Yeraltı Notları, 8 Nisan 2001
Sevgül Uludağ

Fıçıdan çıkmak...

Bugünlerde herkes perişanları oynuyor...Öğrenciler Yakın Doğu üniversitesi ile Girne Amerikan üniversitesinde gösteri yapıyor. Bu üniversitelere ödedikleri harçların dolar üzerinden olması, bir anda verecekleri paranın iki katına çıkmasına neden olmuş. Devlet üniversitesi DAÜ’de durum daha da vahim. Yarın öğrenci taksitlerinin son günü, öğrenciler harçlarını ödemeye geciktikleri her gün için DAÜ’ye günlük 25 dolar “ceza parası” ödemek zorunda. DAÜ’lü öğrenciler de yarın gösteri yapacak...Öğrenciler şimdilerde kayıtlarını dondurmaya çalışıyor, çaresizlik içinde. Eğitimlerine ara vermek zorunda kalıyorlar. Ancak tüm bu şikayetler hiç yokmuş gibi, Eğitim Bakanı, DAÜ kökenli hoca Mehmet Altınay, yanına Denktaş’ı da alarak köy köy geziyor, ilkokul birinci sınıf çocuklarla “Okuma Bayramı” yapıyor.

Çocukları kolej sınavlarını kazanamayınca, orta halli aileler onları özel kolejlere koymuş, yabancı dilde eğitimi sürdürmelerini istemişlerdi. Geçen gün bir arkadaşım “Artık kızımı okuldan almak zorundayım çünkü dolar üstünden taksitler ikiye katlandı. Eskiden her ay 220 milyon TL verirdik, şimdi artık 450 milyon TL vermemiz gerek. Ben bu parayı ne yapsam ne etsem asla bulamam ve ödeyemem. Kızıma bunu söyleyince ağlamaya başladı. Onu teselli etmeye çalıştım, bu durumda sadece bizim olmadığımızı, sınıfından başka çocukların da okulu bırakmak zorunda kalacağını anlattım. Acaba onu Ruso’ya mı Atleks’e mi göndersem?” diyordu.

Çocukların hayalleri paramparça oluyor, gençler sokaklara dökülüyor, bu harçlar ödenmez, ödenemez, devlet birşey yapsın diyor, Eğitim Bakanı ise köylerde “okuma bayramı” ediyor!

Mudiler meşalelerle Dr. Küçük anıtına yürüyüş yapmaya, durumlarını Dr. Küçük’e şikayet etmeye hazırlanıyorlar. Belli ki yaşayanlardan umudu çoktan kesmişler, ölülerden medet umar hale gelmişler. Dr. Küçük’e şikayete gidecek olan PEYAK mudileri, hala kendi paralarının tek kuruşunu dahi geri alamamış. PEYAK sanki de TKP’lilerin çiftliği olmamış, bu dev kooperatifin batmasında TKP üst yönetiminin hiçbir rolü yokmuş gibi, Akıncı kendi işine bakıyor, Kemal Havalı’nın havası hala yerinde, ne de olmasa PEYAK’taki görevi hiç olmazsa bir dönem olsun milletvekili seçilmesine yaramış. PEYAK’a parasını yatıranlar perişan, TKP yöneticileri kendi gazetelerinde muhalefet, hükümette iktidar rolü oynamayı sürdürüyor, mudiler de Dr. Küçük’e meşaleli yürüyüş yapmaya hazırlanıyor!

Cuma günü Arasta ve Bandabuliya’da halkla röportaja gittik. Birkaç kişi konuşurken ağlamaya başladı. Bir kadın ne yapacağını bilemiyordu, tam bir umutsuzluk ve çaresizlik içinde çeklerinin geri döndüğünü, çocuklarına harçlık dahi veremediğini anlatıyordu.

Zaten üretimden koparılmış olan toplum, bir de bu kriz kucağına düşünce başını hangi taşa vuracağını şaşırmış halde, oysa Başbakan Dr. Derviş Eroğlu, kendi parti başkanlığının derdine düşmüş, memlekette olup bitenler onu pek enterese etmiyor. Bugün UBP’nin Mağusa İlçe Kongresi’ne katıldı, Eroğlu’na ikram yapılırken, rakibi Ertuğrul Hasipoğlu’na ikramda bulunulmadı. Eroğlu internette rakibinin kendisine saldırdığından yakındı, vatan millet bayraktan sözetti, halkın bu sıkıntılarıyla ilgili ağzından tek bir kelam çıkmadı. Akıncı derseniz hala “Türkiye’yle birlikte sorunları aşacağız” diyerek, umudunu Ankara’ya bağlıyor. Kelin merhemi olsa kendi başına sürmez mi? Ankara, aylar önce Kuzey Kıbrıs’a vereceğini duyurduğu 350 milyon dolarlık kredinin ilk dilimini dahi hala serbest bırakmadı. RADİKAL gazetesine bakacak olursak, Ankara bunu askıya almış. Önce kendi sorunlarını çözecek, sonra “Yavru”suna sıra gelecek.

Kuzey Kıbrıs’ta böylesi bir hükümete yüklenmenin ya da seçimlere gidelim diye öneri yapmanın anlamsızlığı da ortada. Bandabuliya’daki vatandaşlar bunu biliyor. Bir tanesi şöyle diyor:

“Bu hükümet buraya otur deyince oturur, kalk deyince kalkar, Biz gelirsek şunu yaparız demek de artık boş...Meclis’te oturacak adam istemiyoruz, emekliliğini kap, aylığın dolu gelsin, alt tabakadan üst tabakaya geçeyim anlayışı artık geçmez, bunlara herkes alıştı, kabul görmez. Bu ülkede artık bir anlaşmanın olması lazım. Herkes elindeki malın sahibi olduğunu bilmesi lazım. Bu toprak benimdir, bu memleket benimdir, bu köy benimdir diyebilmesi lazım...”

Bir diğer vatandaş nasıl ki Türkiye IMF’nin şartlarına evet demek zorunda, buradaki hükümetin de Türkiye’nin söylediklerine uymak durumunda olduğunu anlatıyordu. “Yani bir yere muhtaçsanız, isteklerine de uyacaksınız...Bu durumdan çıkış yolu ancak Kıbrıs sorununun çözümünden geçer. Çözümsüzlüğün bedelini Kıbrıslı Türkler ödiyor. Şu veya bu şekilde bir çözüm gereklidir. Fıçının içindeki bir insan ne yapabilir ki?” diyordu.

Vatandaş ne güzel tanımlamış: fıçının içindeki insan...Fıçının içindeki insan, her tarafı kuşatılmış, çevrilmiş, kolunu, bacağını oynatamayan, olduğu yerin dışına çıkamayan, hareket edemeyen, bir fıçıya, Kıbrıs’ın kuzeyine hapsedilmiş insan ne yapabilir?

Geçenlerde Dev-İş Genel Başkanı Ali Gulle, “Ne Denktaş’ı, ne Türkiye’yi 40 yıl bekleyecek takadimiz kalmadı...Ya çözerler, ya çözerler” diyordu...

Bu sancılı toplumun iradesini toparlayacak, umutsuzluğunu umuda dönüştürecek, öfkesini olumlu bir yöne, Kıbrıs sorununun çözümüne kanalize edecek siyasi bir güç gerek...


Sevgül Uludağ|Ana Sayfa