniz? Herkes gibi olmanız gerekmez mi? O zaman grup çalışmalarında bu tür didişmeler, aşağılamalar, psikolojik şiddete varan suçlamalar insanı yorar hale geliyor. Farklı düşünenlere, farklı bir görüş ortaya koyanlara, en geniş ve her anlamıyla statükoya uymayanlara “Sen duygusalsın, sen saldırgansın, sen şöylesin, sen böylesin” suçlamaları yapılarak, sindirilmeye, susturulmaya çalışılıyor. Bu da şiddetin bir biçimi...Sürekli bu tarz bir şiddete maruz kalmaktan yoruluyorsunuz. Oysa direnmeniz gerek, çünkü dilediğiniz gibi olmak, dilediğiniz gibi yaşamak, özgür seçimlerinizi yapmak en temel insan hakkınız.
Londra’dan gelen arkadaşımız, özellikle bir kısım eğitimli genç kızlarımızda görülen fikir yoksunluğu ve farklılıklara karşı toleranssızlığı, onların ömürleri boyunca militarist bir düzende yaşamış olmalarına bağlıyor. “Farklı birşey görmediler ki, asla insan haklarıyla Kıbrıs’ta yaşananlar arasında bağ kurmazlar. Diledikleri kadar internette dolaşsınlar, okusunlar, araştırsınlar, kendilerine çizilen dar çevçevenin dışına çıkmaktan ürkerler. Tek gördükleri, tek duydukları, tek yaşadıkları böylesi bir üniformalı düzendir çünkü...” diyor.
Söz dönüp dolaşıp insan hakları konusuna geliyor. Belki bu konuyu yeterince işleyemedik, belki toplumumuza böyle bir bilinç aşılanamadı. Demokratik ve sivil bir toplumdan sözetmek mümkün değil, bu da çok doğal bir sonuç değil mi?
Geçen hafta, bir atölye çalışması için kağıt kalem ararken, elime Türkçe’ye çevrilmiş Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi geçiyor. Bunları bir etkinlik için Birleşmiş Milletler’den almış, gruplara dağıtmıştık. Bir kez daha açıp okuma gereği duyuyorum. Kıbrıs’ta yaşadıklarımızla, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin hiç örtüşmediğini bir kez daha keşfediyorum...
Önsöz bölümünde “İnsanın baskıya, baskı yönetimine karşı son çözüm olarak ayaklanmak zorunda kalmaması için, insan haklarının bir hukuk düzeniyle korunması bir zorunluluktur” deniliyor...
İşte Kıbrıs’ın kuzeyinde geçerli olduğunu söylemenin mümkün olmayacağı bazı maddeler:
“Madde 12: Hiç kimse özel yaşamı, ailesi, konutu ya da yazışması konularında keyfi müdahaleye, onuruna ve adına karşı saldırıya uğrayamaz. Herkesin bu müdahale ve saldırılara karşı yasa ile korunmaya hakkı vardır...”
“Madde 13: Herkes herhangi bir ülkenin sınırları içinde özgürce dolaşma ve oturma hakkına sahiptir. Herkes, kendi ülkesi dahil, herhangi bir ülkeden ayrılma ya da kendi ülkesine yeniden dönme hakkına sahiptir.”
“Madde 17 (2): Hiç kimse keyfi olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılamaz.”
“Madde 19: Herkesin düşün ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır; bu özgürlük düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları sözkonusu olmaksızın bilgi ve düşünceleri her araçta arama, elde etme ve yayma hakkını içerir.”
“Madde 21: Herkesin doğrudan ya da özgürce seçilmiş kişiler aracılığıyla ülkesinin kamu yönetimine katılma hakkı vardır. Herkes ülkesinin kamu hizmetlerinden eşit olarak yararlanma hakkına sahiptir. Halkın iradesi, hükümet erkinin temelidir; bu irade gizli ya da buna denk bir yöntemle yapılacak ve genel ve eşit oy verme yoluyla gerçekleşecek olan dönemsel ve dürüst seçimle belirir.”
“Madde 23: Herkesin çalışmaya, işini özgürce seçmeye, adil ve elverişli çalışma koşullarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır...”
“Madde 25: Herkesin gerek kendisi, gerek ailesi için yiyecek, giyecek, konut, sağlık bakımı, gerekli toplumsal hizmetler de içinde olmak üzere sağlığına ve esenliğine uygun bir yaşam düzeyine; işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılıkta ya da geçim olanaklarından kendi iradesi dışında yoksul kaldığı başka durumlarda, güvence hakkı vardır...”
“Madde 26: Eğitim, insan kişiliğiin tam gelişmesini, insan haklarıyla temel özgürlüklere saygının güçlenmesini amaç olarak almalıdır. Eğitim bütün uluslar, ırklar ve dini topluluklar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu güçlendirmeli ve Birleşmiş Milletler’in barışın sürdürülmesi yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir...”
“Madde 28: Herkesin bu bildirgede yeralan hak ve özgürlüklerin tam olarak uygulanmasını sağlayacak bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı vardır...”