Sevgül Uludağ|Ana Sayfa


Yeraltı Notları, 30 Nisan 2001
Sevgül Uludağ

Bu akşam ve her akşam yüreğim göçmen bir işçidir...

Bu akşam ruhum göçmen bir işçidir...

Emeğinden başka hiçbirşeyi olmayan, sigorta yatırımı, ihtiyat sandığı çalınan, kıdem tazminatına el konan bir emekçinin yüreğidir yüreğim...

Yüreğim bu akşam Ankara’dadır, Van’dadır, Leymosun’da ve Baf’tadır, Alsancak’ta izbe bir inşaatta, Karpaz’da bir köy kahvesindedir...

Bu akşam yüreğim bir emekçinin yüreğidir, yıllar yılı ter dökmüş, geri dönüp baktığında, zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olduğu bir düzende yaşamış, azıcık kazancı asla biriktirmeye yetmeyen, bütün aldığını hayatta kalmaya harcayan bir emekçinin yüreği...

Tuvale damlayan ter, tuşlarda uçuşan parmaklar, saksıya şekil veren ellerim bu akşam ve yeryüzünün düşünmeye cüret eden bütün beyinleri...

Ah bu akşam yüreğim İstanbul’da geceyarıları kağıt mendil satan bir sokak çocuğunun yüreğidir, bu akşam Hindistan’da tuğla taşıyan, Singapur’da ucuz emek olup istatistiklere giren, Kore’de Nike üreten gündeliği 50 sent çocuk işçilerin yüreğidir...

Bu akşam Şili’de eski bir madende ter dökerim, Meksika’nın yerlisiyim, dağlara çekilirim, bu akşam Brüksel’in arka sokaklarında bir inşaat işçisi, metroya sığınmış işsiz bir çingeneyim...

Bu akşam Omorfo’nun portakal bahçelerinde kaçak bir işçi yüreğidir yüreğim, inşaatlardan düşüp elini ayağını kıran, morgta memleketine gönderilmeyi bekleyen kaçak bir işçinin yüreğidir yüreğim. Alın tutun, bakın ne sıcak bir yürek bu: düşündüğü önemsenmeyen, asla söyleyeceklerine kulak verilmeyecek isimsiz, sıradan bir emekçi yüreği...

Bu akşam bilgisayarda harikalar yaratan yettie’lerin yüreğiyim, Belça’daki kasiyer kızların kasaya vuran parmakları, Lemar’da rafları düzenleyen işçilerin ay sonuna dek nasıl hayatta kalacağını hesaplayan beyinleri...

Bu akşam yüreğim yeryüzünün yüreğidir, emek verip yaratan herkesin yüreği...Bütün ezilenlerin yüreği...Bütün sömürülenlerin...

Biliyorum ki bu sömürü düzeni sonsuza dek gidemez, gitmez.

Yüreğimin ta derinliklerinde biliyorum ki sömürülmemden demagoji yapanlar da, sahte sendikacılar da, sömürüyü ayakta tutmaktan başka bir işe yaramayan işbirlikçiler de geçicidir.

Kalıcı olan benim, çünkü emeği veren, teri döken, yaratan benim...

Ekmeğin fiyatını bilmeyen, alış verişini emeğini sömürdüğü ücretli kölelerine yaptıran, şık toplantılarda benim adıma konuşanların sesine sağır artık kulaklarım. Karnım tok bunlara, biliyorum ki onlar güvenilmez...Beni yarı yolda bırakan, liberal rüzgarlara kapılmışlarla, işçi sınıfı bilimine ihanet edenlerle, sınıf atlamaya, sömürüden birazcık pay kapmaya çalışanlarla işim yok...

Çelişkileri onların utancı, bizim değil!

Pusulanı şaşırmaya gör, nerede duracağın belli olmaz...Oysa benim yüreğimin pusulası bellidir – bütün yeryüzü emekçilerinin pusulasıdır o, savaşa, sömürüye karşı, eşitlik, barış, ilerleme için çarpan bir yürek...

Kurşunlanan bir sendikacının yüreğidir yüreğim, Kırmızı 1 Mayıs’ları kutlayanlardır, lokalleri yakılan Türk İşçi Birliği’nde Cahit Usta’nın yüreğidir yüreğim...1 Mayıs günü hastane köşelerinde can alıp can veren, 1 Mayıs marşları kaleme almış, Emekçi’yi çıkarmış, maden grevinde bir köpek alıp işçi birliğinin bahçesine bağlayarak, Emekçi’ye “Satılık köpek” diye ilan veren, düzenle dalga geçen, asla yılmayan, hep direnen Cahit Usta’nın yüreğidir yüreğim... Kunduracılık, terzilik yaparken, Nazım şiirlerinden etkilenen, Türkiye’den gelen ilerici yayınları okuyarak ortak sendikal mücadeleye katılan bütün emektar sendikacıların yüreğidir yüreğim. Derviş Ali Kavazoğlu’nun, Mişaulis’in yüreğidir, hala bu topraklarda atan, biz hatırladıkça atacak olan...

Bu akşam yüreğim göçmen bir işçidir: Bu akşam, her akşam ve her 1 Mayıs’ta...


Sevgül Uludağ|Ana Sayfa