Yeraltı Notları, 13 Mayis 2001
Sevgül Uludağ
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını tartışalım...
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kıbrıs’la ilgili olarak Türkiye’yi suçlu bulduğu karar, uzun süre tartışılacak, referans noktası olacak, bu karar nedeniyle belki yüzlerce, binlerce dava açılacak...
Toplumumuzun gündeminde neler var? Bu karar toplum gündemine girebildi mi? TMT-B’nin ilericileri hedef alan planları gündem olabildi mi? Yoksa gündemimiz hala PEYAK mudilerinin ne zaman ödeneceği, Kredi Bankası’nın Amerikalılara devredilip devredilmeyeceği midir? Acaba toplumumuzun gündeminde Pazar günü başımıza kum yağdığı için Boğaz’da piknik yapma şansını kaçırmamız mı girmiştir? Belki de toplumsal gündem Fenerbahçe’nin Galatasaray’ın önüne geçerek şampiyonluğa yaklaşmasıdır, kimbilir...
Zeki’nin devam ettiği Avrupa Birliği’yle ilgili bir kursta hocalık yapan bir Alman, bu sabah kahvaltıda konuğumuz oluyor. Kıbrıs’ın üzerine inanılmaz bir kum bulutu çökmüş, güneş mavi renge dönüşmüş, arabalarımıza, ağaçların üzerine, her tarafa toprak yağıyor...Bu sabah Ledra Palace Oteli’nde kadın grubunun toplantısı olacaktı oysa KKTC makamları yine izin vermemiş, buna bir gerekçe gösterme zahmetine dahi katlanmamıştı. “İzin” verilmeyişinden habersiz Bahire de taa Cihangir’lerden çıkıp Lefkoşa’ya geliyor, barikata gidiyor, polislerle çekiştikten sonra bana geliyor... Bu kum yığını altında hep birlikte bahçeye oturuyoruz, az sonra Burçin arıyor, Bakır Çağlar’ın AİHM kararını TRT-1’de değerlendirdiğini anlatıyor, az sonra o da çıkıp geliyor...
Bu kum yığını altında Alman arkadaşımız şöyle diyor:
“Avrupa Birliği yalnızca bir araçtır. Avrupa kendi örgütlenmesini böyle yapmayı kararlaştırmış. Bu araca karşı olamazsınız. Yemek yemeye karşı olabilir misiniz? Yemek hayatta kalmak için bir araçtır yalnızca. Yemeği beğenmiyorsanız, oturup kendiniz pişirir ya da istediğiniz gibi yemek pişiren bir lokanta bulursunuz...Ama ben yemeğe karşıyım, yemek olmamalı diyemezsiniz. AB’yi reddetmek mümkün değildir. Reddetseniz de AB oradadır, AB’nin şu ya da bu yönünü beğenmiyorsanız içine girip onu değiştirmeye çalışırsınız, bunun yalnızca bir araç olduğunu unutmazsınız...”
Avrupa, en önemli gündem maddemiz olmak durumunda çünkü Avrupa, uzağında bulunsak da, yaşamımızın parçası oluyor, yaşamımızı, bu topraklardaki geleceğimizi ilgilendiren konularda kararlar alıyor... Çoğunlukla “resmi” gündemde Avrupa’nın Kıbrıs’ı ilgilendiren yönleriyle ilgili düzgün haberler yok, ancak Avrupa’yı zehirli elma şekerine benzeten ve bu şekeri yiyen herkesin öleceğini ilan eden Meclis Başkanı Ertuğrul Hasipoğlu’nun ya da Avrupa’yı “Elen Kulübü”ne benzeten Denktaş’ın öfke dolu sözleri “haber” olabiliyor. O nedenle ne olup bittiğini BRT ya da TAK’tan değil, kaynağından öğrenmemiz gerekiyor... Avrupa’yla ilgili yaşanan süreçler ve alınan kararları resmi ağızların dışında değerlendirmemiz gerekiyor...
İtalya’da seçimler yapılıyor, Bask bölgesinde seçimler yapılıyor, AB dönem başkanı İsveç, Ecevit’e şartlı bir destek mektubu gönderiyor, elbette şartlardan biri de Kıbrıs olsa gerek. Medya bunu şu anda yazmasa da, bir haftaya kadar kokusu çıkar...AİHM kararıyla ilgili olarak yalnızca Bakır Çağlar değil, STV’de Mehmet Barlas ve Mehmet Altan da konuşuyor ve Türk tarafının derhal görüşmelere oturması gerektiğini, aksi halde Türkiye’nin Avrupa’dan ve dünyadan soyutlanacağını söylüyor. Uzun yıllar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye’nin avukatlığını yapmış Kıbrıslı anayasa profesörü Bakır Çağlar ise, Denktaş’ın görüşmelerden çekilmekle, Türkiye’nin AİHM’deki hukuksal kozunu elinden aldığını anlatıyor, Denktaş’ın derhal görüşme masasına dönmesi gerektiğini belirtiyor. Çağlar’ın “hukuksal zemin”den kastı, Türkiye’nin bunca zamandır Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, Kıbrıs’la ilgili olarak “Mülkiyet ve diğer konular, Birleşmiş Milletler gözetiminde yapılmakta olan görüşmelerde zaten ele alınıyor, o nedenle bu konuda karar almayınız” demesi ancak Denktaş’ın görüşme masasından kaçmasıyla, artık bunu diyemeyecek durumda kalmasıdır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararında, aslında buna bile atıfta bulunuluyor ve Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün, insan hakları ihlallerine gerekçe yapılamayacağı ısrarla vurgulanıyor...
Avrupa’nın bu kadar net mesajlarına karşın, Türkiye’de şahinler efelenmeye devam ediyor, sabık eniştemiz Şükrü Sina Gürel, Amerika’ya Kıbrıs konusunu görüşmeye giderken, bu kararı hiç dikkate almadıklarını, zaten kendilerinin bu mahkemede savunma bile yapmadığını duyuruyor! Düşünün! Kıbrıslı Türklerin geleceğini, Kıbrıs’ın bir bütün olarak geleceğini ilgilendiren, içinde mülkiyet konusu da dahil olmak üzere Kıbrıs sorununun yaşamsal yönleriyle ilgili konularda 7 yıldır devam eden bir davada, Türkiye, savunma bile yapma zahmetine katlanmadığını duyuruyor...Bu ne rahatlık?!!!
Denktaş ise çok sevinçli, görüşmelere gitmemek için çok iyi bir neden ortaya çıktığını ilan ediyor!
Ve tüm bunların ortasında toplumsal muhalefetimizden üç satırlık da olsa bir basın bildirisi, kararın etkilerini değerlendirecek bir basın toplantısı bekliyoruz...
Toplumsal gündemin çarpıtılmasına inat, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının etkilerini, bizleri nelerin beklediğini, nelerle karşı karşıya kalacağımızı tartışmanın zamanıdır...