Yeraltı Notları, 7 Nisan 2001
Sevgül Uludağ

Ortak vatan, ortak mücadele

4 Nisan 1924’te Piperesterona (şimdiki adıyla Alaniçi) köyünde yoksul bir ailde dünyaya gelen Derviş Ali Kavazoğlu, ilkokulun ilk beş yılını bu köyde okumuş. Sonra babası ölünce annesiyle birlikte Küçük Kaymaklı’da ablası ve akrabalarının yanına taşınmış. İlkokul altıncı sınıfı Lefkoşa’da okumuş. Ortaokul ve liseye devam etmiş ancak yoksulluk yüzünden liseyi bitirememiş. Evkaf’a başvurarak yardım istemiş, yardım yapılmayınca liseyi bırakmak zorunda kalmış.

Bir Rum dülgernn yanına çırak olarak girmiş. Sanatını öğrenirken sendikalarla tanışmış. Kitaplar, dergiler, Aziz Nesin, Sabahattin Ali romanları, Nazım Hikmet şiirleri, Bulgaristan’dan gelen Yeşil Işık, Marko Paşa, Merhum Paşa gibi yayınları okuyarak kendi kendini yetiştirmiş.

Asmaaltı’nda kendi atölyesini açmış. Ancak Necati Özkan’ın sigara fabrikası yakılınca, onun atölyesi de kül olmuş, yeniden işçiliğe dönmüş. Sonraları bir atölye daha açmış.

Türk İşçiler Birliği’nde, daha sonra PEO’nun Türk İşçiler Bürosu’nda çalışmış. Türk İşçiler Birliği’nin PEO çatısı altında, PEO binasında faaliyete geçmesiyle irlikte Türk Eğitim Külübü’nü kurmuş arkadaşlarıyla birlikte...

TEK’te gençler masa tenisi oynar, oluşturulan kütüphaneden yararlanır, spor yapar, içki ve kumarın olmadığı bu kulüpte biraraya gelirmiş.

50’li yıllarda TEK’e karşı faşistler saldırılarını yoğunlaştırmış. TEK’in komünist olduğunu, TEK’tekilerin vatan hainleri olduğunu yaymaya çalışmışlar. TEK binası Plevne sokağındayken camları kırılmış, TEK’e emek verenlerin bisikletlerinin lastikleri parçalanmış. “Kara Çete”, “9 Eylül” gibi faşist çeteler üstlerine salınmış.

TEK yöneticileri Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu Başkanı Kemal Şemi’yi ziyaret ederek bu saldırıların durdurulmasını istemişler. Kemal Şemi’nin yanıtı “Ahmet Sadi, Derviş Ali, Fazıl Önder’i TEK’ten atın da size yardım edelim” olmuş. TEK yöneticileri “Böyle şey olmaz” deyince aldıkları yanıt “O zaman devamlı bu darbeyi yeyceksiniz” olmuş.

1950’li yılların sonları “Ya Taksim Ya Ölüm”, “ENOSİS” sloganlarının ortaya çıktığı çok zor günlermiş. Yükseltilen milliyetçiliğe karşılık 1 Mayıs 1958’de ilericiler, faşistlere büyük bir darbe vurarak Rum, Türk binlerce işçiyle birlikte 1 Mayıs’ı kutlamışlar. “Birlik, beraberlik, danaışma”, “Kıbrıs ikiye bölünemez”, “Türk Rum beraber yaşayabilir” sloganlarıyla 1 Mayıs’ı kutlamışlar.

Aynı gece TEK kulübü basılarak kapıları kırılmış, tüm eşyaları yakılmış ve TEK kulübü yokedilmiş.

Çarşıda ise propaganda başlatılmış: TEK yöneticileri öldürülecek diye söylentiler dolaşırmış.

Bir gece tümü de TEK’te ve PEO’da çalışan, ortak bir vatan için uğraş veren Kamil Tümcel (Korat), Ahmet Sadi, Derviş Ali Kavazoğlu ve Fazıl Önder’den dördünden birinin mutlaka öldürülmesi emri verilmiş. Kamil Usta’yı bir İngiliz hakimin koruma görevlisi bir Türk arkadaşı, o gece öldürülmekten kurtarmış.

22 Mayıs 1958’de Küçük Kaymaklı’daki evinden eşiyle birlikte çıkıp PEO’ya giden Ahmet Sadi’ye suikast düzenlenmiş. Karısı vücudunu kocasına siper ederek, Ahmet Sadi’yi mutlak bir ölümden kurtarmış, her ikisi de ağır yaralanmış.

23 Mayıs 1958’de Abdurrahman Cemal vurulmuş.

24 Mayıs 1958’de Fazıl Önder vurularak ve bıçaklanarak öldürülmüş.

Aynı akşam Kaymaklı’da bir kahvehaneye “Bu akşam halkı tez dağıtın, panik yapmayın, bu gece Kamil Tuncel vurulacak” denilmiş. Kahveci bu olayı Kamil Tuncel’e haber vermiş. Tuncel, “Düşmana inat bir gün daha yaşamak gerek” diyerek 25 Mayıs 1958’de PEO’dan istifa ederek canını kurtarmış. Aynı günlerde yüzlerce Türk işçisi de PEO’dan istifa etmek zorunda bırakılmış, hayatını kurtarmak için...

Derviş Ali Kavazoğlu mücadelesini sürdürmüş. AKEL Merkez Komitesi’nde, PEO’da, kendi köyü Dali’de...11 Nisan 1965’te Kostas Mişaulis’le birlikte vurularak öldürülmüş...Kurulan pusuda faşistler Kavazoğlu’na makineli tüfekle 80 kurşun sıkmış...

Ortak bir vatan isteyenlerin, Rum-Türk kavgasına bulaşmak istemeyen, böyle bir kavga istemeyenlerin, zorla çatıştırılmayı reddedenlerin tarihini, ödedikleri ağır bedelleri, hayatlarını ortaya sürmelerini yaşayan tanıklardan dinledik bugün...

YBH Gençlik, “Ortak Vatan – Ortak Mücadele” adını verdiği etkinlikte, gözlerden gizlenen, unutturulmak istenen, sağdan soldan bölük pörçük dinlediğimiz ancak doğru düzgün belgeleyemediğimiz Kıbrıs’ta ortak mücadele tarihine ışık tutuyor.

Geçtiğimiz günlerde Alpay Durduran bir benzetme yapmıştı: “Bak, bu ağacı görüyor musun?” demişti, “Hep aynı gibi görünür...Eski dallar budanır, yenileri çıkar, ağaç aynı gibi görünür...Ama hep o yeni dallar arkadan geldiği için öyle görünür...”

Bu uzun soluklu yürüyüşte, düşüp kalanlar, takadı kesilenler, vurulup düşenler oldu...Ama meşaleyi elden ele geçirmeyi başaranlar da oldu...O nedenle Kıbrıs’ta ortak bir vatan ve ortak bir mücadele tahayyül edebilen YBH Gençlik’i Durduran’ın sözünü ettiği ağaçtaki genç sürgünlere benzetiyorum...


Sevgül Uludağ|Ana Sayfa