Yeraltı Notları, 6 Nisan 2001
Sevgül Uludağ
“Haberler” arasında...
Kıbrıs’ın kuzeyindeki haberlere bir göz atmak, bu toprakların mizahçılar için ne denli bol malzeme içerdiğini de gösterir.
Günboyu bu haberler önüme gelir, ağlasam mı gülsem mi, çığlık mı atsam yoksa bunları “normal” mi karşılasam bazan kestiremem. Bunlar o kadar ilginçtir ki günün birinde toplumumuzu araştıracak olan sosyal antropologlar, akıl sağlığımızı nasıl koruduğumuz konusunda eminim ilginç tezler geliştireceklerdir.
İşte size birkaç örnek:
Rauf Denktaş, Bekirpaşa Ticaret Lisesi’ni ziyaret ederek, burada öğrencilere yönelik bir yarışma açtı ve para ödülü vereceğini duyurdu. Larnaka’dan Kıbrıslı Türklerin neden göçettiğini bilen öğrenciler, Denktaş’tan parayı kapacak. Aynı gün, Halkın Sesi’nin manşeti “kına yakın” anlamına gidecek sözcüklerden oluşuyor ve 3500 Kıbrıslı Türk’ün Avustralya’ya göçetmek için başvuruda bulunduğunu bildiriyordu. Ancak Rauf Denktaş, bu insanların neden Avustralya’ya göçetmek istediğini bilenlere para ödülü vermeyecek, çünkü onu enterese eden Türk’ten değil, yalnızca Rum’dan kaçan Türkler.
Kamu-İş hafta içinde yaptığı açıklamada morgta çalışan işçilere neşter, iğne, iplik verilerek otopsi yaptırıldığını ve bunu kabul etmenin mümkün olmadığını, zaten adli olaylar nedeniyle otopsiyi işçilerin değil hekimlerin yapması gerektiğini duyurdu. Sağlık Bakanlığı ise olayı doğrulayarak, işçilerin yalnızca otopsilere “yardımcı olduğunu” belirtti.
Çok sayıda bilim yuvası üniversitemiz ise tam da bu ortamda ilginç bilimsel seminerler, sempozyumlar düzenlemekteydi. Hafta içinde Lefke Avrupa üniversitesi “Masal ve gerçek”, DAÜ ise “öyküler” konulu bilimsel seminerler düzenledi. İçinde yaşadığımız ortama gayet uygun konular seçtiler: neyin masal, neyin gerçek, neyin öykü olduğunu anlamak kolay değil çünkü.
Nitekim, Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği de, 7 Nisan Dünya Sağlık Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, herhalde bu karmaşadan hareketle, ruh hastalarına karşı artık ayırımcılık yapılmaması gerektiğini duyurdu. Özellikle son krizden sonra Türk tarafında insanların kaçta kaçının ruh hastasına dönüştüğü konusunda tabiplerimiz herhangi bir açıklama yapmadı ancak bu hastalara yönelik ayırımcılığın ortadan kaldırılması gerektiğinin altını çizdi.
Ekonomik krizle ilgili olarak bilimselliği elden bırakmayan DAÜ İşletme ve Ekonomi Fakültesi de “bilimsel” bir sempozyum düzenleyerek konuyu “tartıştı”. Resmi zevatın açılış konuşmaları ardından bölüm dekanı Doç. Dr. Mehmet Tahiroğlu, TL’yle ilgili para politikalarının akademik çevrelerde tartışılmasının “sankı Anavatan Türkiye’ye karşı olarak yapıldığı” şeklinde algılanmaması gerektiği şeklinde uyarılarda bulunarak, konuya “bilimsel” açıklık getirdi.
Tüm bunların ortasında KTAMS’ın gerçekleştirdiği eylemi de anmadan geçmeyelim. KTAMS yönetim kurulu, gizli bir mason locasının ya da Ku Klux Klan’ın giydiği kukuletalı cübbelerin benzerlerini giyerek Çarşamba günü Bakanlar Kurulu toplantısı yapılırken, Başbakanlık önünde eylem yaptı. Siyah cübbeleri görenler KTAMS’lıları Ermeni papazı sandılar çünkü bu cübbeler aynı papaz cübbelerine benzemekteydi, ancak yaftaları okuyunca, onların Kıbrıslı Türk olduğunu, her Çarşamba zam yapan hükümet içeride bu tür konularla meşgulken, sendikacıların da eylem yapmakta olduğunu kavradılar.
Yaftalarda şöyle yazıyordu: “Yetmedi, daha çok TL, daha çok enflasyon, daha çok zam”, “Devam edin, daha çok işsizlik, daha çok göç” ve “.......sizi başımızdan eksik etmesin”. Siyah cüppeleri içinde hükümetle dalga geçen sendikacılara buraya giden tiyatrocular da yardımcı oldu.
Kıbrıs’ın kuzeyinde durumlar işte bu merkezde...